SON DAKİKA
SON DAKİKA
İçimizdeki beyinsizlerden yakamızı nasıl kurtarırız?
1.05.2019
31 Mart yerel seçimlerinin ardından muhafazakar medyanın bazı yazarları öylesine ilginç yazılar yazıp öylesine analizler yapıyorlar ki bunlara kayıtsız kalmak zor.
AK Parti’ye yönelik eleştirel ve uyarıcı boyutta çok dikkat çekici...
Bu yazarlardan biri de  Abdurrahman Dilipak.
“Siyasetname” okumazsak “şikayetname” dinleriz!  başlıklı son derece  anlamlı bir yazı kaleme almış.
Öyle bir ders vermiş ki...
Her bir ifadesi iktidara eleştirel olarak anlam yüklü...
Bugün o yazıdan kesitleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

***

Diyor ki; 
“Bakın bir ülkede adalet yoksa barış da olmaz. Adalet ve barış yoksa, hiçbir özgürlük güvende değil demektir. 
Her zaman, her yerde haksızlık olur. Önemli olan haksızlığa uğrayan hakkını alabiliyor mu, haksızlık yapanın yaptığı yanına kâr kalıyor mu? 
İş ehline veriliyor mu, ehliyet ve liyakat görevlendirmede esas alınıyor mu, yoksa rüşvet ve torpille, yakınlık derecesine göre mi istihdam yapılıyor, karnınızı doyurabiliyor musunuz, iş ehline veriliyor mu, inandığınız gibi yaşayıp, düşündüğünüzü özgürce ifade edebiliyor musunuz, malınız, canınız, namusunuz güvende mi, kutsalınıza tecavüz edilmiyor mu, paranız para mı, yani emeğinizin karşılığını alabiliyor musunuz, oradan insanları kovsanız da gitmezler. 
Bunlar yoksa bağlasanız da durmazlar.”

Dilipak liyakati ortaya koyuyor.
Ve devam ediyor.
İyi okuyun!

Biz “Müslümancı” ya da “İnsancı” değiliz. 
Biz Hakk’a tapan bir milletiz. 
Hak nerede tecelli ederse biz oradayız. 
Irkımız, cinsiyetimiz, doğduğumuz yer, ana baba ya da hiçbir aidiyetimiz, Hakk’ın rızası ve ölçüsü dışında bize başkaları üstünde bir üstünlük sağlamaz! İnsan kılıklı bir mahluk hayvana zulmetse biz o hayvandan yana oluruz, o “belhum adal”a karşı. 

Daha doğrusu olmamız gerekir.
Hz. Ömer’in halife olduktan sonraki ilk hutbesini hatırlayalım. 
Yoksa, “Koçibey Risalesi”ni ya da Fuzuli’nin “Şikayetname”sini okuyalım. 

Nasıl da gidip aynı çukura düşüyor, aynı delikten ısırılıyoruz. 
Bu ahlaki zaaf içindeki adamlar bu kadar itibar görürken, bunlardan olmayanlar horlanıp itibarsızlaştırılıyorlar. 
Hz. Ali’nin Malik b Eşter’e gönderdiği mektubu da bulup okuyun bakalım, ne göreceksiniz.

“Beni bana bırakma / Beni nefsimle baş başa bırakma” diye dua eden insanlara ne oldu?
Hani istişare ve şûra yapacaktık, hani merhametimiz gazabımıza, sevgimiz nefretimize galip gelecekti!
Bizim bilmemiz gerekirdi ki, Allah bizi mallarımız, canlarımız, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecekti. 
Yaratılmış her şeyin bir kaderi, rızkı ve eceli vardı. 
“Beka” nasıl “sorun” oldu? 

Haşa! 

Dilipak ders vermeye devam ediyor...
“Bilim bilmemiz gerekirdi ki, peygamberlerin kurdukları devletler bile baki değildi ve her topluluk layık olduğu şekilde idare olunurdu. 
Biz kendimizi değiştirmedikçe, başımızdakilerin değişmesi ile Allah hükmünü değiştirmezdi. Peygamberlerin bile böyle bir gücü yoktu. 
Gökyüzünün ordularının komutası ve gayb hazinelerinin anahtarı onların elinde de değildi.

Bazı şeyler Hududullah’ın sınırlarını zorlar ve ağır bir bedel ödemek zorunda kalırız. 
O zaman umduklarımıza ulaşamaz ve korktuklarımızdan emin olamayız. Bu durumda değişmesi gereken biziz! Tevbe etmemiz ve Allah’ın yardımının bize ulaşmasını engelleyenlerden yakamızı kurtarmamız gerekir. “İçimizdeki beyinsizler”den yakamızı nasıl kurtarırız ona bakalım. Sonuçta onlara bu serveti kazandıran ve onları bu makamlara yükselten bizler değil miyiz? 
Bu işler bu noktaya gelene kadar susanlar da bizleriz.

Dilipak yazısını öyle sözlerle noktalıyor ki “DERS” gibi.
Bakın neler söylüyor...

Ve tabii halk ve yöneticiler olarak kendimizi de değiştirmemiz gerekiyor. Bu “içimizdeki beyinsizlere” dikkat! Artık bunların süt dişleri yok. Köpek dişleri var. Çeneleri de çok güçlü. 
“İnatçı” birtakım “şeytan”ları ve “gözü dönmüş, şeytanlaşmış, münafık karakterli” başka dostları da var!

Siz FETÖ’cüleri kovarken, onlara musallat olan şeytanlar, kılık değiştirip başka “cemaat”lerin kimlikleri ve sizlerle yakın duran yapılar üzerinden çevrenize sızıp, oyunlarına kaldıkları yerden devam ettiler. 

Siz kapıdan kovdunuz, onlar bacadan girdiler.  Yakınlarınıza, çevrenize bakın!
Eğer bu olaylardan da ders almayacaksak, gelecek olan ikinci bir “şefkat tokadı” değil, bundan sonrası daha da ağır bir ders olacaktır. 
Umarım bu defa olanlardan ders alınmıştır ve çözüm için geç kalınmaz. 
Çünkü yarın bugünden daha kolay olmayacak! 
Selâm ve dua ile.

***

İşte Abdurrahman Dilipak’ın yazısı böyle...
Sonuç kısmı çok şey anlatmıyor mu?
İktidar mensupları iyi okusun...
Ne diyor Dilipak;
Hz. Ali’nin Malik b Eşter’e gönderdiği mektubu da bulup okuyun bakalım, ne göreceksiniz.
“Beni bana bırakma / Beni nefsimle baş başa bırakma” diye dua eden insanlara ne oldu?

© 2019 www.karadenizgazete.com.tr | Karadeniz Gazetesi bir Güçlü Radyo ve Televizyon kuruluşudur.

Giriş Yap