SON DAKİKA

Haber > Sağlık > Karadeniz insanında fıtık riski daha fazla!

Karadeniz insanında fıtık riski daha fazla!

28 Mayıs 2017 Pazar - 10:31

Op. Dr. Mahmut Arslan'dan gazetemize çarpıcı açıklamalar...

Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Op. Dr. Mahmut Arslan Karadeniz insanının bel ve boyun fıtığına yakalanma oranının yüksek olduğunu dile getirerek, bunun en önemli nedenini bölge insanının çok çalışkan olmasına bağladı.

Kanuni Sultan Süleyman'ın dizelerinde geçen "Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi" sözü sağlığın önemini anlatan en güzel sözdür belki de… Yaşamın anahtarı olan sağlık her insan, her canlı için elzemdir. Sağlığı olmayan bir insana dünya bahşedilse nafile. Günümüzde birçok insanın en büyük sorunlarından biri de bel ve boyun fıtığı. Hastalığın belirtilerinden tedavi sürecine kadar bu işin uzmanı Trabzon Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Op. Dr. Mahmut Arslan ile söyleşi gerçekleştirdik. Arslan, Karadeniz insanının bu hastalığa yakalanma oranının yüksek olduğunu dile getirerek, bunun en önemli nedenini bölge insanının çok çalışkan olmasına bağladı. İşte Arslan ile yaptığımız röportajdan pasajlar…

PSİKOLOJİK BASKI

Boyun fıtığının belirtileri nelerdir?

Boyun fıtığında özellikle hastada şiddetli kol ağrısı oluşur. Hastalar genellikle bel veya boyun ağrısı ile geliyor. Hastaların yüzde 80’inin boynunda ağrı oluştuğunda kendini fıtık olduğuna şartlandırıyor. Halbuki yaptığımız tedavilerle bunun basit bir boyun ağrısından ibaret olduğunu anlayabiliyoruz. Hastalara bunu iyi anlatmak gerekir. Çünkü fıtık olduğuna kendini inandırmış hastalarımız var. Hastayı tedavi etmeden önce konuşmalarımızla kendini şartlandırmış insanlara bir nevi psikolojik baskı oluşturmak zorunda kalıyoruz.

O zaman siz psikiyatri görevi de görüyorsunuz değil mi?

Kesinlikle. Ben hastaya iyice anlatırım, hasta da memnun olur gider. Hasta anlayacak. Yani şöyle söyleyeyim: 17-18 yaşındaki bir insanla 40 yaşındaki bir insanın MR sonucu aynı olmaz. Mesela siz 41 yaşındasınız. 20 yaşındaki MR’ınız ile 41 yaşındaki MR’ınız aynı olmaz. Şu anki MR’ınızda, halk dilinde fıtık başlangıcı dediğimiz bulging protrüzyon görülür. Ama esasında bunlar bir hastalık değildir. Bunlar normaldir, fizyolojiktir. Saçınızın sakalınızın beyazlaması kadar normaldir. Hasta doktora gidiyor, doktor 'bel fıtığın var' veya '3 tane boyun fıtığın var' tarzı şeyler söylüyor, halbuki bir şey yok. Hasta boyun ağrısıyla geliyor, muayene ediyorsun, tamamen kas ağrısı.

Bu kol ağrısı sağ tarafta olduğu zaman insanlar sadece boyun fıtığı düşünmüyor. Kafalarında soru işareti oluşuyor, 'kalple alakalı da olabilir' diye. Bunun doğruluk payı nedir?

Mesela sol kola vuran ağrı çok farklı bir ağrıdır. Kalple ilgili olan ağrıysa bir anda ortaya çıkar. Sıkıştırıcı farklı bir ağrıdır. Aynı zamanda göğsünde de sıkıntı olur hastanın.

KALP AĞRISI DEVAM EDER

Boyun ve kalp ağrısını tam olarak nasıl ayırt edebiliriz?

Boyun ağrısı 24 saat devam eder ancak hastanın göğsünde bir sıkıntısı yoktur. Genellikle sadece kol ağrısı vardır. Kalp ağrısı ise göğse doğru devam eder. Hasta terlemeye başlar, tansiyonu düşer. Yani ikisi çok farklıdır. Hastalar çok tipiktir aslında. Mesela ciddi boyun fıtığı olan hasta polikliniğe geldiği zaman genelde kolunu tutarak geliyor. Çok kötü bir ağrıdır. Hatta bazı hastalar 'Şu kolumu kesip atın, istemiyorum' bile diyorlar. Öyle kötü bir ağrıdır.

O kadar kötü yani...

Zaten böyle durumlarda MR çektiğin zaman ciddi sonuçlar çıkar. Genellikle de bunlar ameliyata gider. Mesela bel fıtığında hastanın bacağı şiddetli ağrır. Ameliyat olmayabilirsin, o zaman da ya o ağrıyı çekersin ya da ayak bileğinde güçsüzlük olur. Diyelim bunlardan hiçbiri yok. Sadece şiddetli ağrın var. O zaman da ameliyattan kaçabilirsin ama ağrıyı çekersin. Bu da günlük hayatını kısıtlar. Ama boyun fıtığı öyle değil. Piyasada herkes her şeye ameliyat diyor ama boyun fıtığı gerçekten ameliyatlıktır. Boyun fıtığından kaçarsan omurilik hasarı gelişir. Omurilik hasarı da geri dönüşsüzdür. Mesela öyle bir bayanı ameliyat ettik. Hasta yürüme bozukluğuyla geldi. Şimdi yürümesi, her şeyi düzeldi hastanın. Bazen hasta geliyor, 'Benim kolum ötekine göre daha ince' diyor.

Peki o noktada gelen hastalar olduğunda geri dönüşüm yapabiliyor musunuz? İş işten geçti demeden önce geriye dönülmez mi?

Mesela hasta şiddetli kol ağrısıyla geliyor, muayene ediyorsun, MR çekiyorsun ciddi boyun fıtığı var, kolunda güçsüzlük var. Hastaya kolunu çek-it diyorsun ama hasta yüzde 50 hatta yüzde 30 kapasiteyle kolunu hareket ettirebiliyor. Ciddi güçsüzlük oluyor. Bu durumda problem nedir? Sinir yumuşak bir dokudur. Yani bir et parçası düşün, yumuşak bir doku. Fıtık ise serttir, kıkırdak dokudur. Kıkırdak doku gelip yumuşak bir şeyi eziyor. Bu durumda hastanın kolu şiddetli ağrıyor, uyuşuyor. Biz onu buradan alıyoruz. Alınca hastanın ağrısı geçiyor fakat o yumuşak olan doku, ezilmiş ve hasarlı. Sadece ödem varsa onu giderici ilaçlar verebilirsin. Hasta, ameliyattan sonra 'Kolumun ağrısı tamamen geçti ama kolumdaki uyuşukluk ve güçsüzlük devam ediyor' diyebilir. Bu nolmaldir çünkü tamamen sinirin fıtıktan dolayı gördüğü hasardan kaynaklanıyor. Sen fıtığı alırsın, sinir rahatlar, hastanın ağrısı geçer. Arslan, "Burada önemli olan doğru ilacı ve az ilaç vermek. Hayatı boyunca hiç boynu, beli ağrımamış insana da MR çektir, onda da bu fıtık başlangıçları çıkar. Bu kadar kesin konuşuyorum" dedi.

ŞEHİR HASTANESİ SÜPER OLUR

Karadeniz bölgesini alırsak diğer bölgelere oranla daha mı fazla?

Kesinlikle. Özellikle kadınlarımızda. Mesela Ege bölgesinin kadınlarına gidin Akdeniz bölgesinin kadınlarına gidin bu kadar çok olmaz. Ama yaşama tarzına göre de ağrı eşiği değişir, bizim insanlarımızın ağrı eşiği yüksektir. Örneğin Akdeniz bölgesinden bir kadının çok şiddetli hissettiği ağrıyı bizim insanımız genellikle kale almayabilir. Çünkü çalışma koşullarından dolayı ona alışmıştır ve ağrı eşiği yüksektir ufak tefek ağrıları hissetmez bile.

Trabzon’a bir şehir hastanesi kazandırma projesi var. Bu durumun Trabzon’a katkısı sizce ne olur?

Trabzon’da bir dağınıklık var; kemik hastanesi, göğüs hastanesi, doğum hastanesi vs. Yani ufacık bir şehirde bir sürü hastane var, bu durum hastalara zorluk oluyor. Tıp fakültesi dışında bir hastane daha iyi olabilir.

Şehir hastanesinin insanlara ne gibi bir katkısı olur? Şehir hastanesinin olması diğer hastaneleri etkiler mi?

Şehir hastanesinin olması diğer hastaneleri tabii ki etkiler. Yani insanlar tam donanımlı tüm branşları olan şehir hastanesine gider. Çünkü her işini orada halledecek. Kalbiyle ilgili bir sıkıntısı olan bir hasta der ki, hastaneye gelmişken bir nörolojiye de gideyim ya da cildiyede bir sıkıntısı vardır. Kalkıp başka bir hastaneye gitmez. Dağınıklık var, o bir sıkıntı. Yani şehir hastanesi çok güzel olur, süper olur. Planda var, inşallah yakında başlayacak.

İnsanların devamlı oturması, sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için kalkmasının ne gibi zararları vardır?

Genç bir beyefendiyi 15 gün 1 ay hiç kalkmadan yatıralım. 15 gün sonra dizini daha oynatamaz. Eklem olan her yerde aşırı kireçlenme yapar. Hastada bir süre sonra hareketsizliğe ve aşırı kireçlenmeye bağlı hareket kısıtlılığı ortaya çıkar. Kireçlenme demek bu iki eklemin neredeyse birbirine kaynamaya başlaması demektir. Orada olmaması gereken bir kemik yapı oluşmaya başlar. Hastanın eklemi oynamamaya başlar. Oynadığı zaman da hasta ağrı duymaya başlar. Kireçlenme budur. Ama sen hareket edip buna mahal vermezsen, eklemi sürekli oynatırsan kireçlenmesine fırsat vermezsin.

BOL BOL YÜRÜYÜŞ YAPIN

Büro içerisinde çalışanların kısa kısa yürüyüş yapmaları gerekir mi?

Tabii ki. Çalışma esnasında çıkıp yürüyüş yapmak zordur ama onun dışında evinden işine giderken kısa mesafeliyse yürüyerek gitmek gerekir. Mesela insanlar iki adım yere dolmuşla gidiyor. Bu çok yanlış bir şey. Yürümek kadar sağlıklı bir şey yok. Bütün eklemlerin çalışır. Zaten hastalıkların çoğu hareketsizlikten ortaya çıkıyor. Metabolizman yavaşlar, kireçlenme, bir sürü hastalık ortaya çıkar.

Bu hareketsizliğin yanında beslenme de önemli değil mi?

Elbette beslenme önemli. Hareket ettiğin zaman belirli bir kalori harcıyorsun. Hareket etmediğin zaman o kaloriyi harcamıyorsun. Bir de ekstradan normal gıdanı aldığın zaman bir sürü kalori oluyor, bu da kilo demektir. Kilo eşittir ağrıdır. Örneğin birinin eline 40 kiloluk ağırlık verelim gezsin. Ne kadar gezebilir? Bütün eklemleri ağrımaya başlar. Mesela bir hastam vardı, gitmediği yer kalmamış. Hastayı muayene ettim, ağaya kalktı, bir de baktım ki arka cebinde kocaman bir cüzdan var. Bu cüzdanı hep burada taşıyıp taşımadığını sordum. Bütün kimlik ve kartlarını onda taşıdığını söyledi. Cüzdanı bir süre arka cebine koymamasını söyledim. İlaç da yazıp '10-15 gün sonra görüşelim' dedim. 10-15 gün sonra geldiğinde ağrısı geçmişti. Bir küçük şey bile o kadar etkili ki. Mesela belde taşınan silahlar, kadınlarda yüksek topuk giyilmesi bel ağrılarına çok etkili.

Beğendim
1
Sevdim
0
Beğenmedim
0
Üzgün
0
İnanılmaz
0

Süper lig kaldığı yerden devam etmeli mi?

Yorumlar


550

VİDEO

SON DAKİKA

ÇOK OKUNANLAR

© 2020 www.karadenizgazete.com.tr | Karadeniz Gazetesi bir Güçlü Radyo ve Televizyon kuruluşudur.

Giriş Yap