A+ A-
Yorum
10

Bu Devirde Gençler Neden Gazetecilik Yapsın?

Yayın Tarihi: 28.04.2026 - 11:35

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ortahisar Belediyesi uhdesinde düzenlediği ve ülke genelinde organize edilen Doğu Karadeniz Medya Buluşması’na, kurumumuzdaki genç gazeteci arkadaşlarımızla birlikte davet üzerine katıldık. Program boyunca yerel gazeteciliğin dünü, bugünü ve geleceği; dijital medyanın geldiği son nokta, eksiklikler ve sektörün yaşadığı sorunlar üzerine oldukça verimli sohbetler gerçekleştirildi.

Bölgede bu mesleğe yıllarını vermiş gazeteci büyüklerimizin anılarını dinlerken, bir yandan da dijital gazeteciliğin bugün ulaştığı noktayı ve geleneksel gazeteciliğin neden ciddi bir kırılma yaşadığını değerlendirme fırsatı bulduk.

Öncelikle böylesine önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptığı için Cumhuriyet Halk Partisi’ne teşekkür etmek gerekiyor.

Ancak teşekkür kısmını bir kenara bırakırsak, şimdi asıl meseleye gelmek gerekiyor.

 

SORUNUN TEMELİ NEREDE?

 

Bugün sıkça şu soruları soruyoruz:

 

  • Yeni gazeteciler neden yetişmiyor?
  • Genç gazeteciler neden haberin kolayına kaçıyor?
  • Merdiven altı sözde gazetecilik ve sosyal medya fenomeni haberciliği nasıl engellenir?

 

Aslında toplantıda da en çok konuşulan ama net bir çözüm üretilemeyen başlıklar bunlardı.

Peki gençler neden bu mesleğe gelsin?

Asgari ücretle, ağır çalışma şartlarında, mesai kavramı olmadan çalışmak için mi?

Bugün bir anket yapılsa, iletişim fakültelerinde okuyan gençlerin kaçının gerçekten isteyerek bu bölüme geldiği ortaya çıkar. Daha da önemlisi, mezun olduktan sonra kaç tanesi gerçekten gazetecilik yapmak istiyor?

Bugün üç harfli marketlerde, büyük kozmetik zincirlerinde ya da AVM’lerdeki kurumsal firmalarda daha iyi çalışma koşulları ve neredeyse üç kat maaş imkânı varken, gençler neden bu mesleği tercih etsin?

Bir gece ansızın gözaltına alınma korkusuyla mı?

Gazetecilikte zirve olarak gördüğümüz isimlere bakalım; İsmail Saymaz, Fatih Altaylı, Uğur Dündar…

Peki bu isimlerin yaşadıkları?

İşte gençler tam da bu yüzden kaygılı. Bu mesleği sevenler bile yalnızca ekonomik sebeplerle değil; baskılar, belirsizlikler ve gelecek endişesi nedeniyle geri adım atıyor.

 

GAZETE DÖNEMİNİN SONU VE DİJİTAL MEDYA

 

2009 yılından bu yana dijital medyanın mücadelesi veriyorum kendi çapımda. Ancak ne yazık ki devlet, dijital medyanın varlığını ancak birkaç yıl önce resmen kabul etti.

Biz bu çağı yakalamakta çok geç kaldık.

İnternet haberciliği neredeyse kendi devrini tamamlamak üzereyken biz hâlâ “Evet, bunlar da gazetecidir” demeye çalışıyorduk.

Oysa çağ değişti.

Dijital medya artık bilgisayardan cep telefonuna, oradan da doğrudan sosyal medya platformlarına taşındı.

Bugün sosyal medya haberciliği, internet haberciliğinin bile önüne geçmiş durumda.

Mesleğe yıllarını vermiş, birçok insana ekmek kapısı olmuş köklü kurumlar; birkaç yüz bin takipçili sosyal medya hesaplarına karşı güç kaybetmiş durumda.

Bu kaçınılmaz bir gerçek.

İnsanlar nasıl gazete okumayı bıraktıysa, artık dijitalde bile haber okuma alışkanlıklarını kaybetmeye başladı.

Ne yazık ki sosyal medya çukurunda, binlerce yanlış bilgi arasında karşısına ne çıkarsa ona inanan bir toplum oluşuyor.

Bu durum yarının çok daha büyük sorunlarını beraberinde getirecek.

Devletin sosyal medya alanında attığı adımlar önemli ancak bu şemsiyenin yalnızca sosyal medya ile sınırlı kalmaması gerekiyor. İnternet haberciliği de bu düzenlemelerin sağlıklı şekilde içine dahil edilmeli.

 

BASIN ÖZGÜRLEŞTİRİLMELİ

 

Eleştiri, demokrasinin en güçlü mekanizmalarından biridir.

Ne yazık ki bugün bunu büyük ölçüde kaybetmiş durumdayız.

Bir gazeteci; bir partiyi, bir milletvekilini, bir bakanı ya da bir belediye başkanını özgürce eleştirebilmelidir.

Devletin bunu yeniden sağlaması gerekiyor.

Siyasi kaygılarla yapılan baskılar, mobbingler ve organize sosyal medya linçleri; troll ordularını doğurdu. Bugün halkın önemli bir bölümü, gazetecilerden çok bu kontrolsüz hesaplara inanıyor.

Bu durum, devlet denetimi dışındaki mecralarda yanlış bilgilendirmeyi büyütüyor ve gelecekte çok daha ciddi toplumsal sorunlara yol açabilir.

İşte tam da bu nedenle eleştiri mekanizmasının yeniden işler hale gelmesi gerekiyor.

Güçlü basın; güçlü medya demektir.

Güçlü medya ise daha şeffaf yönetim, daha sağlıklı hizmet mekanizması ve halkın gerçek sorunlarının daha net görülmesi anlamına gelir.

 

BASIN KARTININ ESKİ GÜCÜNE KAVUŞTURULMALI

 

Bugün büyük uğraşlarla alınan sarı basın kartı, turkuaz basın kartı ya da adına ne denirse densin; eski ağırlığını ve etkisini büyük ölçüde kaybetmiş durumda.

Acı bir örnek vermek gerekirse; bir gazeteci stadyumda TSYD’ye tahsis edilen alana bile bu kartla giremiyor.

Emniyet görevlileri çoğu zaman resmi basın kartını değil, kulübün verdiği basit bir kağıdı geçerli kabul ediyor.

Oysa geçmişte bu kartın hem devlet nezdinde hem halkın gözünde ciddi bir itibarı vardı.

Mesleğe yeni başlayan birçok kişi için bu kartın sunduğu haklar bile başlı başına bir motivasyondu.

Bugün ise gazeteci, aracını otoparka bırakırken bile “Üç saat dolmadan yetişmeliyim” telaşı yaşıyor.

Gazeteci kendi şehrindeki stadyuma bile binbir ricayla girebiliyor.

Bu örnekler çoğaltılabilir.

Ama mesele sadece kart değil.

Yıpranma payı ve erken emeklilik bu meslek için bir lütuf değil, zorunluluk.

Çünkü gazetecilikte mesai saati yoktur.

Bu meslek 7 gün 24 saat yaşayarak yapılan bir meslektir.

Gece, gündüz, bayram, tatil fark dinlemez.

Bu nedenle gazetecilerin çalışma şartları iyileştirilmeli, resmiyete geçmiş kurumların gelir kaynakları artırılmalı ve basın emekçilerinin hak ettiği sosyal güvenceler yeniden sağlanmalıdır.

İletişim Başkanlığı’ndan beklentimiz tam olarak budur.

Çünkü burada yazılan her kelime, bu meslekte çalışan binlerce gazetecinin ortak sıkıntısıdır.

Ve unutulmamalıdır ki; güçlü bir ülkenin yolu, güçlü ve özgür bir basından geçer.

Etiketler