YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Koza TV canlı yayınında gündeme ilişkin kritik açıklamalarda bulundu. Üsküdar Belediyesi’nde yaşanan süreci "demokrasi adına bir utanç" olarak nitelendiren Özel, İstanbulluları cumartesi günü Üsküdar Meydanı'na çağırırken, iktidara erken yerel seçim meydan okumasında bulundu.
"ÜSKÜDAR'DA DEMOKRASİ ADINA OLMAMASI GEREKEN HER ŞEY OLDU"
Üsküdar Belediyesi'ndeki sürece ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunduklarını belirten Özel, seçilmiş başkan Sinem Dedetaş'ın tutukluluk tedbiriyle görevden çekilmesine ve meclisteki oy süreçlerine tepki gösterdi:
Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçimlerinde yaşananlara ilişkin İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduklarını belirten Özel, meclis üyelerine yönelik baskı ve tehdit iddialarına dikkat çekerek şunları söyledi:
"Üsküdar’da demokrasi adına, eşitlik adına, adalet adına olmaması gereken her şey oldu. Herhalde Türkiye’deki siyasi hayatın bu anlamdaki, seçimler anlamında en karanlığı, en kirletilmişi ve gerçekten en utanç vericisi yaşandı. ‘Artık bunu da yapamazlar’ dediğiniz her şeyi yapıyorlar. Öncelikle şunu söyleyeyim. Bugün İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı‘na bir suç duyurusunda bulunduk. Tabii onlar belki de bunu yapacağımızı… Daha doğrusu hem suç duyurusunda bulunduk, mağdur sıfatıyla İstanbul YENİ Parti İl Başkanlığı’ndan Özgür Çelik yaptı başvurumuzu. Dün konuşurken bir örnek vermişti. Demişti ki ‘Bir kişi telefonda arkadaşıyla konuşurken hoparlörü açtı. Ben ve Suat Özçağdaş duyduk. Ağlıyordu. Beni tutuklamakla tehdit ettiler. Benim engelli çocuğum var, eşim engelli. Onlara kim bakacak? Çaresizim abi, çok korkuyorum. O yüzden AK Parti’ye oy vermek zorundayım. Tehdit ediliyorum…’ Bunu alıp hemen bugün ışık hızıyla hiçbir şeyde yapmadıkları gibi ‘soruşturma’ deyip, kişiyi çağırıp… Ya zaten savcı tehdit ediyor. Aynı adliyeye çağırıyorlar ve diyorlar ki ‘Böyle, böyle oldu mu?’ ‘Olmadı.’ Hemen bunun olmadığını söylüyor ve Özgür Çelik hakkında da ayrıca Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açıyor. Biz bugün öyle bir değil, beş ayrı kişi için… Hem de öyle hani ‘Duyduk, muyduk’ değil; ‘Şu saatte, şurada şününle konuştu’, ‘Bu saatte bunu yaptı…’ Mesela içlerinden bir kişi, hani o ilkinde ilk iki turda normal parti ile birlikte oy verip üçüncü turda karşı oy veren dört kişi ki onlar sonradan AK Parti’ye geçirildiler. O dört kişiden biri 40 kişinin içinde salonda, ‘Ya bu ilk iki turda ne güzeldi oylar, üçüncü turda ne oldu da karşıya kim oy veriyor?’ deyince birisi çıkıyor diyor ki ‘Arkadaşlar benim çocuğum yurt dışında firarda. Terör örgütü üyesi olmakla suçlanıyor. Bana Adalet Bakanlığı ‘Çocuğunu getireceğiz’ diye söz verdi…’ Ki Adalet Bakan Yardımcısı eski Üsküdar siyasetçisidir biliyorsunuz. ‘... Ve ben o yüzden AK Parti‘ye verdim. Bu turda da vereceğim, yalan değil’ diyor. 40 kişiyi şahit göstererek bu kişinin oğlunun özgürlüğüyle iradesinin fesada uğratıldığını, deyim yerindeyse oyunun satın alındığını söylüyoruz ve ‘Bu kişiyle konuş’ diyoruz. Ayrıca bugün soruşturma açılan konuyla ilgili kimin telefonundan olduğunu, bir başkasının telefonundan olduğunu söylüyoruz. ‘O saati bulun, bakın, edin’ diye söylüyoruz."
"İKİ SEÇİM ARASINDA OĞLUNU SALDILAR"
Seçim sürecinde Adalet Bakanlığı imkanlarının kullanıldığını ve baskıların sürdüğünü ifade eden Özel şöyle konuştu:
"Bunun yanında bir başkasının ilk turda… Biliyorsunuz, öncelikle şu atlanıyor. Onu izleyicilerimize hatırlatmakta fayda var. İlk önce Belediye Başkanımız Sinem Hanım gözaltına alındı ve tutuklandı. Sonrasında 5 Ağustos günü bir seçim yapıldı. O seçimi Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı kazandı. O seçimde dört kişi son anda taraf değiştirmişti. O dört kişiyi AK Parti‘ye aldılar. Sonra bu seçim sonucuna AK Parti itiraz etti. Mahkeme itirazı kabul edip seçimleri yeniledi ve bizim aslında kazandığımız bir seçimi iptal ettiler. İkinci kez yapılırken bu sefer önce üç kişiyi gözaltına aldılar ve ikisini tutukladılar ki oy kullanamasın diye. Ayrıca da yine partinin içindeki bir takım kişilerle, bir takım pazarlıklar yürüttüler ve son turda iki kişi daha taraf değiştirdi. Ama diyelim ki değiştirmedi, seçimi iki farkla kazanacaklar. İçeride zaten iki kişi bir kere tutuklu. Geçen sefer dört kişiyi; birinin oğlunu ‘Yurtdışından getireceğiz’ diye, birini tehditle, birini 5 Ağustos günü cezaevinde olan oğlu, iyi hali yok diye bir yıl erken salıverilme koşulları oluşmayıp içeride tutulan oğluna söz vermişlerdi. Dün, seçim günü oğlu salıverilmişti mesela onu da yazıyoruz. Yani Adalet Bakanlığı bütün imkanları kullanarak… İçeride denetimli serbestlik uygulaması için iyi hal şartı var. ‘İyi hali yok oğlunun, daha bir yıl yatacak’ diyorlar. ‘Bizimle birlikte oy verirsen iyi hal vereceğiz’ diyorlar. Veriyor, oğlunu salıveriyorlar iki seçim arasında. Yani böyle akıl almaz işler oldu."
"KİMİ, KİME ŞİKAYET EDİYORUZ?"
Başsavcılığa sundukları suç duyurusu dilekçesinin detaylarına değinen Özel şunları aktardı:
"Biz tahmin ediyorum ki dokuz sayfalık bir dilekçeyi 11 taleple, beş ihbarla birlikte İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na bugün verdik. (Talebiniz nedir? İptal mi mesela?) Hayır, biz burada şunu söylüyoruz. Bu kişiler oylarını değiştirdiler. Bunun hakkında oğlunun durumuyla ilgili 40 kişinin içinde kendi söylediği beyan var. Bunun hakkında oğlunun salıverilmesi var. Bunun hakkında tehdit gördüğü var. Bir diğeri, mimar kişinin iki gün önce ortağını almışlar, tehdit etmişler. ‘Ortağın yapmazsa seni tutuklarız’ diye. Kişinin de oylamadan bir gece önce savcılığa çağrıldığı iddiası var. Bunları hepsini döküp, ‘Bu olaylar oldu mu, olmadı mı? Savcılık olarak araştır’ diyoruz. Bundan sonra oradan çıkacak somut kanıtlarla her şeyi yapabiliriz. Ama şimdi biz kimi, kime şikayet ediyoruz? Biraz orası karışık. Anlatabiliyor muyum? Tuz koktu. Tuz koktuğu için biz tarih önünde bu şerhi düşelim. Bakalım bu iddialalara ne diyorlar? Bunu söylüyoruz. Biz bunları söylerken sanki Özgür Çelik orada olmayan bir şeyi söylemiş gibi hemen bugün apar topar… Soruyor, ‘Kişi bunu kabul etmedi.’ Ya kişi, ağlaya ağlaya bunu söyleyen kişi. Sen tanıkları dinle, o cep telefonuna bir bak. Belki o cep telefonuyla ilgili bir dinleme kararı var, iki taraftan biri dinlemeye takıldı. Olup olmadığına bak, neler oluyor Türkiye’de. Belki birisi o telefon görüşmesini kaydetti, bir soruştur. Bir bunlara bak, ondan sonra. Apar topar yangından mal kaçırır gibi bu tartışmaları bitirmeye çalışan bir anlayış var. Üsküdar’da bunun dışında da irade fesatı olabilmesi için, işte milyon dolarların konuşulduğuna ilişkin iddiaları da burada kimler üzerinden olduğunu yazdık. Ayrıca oy kullanan herkesin kendisinin, birinci derece yakınlarının hesap hareketlerinin izlenmesi, baz kayıtlarının izlenmesi, HTS… 16 yıl veya 11 yıl önce Zeydan Karalar gidiyor, birisiyle bir yerde bazı çakışıyor diye hapis yatıyor yedi ay. Veya Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız kendisi hiç gitmediği halde yani 24 Kasım’da okulda Öğretmenler Günü’nde çiçek dağıtırken Aziz İhsan Aktaş’ın benzin istasyonuyla aynı baz istasyonu çekiyor diye onu alıyorlar, tutukluyorlar ve maalesef halen daha Gaziosmanpaşa’da da AK Parti çoğunluğu olduğu için vekili AK Parti’den seçiliyor ve içeride unutuyorlar Belediye Başkanımızı. Şimdi bu kadar iddia var. Sen bu bazları bir çakıştır, bir bak. Neymiş bakalım yani. Madem iki kişinin bazının bir araya gelmesi temasa ve alışverişe işaretmiş. O temas eden kişilere bakalım… Hepsini yazdık. Tarih önünde kayıt düşmek için."
"ŞİMDİ HANGİ CESARETLE SAVCI TUTUKSUZ YARGILAMAYA 'EVET' DER?"
Üsküdar Belediyesi'nin durumuna ve yargı üzerindeki baskıya dikkat çeken Özel şöyle konuştu:
"Kesinlikle Seda Hanım‘ı düzeltmek için değil. Gazetecinin soruyu tabii toplumda konuşulduğu gibi sorması lazım. Üsküdar Belediyesi AK Parti‘ye geçmedi aslında. Üsküdar Belediyesi Sinem Dedetaş tarafından kazanıldı. Sinem Dedetaş seçilmiş Belediye Başkanı. Şu anda tutukluluk tedbiri yüzünden belediye başkanlığı yapamadığı için görevden geçici el çektirildi. Yerine vekili AK Parti’den seçildi. Bir kere Üsküdar Belediyesi AK Parti’ye geçmiş değil. Ama sorduğunuz soru şu yönden doğru. Mesela biz sizinle iddialaşalım. Siz bana deyin ki ‘Haydi canım. Özgür Bey göreceksin seçime kadar AK Parti’de.’ İddiayı siz kazanırsınız. Şimdi hangi savcı… Soruyu oradan getiriyorum. Sinem Dedetaş’ın iddianamesini hızla yazacak da hangi mahkeme bu iddianameyi kabul edecek de yargılamaya başlayacak? Sonra Sinem Dedetaş’ın mesela tutuksuz yargılanma talebi olacak. Hangi savcı, hangi cesaretle Sinem Dedetaş’ın tutuksuz yargılanma talebine ‘evet’ diyecek ya da iddianame ile tensiple birlikte tahliyesini karar verecek? Serbest bırakacak? Ya da yargılayacak, suçsuz bulacak Sinem Dedetaş’ı? Öyle bir iş yapıyorlar ki belediyede. İşte Tayyip Erdoğan’ın resmini asıyorlar. Tayyip Erdoğan tebrik telefonu açıyor. ‘Tebrik ederiz, Üsküdar’ı aldınız, Gaziosmanpaşa’yı aldınız.’ Yani yaptıkları iş hem bugün için bir haksızlık, hem de o belediye başkanlarının yıllarca içeride kalmasına, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanının aylarca, yıllarca iddianamesini yazmadılar. Tek mesele, ‘24 Kasım günü bazın çakışıyor’ diyor, Öğretmenler Günü. O tarihte arkada pazar yeri açmış o. Üçüncü bir tarih söylüyor. Orada da teknofeste giden öğrencileri tebrike gitmiş. Ama gel de şimdi Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımızı serbest bırak. O da Gaziosmanpaşa’daki görevine dönsün. AK Parti belediyeyi kaybetmiş olacak o zaman. Yani yargının üzerinde böyle de bir baskı var. Topluma algıyı, ‘Üsküdar AK Parti'ye geçti’ diye yerleştiriyorlar ve artık yargılama adil olmaya kalksa; hakim, belediye başkanı Sinan Dedetaş lehine tutuksuzluk kararı vermeye kalksa o hakimi sürecekler oraya ya da işte icra iflas mahkemesine verecekler. Geleceğini karartacaklar. Böyle bir durumla da karşı karşıyayız, ona dikkat çekmek isterim."
"CİDDİ TEDBİRLER ALMAK GEREKİYOR"
Gökhan Günaydın'ın İBB açıklaması ve Valilik uygulamaları üzerine sorulan soruya yanıt veren Özel şu ifadeleri kullandı:
"Şimdi bir bilgiye dayanıyor diyemem. Yani şöyle, bir sezgiye, bir bu işin gidişatına bakıldığında… Çünkü sürekli İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde belediye meclisini oluşturan arkadaşlarımıza yönelik operasyonlar yapılıyor. Dikkatle baktığınızda büyükşehir belediye meclis üyelerinin özellikle gözaltına alındığını, tutuklandığını falan filan da görüyorsunuz. Böyle bir işin seyrinin, böyle bir adım adım adım adım oraya gittiğinin bir erken tespiti gibi Gökhan Bey bunu söylemiştir. Ben de bana sorulan soruda demişlerdi ki, ‘Ya butlan yönetimi şurada AK Parti ile yaptı, tutar İBB’de de yapar mı?’, ‘Yapmaz diyemem’ demiştim. Ben böyle bir şey yavaş yavaş geliyor falan… Çünkü çok yakın yere koymuyoruz. Ama Üsküdar’a yaptığını diğer belediyelere de yapmasının önünde ve böylelikle belediye meclisindeki dengeyi lehine değiştirmenin önünde ne engel var? Üsküdar’da olanın veya bir başka yerde olmayanın birbiriyle karşılaştırılacak bir hukuki zemini, bir gerçeklik zemini yok. Biraz önce sorunuzda da var. Benim tabirim olarak kabul edin. Yani yüzün astarı kalmamış, astarı yırtılmış. Utanmak diye bir şey kalmamış. Düşünsenize seçim sonucuna itiraz ediyorlar. Duruyor duruyor duruyor, itiraz kabul ediliyor. Üç kişiyi tutukluyorlar. Dört gün tutukluluk süresi var. Valilik, üçüncü güne bakın ‘En erken üç, en çok 10 günde seçim yapılır.’ İki kişi gözaltında değil mi? Üç kişi gözaltında? Sen de valiliksin. Bu gözaltındakiler masumiyet karinesi diye bir şey var. Bunların gözaltı süresi dört gün. Üçüncü güne seçim mi koyarsın, adil bir insan olsan beşinci güne mi seçim koyarsın? 10’uncu güne mi koyarsın? İstanbul Vali'si üçüncü güne seçim koyuyor. Mümkün olan en kısa zamana sabahın onuna seçim koyuyor ki ‘Aman gözaltındakiler serbest kalmadan bu üç kişi, bu seçim yapılsın.’ Dahasını söyleyeyim. İstanbul Valiliği ilk önce yazı yazdı. Bu seçim biliyorsunuz önce cumartesiydi, çoğunluk sağlanmadı, biz katılmayınca salıya bıraktık. Cumartesi günkü seçim için yazı yazmıştı. Yazıda diyor ki ‘Grubu bulunmayan siyasi partiler salona giremeyecek.’ Bu ne demek? Şimdi biz belediye meclis üyelerimizi YENİ Parti’ye davet etmedik ya, ortalık karışmasın diye. Onlar CHP’de ya ki kağıt üzerinde. Bizim grubumuz yok ya orada. Özgür Çelik salona girip seçim sırasında bulunmasın diye, ‘Grubu olmayanlar giremeyecek’ diyor. AK Parti’ninki girecek, Özgür Çelik giremeyecek. Zaten butlancıların bir şey yaptığı, yapacağı bir şey yok. Aksini yapıyorlar her zaman. Ağızları başka söylese de yine gördük ne yaptıklarını. Ama diğer taraftan Özgür Çelik dışarıda kalacak. Yani diyorlar ki ‘Gelirse butlanın il başkanı gelsin, zaten gelmez. AK Parti olsun, Özgür Çelik olmasın.’ Bunun üzerine biz toplantıya girmeyip üç gün erteletiyoruz. O sırada grup kurduk. Grup kurmak için üç belediye meclis üyesi yetiyor. Hemen üç arkadaşımızı YENİ Parti’ye geçirdik, grup kurduk ki Özgür Çelik girebilsin. Salı günkü seçim için gelen yazıda, bu sefer ‘Grubu bulunmayanlar giremeyecek’ yerine ‘Hiçbir siyasi partinin il başkanı gelemeyecek’ diye yazdılar ki yeter ki Özgür Çelik girmesin. Girmedi oraya. Çünkü girdiğinde gruba ve oradaki duruma, vaziyete bakıyor. Orada bulunması gruba güç veriyor. Bu yani AK Parti’ninkini niye giriyorsa biz de ondan girmek istiyoruz oraya. Ama böyle bir durumla karşı karşıyayız. Şimdi valinin böyle yaptığı, savcının böyle yaptığı, havada paraların uçuştuğu, tehditlerin uçuştuğu, tekliflerin uçuştu bir noktada her türlü kötülük bekleniyor. Ben kimseyi moralsizliğe, ümitsizliğe itmek istemem ama bir tehlikeyi hep birlikte görüyoruz, yaklaşmakta olan bir tehlikeyi. Buna karşı da ciddi tedbirler almak gerekiyor."
"HERKESİ ÜSKÜDAR MEYDANI’NA BEKLİYORUZ"
Üsküdar'da düzenlenecek gece mitingine değinen ve yurttaşlara çağrıda bulunan Özel şöyle konuştu:
"Biz ilk olarak cumartesi akşamı Üsküdar Meydan’da bütün İstanbulluları davet ettik. Ben orada olacağım ve bir miting yapacağız. Biz aslında mitingleri biliyorsunuz yedi gün Saraçhane’de miting yaptık, sonunda bir kayyım olmadı ve belediye meclisi içinden sayın Nuri Aslan seçildi belediye başkanvekili olarak. Orayı bıraktık. ‘Şimdi bırakacak mısınız?’ dediler, ‘Yok bırakmayacağız. İlk önce bir köprüyü geçip Anadolu’ya adım atacağız’ dedik. Biliyorsunuz Maltepe’de bir büyük, 2.2 milyonluk bir miting yaptık. ‘Sonrasında ne yapacaksınız?’ sorusuna her çarşamba akşamı İstanbul’da, her hafta sonu Türkiye’de bir miting kararlılığıyla 116 miting yaptık. Biliyorsunuz bu mitingler sırasında da bize hep ‘Mitingleri bırak, otobüsten in, partinin başına geç otur’ diye tehdit ettiler. Durmadık. İşte butlan yönetimine kadar da mitingler sürdü. Sonrasında tabii otobüste teknik imkansızlıklar falan tabii partinin kurulma süreci. Bu arada da Üsküdar operasyonu olunca ve böyle de bir rezalet olunca. Şimdi biz Üsküdar Meydanı’na gidiyoruz, otobüsümüz de var. Ve orada bir gece mitingi yapacağız. İstanbulluları da bizi dinleyen herkesi, endişe duyan herkesi, rahatsızlık duyan herkesi geçmişte Üsküdar’da CHP’ye oy versin vermesin. İBB’de versin vermesin. Bu yaşanan rezaletten utanç duyan, rahatsızlık duyan herkesi Üsküdar Meydanı’na bekliyoruz. Sizin sorununuzda olan; madem ki Saraçhane‘de o büyük kalabalıklar geri adım attırdıysa Üsküdar’da da kararlılığımızı bir ortaya koyalım, bir gösterelim. Ondan sonrasında da milletimizin katılımıyla, bizlerin mücadelesiyle bundan sonraki evreleri de planlayacağız tabii ki."
"MİLLET HAKSIZLIKLARA TAHAMMÜL ETMİYOR"
İktidarın tutumuna tepki gösterip yerel seçimlerin öne alınması için meydan okuyan Özel şu ifadeleri kullandı:
"Çaresizlik mi, özgüven mi? Bence utanmazlık. Bu kadarı utanmazlık artık. Milletin gözünün önünde oluyor. İki, rasyonaliteyi, gerçekçiliği ve doğru bir değerlendirme yetisini kaybetmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. Şünün için söylüyorum. İstanbul seçimleri yapıldı, 13 bin 600 farkla Ekrem Bey kazandı ilk seçimi. Mazbatanın iptali rasyonel miydi, akılcı mıydı veya hepiniz ‘Ya bu millet buna tepki gösterir, fark daha büyür’ demedik mi? Göz göre göre o hatayı yaptılar. 806 bin farkla 40 gün sonra millet kararını verdi. Yani hatırlayın, bunlar ‘Osmanlı tokadı vuracağı haziranda’ diyorlardı. Millet demokrasi tokadını vurdu enselerine, yolladı. Beş yıl kötülük yaptılar. Ne yaptılar? Örneğin halk otobüsü kiralayıp ‘Film çekiyoruz’ diye, ‘Yanıyor’ diye görüntülerini çektiler, servis ettiler. Yok işte yürüyen merdivene taş sokuşturdular. Krediler onaylamadılar, silkelediler-milkelediler, ne yaptılarsa yaptılar. Millet bu sefer 1 milyon 150 bin farkla seçtiler. Tuttular, Ekrem İmamoğlu’nu tutukladılar. Şimdi mesela bugün Gökhan Bey de söylemiş, bunu her yerde söylüyoruz. Meydan okuyoruz. Yerel seçimleri öne alalım. İstedikleri tarihte bütün illerde yerel seçimleri yenileyelim. Bakın yüzde 38’le mi kazanmıştık, yüzde 45’in altında kazanırsak ben hiçbir şey bilmiyorum. Her türlü meydan okuyorum. Yüzde 45’in altında kazanırsak bir belediyeye gidip mazbatasını almayacağız. Çünkü bu millet devletini sever. Askere çağırır, gider. Vergi ister, verir. Oğlu şehit olur, tabutuna sarılır ve ‘Vatan sağ olsun’ der. Ama devleti milletin karşısına dikersen millet buna tahammül etmez ve dersini verir. 31 Mart seçimleri böyle bir şeydi. Anadolu Ajansı bir partinin ajansıydı. TRT bir partinin televizyonuydu. Devletin uzman çavuşlarını hiç yaşamadıkları ilçelere götürüp, hiç yaşamayacakları ilçelerin seçim sonucunu etki ettirip geri getirdiler. Ama millet en beklenmedik şekilde… Yahu daha 10 ay önce biz beş parti bir arada yüzde 25 almışken, tek başımıza yüzde 38 aldık. Şimdi burada tabii ki birçok doğru birlikte yapıldı ama millet böyle şeylere, haksızlıklara tahammül etmiyor."
"SANDIKTA DEFTERLERİNİ DÜRECEĞİZ DİYORLAR"
Sosyal patlamanın sandıkta yaşanacağını belirten Özel şunları dile getirdi:
"Şu anda da bu yaptıkları özgüvenden falan değil. Evet edepsizce yapıyorlar, olmayacak işler yapıyorlar. Ama bir çaresizlik ve bir kontrolü kaybetmişlik... Kimin aklına uyuyorlarsa çok yanlış yapıyorlar. Bunun bir sonuç doğurmayacağını bilirler. Korkut Hoca’nın bir yazısı var, yıllar önce yazdığı bir yazı. ‘Bu topraklarda sosyal patlama sandıkta olur’ diyor. Gerçekten de hani ‘Ya ülkede bir sosyal patlama olacak…’ Bütün şartlar var, bir şey yok. ‘Sandıkta olur’ diyor. Hakikaten sandıkta sosyal patlamaları bu millet çok yaptı ve bu milletin bir sandık sabrı var. Yani ‘ya sabır’ çekiyor. Geçen hafta bir teyzeye söyledim. ‘Sandığa kadar sabır, ondan sonra selamet’ dedim. Bütün köyde alkış koptu. Duygu o. ‘Sandıkta defterlerini düreceğiz’ diyorlar. Bu kesin. Biz o sandığa varırız ve bu seçimi alırız. Ben bundan eminim yani. Kimse enseyi karartmasın. Biz o sandığa varırız ve bu seçimi alırız. Varırken mesela Ekrem Başkan aramızda olsun isterdik, yok. Sinem aramızda olsun isterdik, yok. Hakan Bahçetepe’nin aramızda olması lazımdı, yok. Örnek veriyorum, demin bahsettiğim üç belediyenin başkanı oldukları için. Ama kim olursa olsun biz tükenmeyeceğiz, bitmeyeceğiz, yılmayacağız ve eninde sonunda o sandığa varacağız, o seçimi alacağız. Bundan şu kadar bir tereddüdüm yok. Çünkü otoriter rejimler umutsuzluktan besleniyorlar. Şimdi sorunuzun çok hak verdiğim yanı şu. Bunu yaparken şöyle göstermeye çalışıyorlar. ‘Ya bak biz Üsküdar’da her şeyi yapıyoruz. Akıl almaz her şeyi yapıyoruz. Her şeye yelteniyoruz. Bilin ki Türkiye’de beterini yapacağız.’ ‘Bu seçimi bizden alamazsınız’ hissini yerleştirmeye çalışıyorlar. Bütün dünyada diktatörlerin yüzde 80’le seçim kazandığı yerlere bakın. Seçime katılım oranı yüzde 36. Milleti yıldırmış, bıktırmış, korkutmuş. Sandığa gitmiyor, kendi adamlarını mobilize ediyor, sandığa götürüyor. Denetimsiz - menetimsiz yerlerde yüzde 85’le seçimi alanlar var dünyada. Buradaki de benzer psikolojik mücadele."
"BENİM İŞİM UMUDU, MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEMEK"
Manisa'daki siyasi geçmişinden örnekler vererek mücadele vurgusu yapan Özel şunları kaydetti:
"Hiç öyle bir şey yok. Nasıl ki 31 Mart seçimlerinde millet gitti, kararını verdi ve çatır çatır o mazbataları aldık. Ha sonrasında devletin yargı yetkisinde olan kişileri bir parti için kullanarak bunları yaptılar. Ama genel seçimlerin ertesi sabahı; nasıl 1 Nisan sabahına uyandıysak hep beraber, ertesi sabahı halkın hem de sandıktaki büyük bir hesap görüşüyle çok büyük bir galibiyete uyanacağız. O zamana kadar zorluklarımız olacak ve acılar çekeceğiz, sıkıntılar çekeceğiz. Ama bu iktidarın en işine gelecek şey bir umutsuzluk halinin ülkede dalga dalga yayılmasıdır. Buna izin vermemek lazım. Görmüyorum tabii. Benim işim umudu örgütlemek, benim işim mücadeleyi örgütlemek. Bugüne kadar teslim olmadım. Kolay günler mi yaşadık? Hayır. Ben kendim, yani partinin Genel Başkanı olarak Manisa’da 2004 seçimlerinde partimiz yüzde 6 oy yanmıştı. 2009’da beni rahmetli Deniz Bey, aday yapmak istedi. Hem çok geç kalınmıştı. ‘Genel Başkanım o seçim alınmaz. Yüzde 6 bir önceki oyumuz bizim Manisa’da’ dedim. Dedi ki ‘Yok, yok alırsınız. Sen orayı alacaksın.’ Sonra da dedi ki ‘Bu seçim değil ama bir seçim alacaksın, demek istedim.’ Gülüştük falan. Biz orada yüzde 6 da almıştık. Ben ilk adaylığımda yüzde 14 aldım. Yüzde 20 aldık, 23 aldık, 28 aldık, 30 aldık, son seçimde 60 aldık. Yüzde 6 aldığımız memleketimde yüzde 60 aldık. Bu bir, umutsuzluğa kapılmamakla, yılmamakla, inatla çalışmaktan, hedeften vazgeçmemekle olacak bir şey."
"5 KİŞİYDİK, ŞİMDİ 2’Sİ MEZARDA, 2’Sİ CEZAEVİNDE"
Açıklanan OVP'yi eleştiren ve iktidara yüklenen Özel şöyle konuştu:
"Şimdi bir şey söyleyeyim size. Biz o seçimde beş kişiydik diyelim. Tamam mı? Arkadaşlarımız veya işte Genel Başkan olduğumda beş kişiydik diyelim. Yüzlerce kişiyiz ama ‘Bir beş kişi say’ deseniz Ferdi, Gülşah, ben, Demirhan, İlksen. İkisi cezaevinde şu anda, iki tanesi toprağın altında, ben bir başıma buradayım. Ben umutsuzluğa kapılmıyorum, ben teslim olmuyorum, ben üzülmüyorum, ben diyorum ki ‘başaracağız’ ben diyorum ki ayaktayız. Başaramayacaklar. Çünkü bakın bunca yıl iktidar oldular. İşte Orta Vadeli Programı açıkladılar, görüyorsunuz. Programda umut yok, hedef yok, beklenti yok. Örneğin ihracatın katkısı sıfır. Büyüme filan böyle. 24 yılın sonunda pespaye bir OVP açıkladılar. Ekonomik olarak verebilecek bir şeyleri yok. Genel başkanlarının ilçesi dedikleri Üsküdar‘ı açık farkla kazandık. Ancak böyle alabiliyorlar. Bunun üzerine de daha seçimleri kazanabilmekle ilgili ne bir vaatleri, ne bir çalışmaları var. Sadece ve sadece korkutmaya yöneliyorlar, sindirmeye yöneliyorlar. Burada tehlike bizden yana olan ama bu mutsuzluğu büyütecek sözler, paylaşımlar, değerlendirmelerle ‘Ya şöyle olacak da böyle olacak da.’ Hiçbir şey olmayacak. Asla teslim olmayacağız. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. O sandığa varacağız, o seçimi alacağız. Bu duygunun herkeste olması lazım."
"MİLLETLE DİDİŞEN BELASINI BULUR"
Kaybetmesi halinde siyaseti bırakacağını yineleyen Özel şunları söyledi:
"Daha önce defalarca söyledim. Mesela YENİ Parti’nin yeni kurallarından bir tanesi dönem sınırlaması. İki dönem, üç dönem görevlerde sınırlama koyduk. Bana bir dönem. Seçimi kaybedersem gidiyorum, net. Bunu yerel seçim için de söylüyorum, arkadaşlar ‘Aman deme’ dediler. ‘Kardeşim, siyaset ikna işidir. Ben alacağım o seçimi’ dedim. O seçim hep birlikte aldık. Genel seçimleri de alacağız. Millet bunları göndermeyi kafaya koymuş, bunlar milletle didişiyor. Milletle didişen belasını bulur, hiç merak etmeyin."
"ATANMIŞLAR TARAFINDAN YÖNETİLİYOR OLUŞUNUN YÜREĞİMDE SIZISI VAR"
CHP'nin kuruluş yıl dönümü etkinliklerinde yer almaması üzerine sorulan soruya Özel yanıt verdi:
"Şöyle hissettirdi, parti işgal altında olduğu için, yani işgal altındaki evinize birisi gelmiş, zorla evinize girmiş, bin bir haksızlıkla gelmiş girmiş. Bir malınıza, mülkünüze gelmişler, haksızlıkla çökmüşler. Bu tabii bir burukluk hissettirir ama şöyle bir şey yani, orayı şu andaki yapıyı bir Cumhuriyet Halk Partisi olarak görmek mümkün değil. Ben, Milli İrade Parkı’nda, Meclis’in önünde açık açık söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi 2-9 Eylül‘de kuruldu, bir kere daha kurulacak. Şu anda Cumhuriyet Halk Partisi‘ni geldiler, kapattılar. Kim kapattı? AK Parti yargısı kapattı. Dört kez üst üste seçilmiş, dört mazbatası olan Genel Başkanın dört mazbatasını yok saydı. 2020 yılında yapılmış bir seçimde seçilmiş birisini ‘Gel sen partinin başına geç’ dedi. Niye? İşine öyle geldi diye. Cumhuriyet Halk Partisi‘nin bugün gerçekten bir kutlama yapamıyor oluşu, işgal altında oluşu, seçilmişler değil AK Parti’nin yargısı tarafından atanmışların yönetiyor oluşunun yüreğimde sızısı var. Yoksa Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluş yıl dönümü hepimizin kuruluş yıldönümü. YENİ Parti’nin kongresini yapacağız. Yapacağımız birinci kurultaya ‘ikinci kurultay’ diyorum. Birincisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Sivas Kongresi’ydi."
"SEÇİMLE GELEN DEĞİL ATAMAYLA GELENLER…"
Sözlerine devam eden Özel, mevcut CHP yönetimine dair değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Öyle bir dönemdeyiz ki şu anda Cumhuriyet Halk Partisi’nde olmayanlar, orada olanlardan çok daha fazla, hatta onların yüreğinde şu kadar parti sevgisi olsa, partiye bunları yaşatmazlardı, partiden atılanlar, kovulanlar, partide gaz yiyip dışarı atılanlar, şimdi partide olanlardan daha çok seviyorlar o partiyi. Ama kurumsal olarak artık biz YENİ Parti’deyiz ve iktidara YENİ Parti olarak yürüyoruz. Dönüp de arkaya bakmıyoruz. Ama bugün ne hazindir ki AK Parti yargısı eliyle partimizin, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin çelengi mozoleye, bu ülkeye seçimi getirmiş, demokrasiyi getirmiş Gazi Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurmuş, İsmet Paşa da kaybettiği seçimde yönetimi teslim ederek çok partili rejimin kurumsallaşmasını sağlamış, ikisine de çelenkleri seçimle gelen değil atamayla gelen, seçilmişi yargı oyunuyla dışarıda bırakanlar yaptılar. Üzüntümüz bunadır. Yoksa onun dışında biz o partide çok güzel günler yaşadık, çok güzel günler yaşattık. Hazin olan şu; o partide hiç galibiyet yaşamamışlar, AK Parti yargısı eliyle yeniden oraya getirildiler. AK Parti’yi tek yenen Genel Başkan ve yönetimi, AK Parti’yi bugüne kadar tek yenen yönetim ve 47 yıl sonra partiyi birinci yapan yönetim uzaklaştırıldı. Şimdi orada oturup da ‘Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanıyım, yöneticisiyim’ demeyi milletin vicdanına havale ediyorum."
"HABERİMİZ VE ONAYIMIZLA YAPILAN BİR GÖRÜŞME"
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile randevusuna ilişkin konuşan Özel şunları ifade etti:
"Mansur Bey çok net söyledi. Geçenlerde de butlan sözcüsü ‘Mansur Beyle görüşüyoruz’ deyince yalanlamıştı. ‘Öyle bir şey yok.’ Butlana karşı Mansur Bey’in takındığı tutum ortada. Kendisinin açıklamaları da ortada. Mansur Bey, bir takım yatırımlar, projeler, belli şeylerle ilgili randevu istemek istediğini bana söylemişti. Son görüşmemizde de ‘Böyle bir şey olacak, bilginiz olsun’ demişti. Mansur Bey bu konularda çok hassastır ve çok nettir. Yani ‘Randevu talep ettim, verilmesi durumunda gideceğim.’ Önce, talepten önce söylemişti böyle gerçek bir arkadaşlık, kardeşlik hukukuna sahibiz kendisiyle. Son görüşmemizde de böyle bir görüşmenin olabileceğini söylemişti. Hani ‘Haberiniz olmadan olur, bir şey olur’ diye. Benim bundan haberim var. O konuda bir sıkıntı yok. Mansur Bey’in hiçbir şeyinden de şüphem olmaz o konuda. Ankara’nın menfaatleri için önceden beri planladığı ve bizim de haberimiz ve onayımızda yaptığı bir görüşmede."
"DOĞRU ADAYI BELİRLESEYDİK ŞU AN CUMHURBAŞKANIYDI"
Geçmiş Cumhurbaşkanlığı seçim sürecini ve aday belirleme yöntemlerini eleştiren Özel şöyle konuştu:
"Ben normal şartlarda böyle şeylere daha hoş şeyler söylerim ama hakikaten şu kadarını söyleyeyim. Biz partide şeye itiraz ettik, yani benim esas yol ayrılığı doğru bir Cumhurbaşkanı adayı seçseydik şu anda ister Ekrem İmamoğlu, ister Mansur Yavaş Cumhurbaşkanıydı. Biz de Parlamenter Sistem’e ya dönmüştük ya dönmek üzereydik. Orada bugün etrafta olan kişilerin şeyiyle, o konuda ben hep ‘Anketlere bakılmalı’ dedikçe de parti içinden çok uyarı da yedim. (O dönem uyarılmış mıydınız?) Tabii, ‘Patron Özgür’e çok bozuluyor’ diye çok uyarılar aldık biz. Ben bu arada sanılanın aksine bir kez Parti Meclisine girdim. O da Kemal Bey’in listesini delerek girdim. 2013’te. Yoktum anahtar listede, kendim deldim girdim. Ondan sonra da grup başkanvekili seçildim. Hep grup başkanvekili olarak görev yaptım. Bizim partide odamız yok, Meclis’tedir bizim odamız filan. Çok belli konularda da, çok ciddi eleştirilerim de oldu, uyarılarım da oldu. Ama dışarıya bir şey söylemedik. Ama ben o sürecin yanlış olduğunu gördüm. Sonra adaylaşmadan sonra var gücümüzle elimizden gelen her şeyi yaptık. Sonra geldi seçim kaybı. Dedik ki ‘Olmaz. Büyük bir duygusal kopuş var. Millet bir daha sandığa gitmeyecek. Özeleştiri yapmalıyız.’ Allah’tan 4-5 Kasım’daki kongreyi millet özeleştiriye saydı. Biz kazandık, ‘CHP değişti’ dedi. İddiamızı ortaya koyduk. Seçim kazandık. Benim bu partiye yıllarca grup başkanvekili olarak dokuz yıl, ondan önce milletvekili olarak, ondan önce düz bir üye olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başarısı için inanılmaz gayret gösterdim. Sonunda bir rüya gerçekleşti. 47 yıl sonra parti birinci parti oldu. Parti ihtimal dahilinde olan, olmayan bütün belediyeleri aldı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yerel seçim başarısı bizim girdiğimiz o seçimde, parti için değil, hiçbir partiye nasip olmayan bir başarı gösterdik. İnanılmaz. Bunun üstüne AK Parti yargısı bize darbe yaptı. Burada görev kabul etmişler. Bir de partinin tarihinden sildikleri yerde AK Parti’nin yenildiği tek seçim var. AK Parti’yi yenen tek Genel Başkan var. 47 yıldır, Ecevit’ten beri. Ben bunun, bu yapılan haksızlığı ve bu meseleyi… Ben o kadar bana kötü sözler söylemelerine, hakkımızda mahkemelere gitmelerine, tanıklar taşımalarına rağmen hiç birisine bir günden bir güne şu kadar bir kötülük yapmadığım gibi; ben daha geçen seneki kuruluş yıldönümüne bile Kemal Bey’i telefonla özel olarak arayıp davet ettim. Hiçbirine katılmadı."
"FİLM ÇEKMEKLE OLMUYOR O İŞLER"
Özel açıklamasına şu sözlerle devam etti:
"50’nci yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nın, yaşayan bütün genel başkanlar, Altan Öymen o haliyle geldi Kıbrıs’a. Hikmet Çetin, ona da acil şifalar, çok seviyoruz kendisini. Murat Karayalçın. ‘Ayşe tatile çıkıyor’, Ayşe Ayata orada. Kabinenin bakanları orada. Ecevit kabinesinden iki bakan orada. Ama bir CHP Genel Başkanı yok. 50’nci yılında Kıbrıs Barış Harekatı’nın. Oralara katılmadılar. Bugün beni silsen ne olur silmesen ne olur. Ben o kadar yaptıkları kötülüğe rağmen, bir kere onları bir yerden silmemişim, her yaptığım kongreye telefonla aramışım, her bayram aramışım, Babalar Günü’nde aramışım. Şu kadarcık bir saygısızlık. Ben bilmiyor muydum onların hepsini birden ihraç etmeyi partiden? Ne kadar kötülükler yapıyorlar, toplanıyorlar, toplanıyorlar, planlar. İzmir’den delege getirip savcıya dinletiyor götürüyor. Adama diyorum ‘Ya bunu yapıyorsun, ya’, yeminler ediyor ‘Yapmıyorum, yok öyle bir şey.’ Şimdi hepsi ortaya çıktı. O yüzden. Yani Türkiye ve dünya tarihinin en büyük haksızlığı ile karşı karşıyayız. Bugünkü haksızlık ne yani? Ama öyle film çekmekle, film çevirmekle olmuyor o işler. Milletin gönlüne girebiliyor musun? Ona bakmak lazım. Daha bugün üç tane anket var. Yüzde 4’ün üzerinde gösteren hiçbiri yok. Ki bir de millet ağız alışkanlığı, sorunca ‘Kime oy vereceksin?’ ‘CHP’ diyeni de CHP’ye yazıyorlar. O yüzden öyle film çevirmekle olmuyor o işler."
"MİLLET BU YAKLAŞIMA HARCAYACAĞIM NEFESİ İSRAF GÖRÜR"
Kemal Kılıçdaroğlu'nun Ekrem İmamoğlu hakkındaki "siyasi tutuklu değil" yönündeki beyanına tepki gösteren Özel şöyle konuştu:
"Ya içimden geçenleri söylesem, hakikaten bu anlayışa tüketilen her nefes israf da. Sadece şu kadarını söyleyeyim. Bir değerlendirme yapacak değilim ama bu konuyla ilgili özgül yaklaşımım şudur. ‘Ben sizin için kullanışlıyım. Ben devam edeyim.’ Yargıtay’ın bu butlan kararını bozacağına kesin gözüyle bakıyor herkes. Çünkü olmayacak bir karar bu. Yani şu kadarcık, seçim hukuku belli. Bu medeni hukuk kuralını gitmişler, bilmem nereye uygulamışlar. Olmayacak bir iş ya. Sloganlarına bakıyorum, bir toplantı yapıyorlar sloganlarına bakın, sözlerine bakın, dile bakın. Yani ‘Ben kullanışlıyım, ben kalırım. Ben burada kalayım, aman durayım.’ Bunu söylüyorlar. O yüzden gerisine hiç, ne anlatacağım ben, kime ne anlatıyorsun yani. Bu millet hakikaten benim bu yaklaşıma cevap vermeme harcayacağım nefesi israf görür yani."
"İKTİDARIN ATANMIŞ APARATLARIYLA BİRLİKTE OLMAYIZ"
Muhalefet ile iş birliği zeminine ilişkin ilkeleri sıralayan Özel şu ifadeleri kullandı:
"Biz muhalefetle birlikte oluruz da meşru muhalefetle birlikte oluruz. Ben sağdan sola bu iktidarın karşısında net olarak tutum takınan herkesle birlikte olurum. Bir tane şartım var. Onlarla birlikte sandığa gitmem için sandıktan çıkanlarla birlikte olurum. İktidarın atanmış aparatlarıyla birlikte olamayız biz. Net söylüyorum yani."
"BUTLAN YÖNETİMİ İLE YÜRÜYECEK BİR SANTİM YOLUMUZ YOK"
Parti içi muhalefet ve butlan tartışmalarına nokta koyan YENİ Parti Lideri Özel şunları ekledi:
"Şunu söyleyeyim, ben Türkiye İşçi Partisi’yle de gitsem bir araya gelsem, birlikte bir açıklama yapsam, gidip Zafer Partisi’ni de ziyaret etsem, birlikte bir açıklama yapsak bu halkın umudunu besler. Demek ki muhalefet muhalefete muhalefet etmek, birbiriyle didişmek yerine bir arada oluyor. Bu başka bir şey. Çünkü onların hepsi meşru. Meşru aktör. Ama gayrimeşru aktöre, meşruiyet kazandırırsanız bu infiale sebebiyet verir. Ben kendimden bir şey söyleyeyim. Yargıtay’da oturuyorum, töreni bekliyorum. Kendisi de üç dört koltuk öteye, kendi protokoldeki yerine geçmiş oturmuş. Beni görünce kalktı, bana doğru gelirken ayağa kalkıp böyle elini sıkarken bir fotoğraf. İnsanlar orada bana kızdılar ya. ‘Sen bunun elini sıkarak meşruiyet veriyorsun.’ Ben de dedim ki ‘Benim meşruiyet vereceğimi söylemek, İsmet Paşa’nın asker kaçağı olduğunu söylemekle aynı şeydir.’ Ben meşruiyet vermemek için telefon görüşmesinde bile ‘Kurultay yoksa görüşemeyiz’ demişim. Sonuçta yeni parti kurmuşum. Yoksa bana neler teklif etmediler. ‘Cumhurbaşkanı adayımız Özgür Özel olabilir’ demesinden, arabuluculuk için üç belediye başkanı gittiğinde Bülent Bey’in o mesajı yollamasından tutun, milletvekillerine aracı yollayıp ‘Özgür Bey partinin grup başkanı kalsın, ben genel başkan olarak seçime kadar kalayım. Seçimden sonra ben meclis başkanı olayım, Özgür Bey buraya geçsin.’ Ben ‘Bunları duymamış olayım, insan içine çıkamayız biz’ dedim. Benim derdim, meselemizin kendisi şu; milletin umutlarını tüketen bir operasyon yapılmış. O operasyonda kendilerine verilen görevi kabul edenlerle birlikte yürüyecek bir santim yolumuz yok. Olamaz yani. Bu milleti şeye düşürür, ‘Vay vay vay saray buraya bunu atıyor, bu da bununla anlaşıyor. Büyük oyunun parçası bunlar’ derler yani. Millet haklıdır da böyle derse. Bizim butlan yönetimi ile birlikte yürüyecek bir santim yolumuz yoktur. Çok nettir yani. (CHP kongresini yapıp daha meşru bir zemine oturduğunda) Oturamaz, nereye oturuyor meşru zemine? Seçilmişleri gönder, partiden ihraç et. Partiden polis zoruyla at. Yeni parti kurmak zorunda bırak. Ondan sonra kendi kendine kumda oynayarak meşru yönetim seçin. Orada seçilecek genel başkan meşru olur mu? Olmaz. (Cumhurbaşkanı adayı konusunda herhangi bir iş birliği söz konusu olmayacak mı?) Bakın, onlarla birlikte herhangi bir iş birliği yapmamız asla ve asla mümkün değil. Zaten yani herhangi bir gücü, toplumsal herhangi bir karşılığı olmayan birilerinin Cumhurbaşkanı adayı da konuşmanın, o Cumhurbaşkanı adayını yıpratmak dışında hiçbir faydası olmaz. Yani öyle bir şey olmaz. Biz Cumhurbaşkanı adayımızı bütün muhalefetle, meşru muhalefette konuşuruz. Gayrimeşru muhalefetle işimiz olmaz. Güçlerini ispatlayacaklarsa muhalefetin ortaklaştığı adaya destek açıklarlar. Görün bakın o da olmaz günü gelince. Çünkü rolleri başka, niyetleri başka."
"YETER Kİ CUMHURİYET'İ, REJİMİ BİRLİKTE KURTARALIM"
DEM Parti ve diğer siyasi yapılarla ilişkilere yönelik Özel şu değerlendirmeyi yaptı:
"Ben açıkça söyleyeyim. Muhalefete muhalefet etmem, muhalefetin tüm renkleriyle işbirliği yapmak isterim. Bu iktidarı değiştirmek isteyen herkese kapımız da gönlümüz de açık. İşbirliğine de açığız. Bu sağımızdaki muhalefet de olsa, solumuzdaki muhalefet de olsa, bizimle benzer sosyal demokrat yönelimdeki partiler de olsa değişmez. Çünkü rejim tehlikede, Cumhuriyet tehlikede. Buna karşı çok net bir tutum içinde oluruz. Benim durduğum yer belli. Onun için yani bu noktada öyle mi olur, böyle mi olur? Biz bu iktidarı değiştirmek isteyen herkesle adayda da ortaklaşabiliriz, adayımıza destek de isteriz, seçim noktasında işbirliği de yaparız. Yeter ki Cumhuriyet’i kurtaralım, rejimi kurtaralım. Demokrasiyi yeniden tesis edelim. Ondan sonra kuracağımız iktidarla vatandaşın birikmiş yani bıçağın kemiğe dayandığı sorunlarını çözelim. 23 bin liralık emekli maaşından, 28 bin liralık asgari ücretten, işsizlikten, güvencesizlikten kurtaralım. Yasakların yasak olduğu bir Türkiye’yi inşa edelim. Parlamentoyu yeniden itibar sahibi yapalım, güçlendirelim. Parlamenter sisteme hep birlikte dönelim. Yani bunu yapabileceğimizi herkesle meşru zeminde işbirliği yaparız. Sandıkta da buluşuruz, sokakta da buluşuruz, meydanda da buluşuruz. Bunda bir kısıtımız yok. Ama öbürü diğer partilerin cevaplaması gereken soru. Durduğumuz yer belli. Biz bu iktidarı değiştireceğiz."
"TARİHTEN DERS ÇIKARMAK LAZIM"
Olası parçalanma risklerine ve muhalefetin aday stratejisine ilişkin Özel şöyle devam etti:
"Tarih, ders almak için var. Tarihten ders çıkartmak lazım. Ben üzerime düştüğü yerde sorumluluk almaya, üzerimize düştüğü yerde fedakarlık etmeye ama doğru kararı verip, bu iktidarı değiştirmeye çok kararlı olan ve bu konuda kişisel hırsları, talepleri olmadığı gibi ülke için doğrusunu yapmak üzere bir kararlılığı ifade eden bir partinin de Genel Başkanı’yım. Üstüme ne düşüyorsa onu yaparım. Öyle tarih ders almadan okunabilecek bir iş değil. Dediğiniz gibi bir şeyi bu ülkeye yaşatmayız. O konuda üstümüze düşeni yaparız."
"SEÇİM SATHI MAİLİNE GİRİLDİĞİNDE KONUŞULUR"
İttifaklar için zamanlama ve seçim hedeflerini açıklayan YENİ Parti Lideri şunları söyledi:
"Şimdi birincisi benim bu Genel Başkanlarımızın hepsiyle görüştüğümde söylediğim, onların da hak verdikleri bir şey var. Seçimden çok önce, seçim işbirliklerini konuşmaya başlamak partileri görünmez bir zincirle birbirlerine belinden bağlıyor. Herkesin koşuşu birbirine engel oluyor. Şimdi bizim sandığa doğru özgürce herkesin koşması lazım. Milleti ikna etmek için ne gerekiyorsa söylemesi lazım. Seçim sathı mailine girdiğimizde, YENİ Parti olarak hedefimiz milletvekili seçiminde 50 + 1, yani 301’i yakalamak. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de 60+1, yani hileye, hurdaya fırsat vermeyecek bir farkla kazanmak. Öyle bir adayı çıkartmak ve desteklemek. 60 + 1 ve 50 + 1 diye sihirli formülümüz. 50 + 1 ve 60 + 1 hedefi. 50 + 1’i tek başına alıyorsan ne ala. Alamıyorsan seçim ittifakı, seçim sathı mailine girildiğinde konuşulur. ‘Siyasette 24 saat büyük zaman’ demişler ya… Yerel seçimleri hatırlayın. Biz gittik, ittifak teklif ettik o zaman İYİ Parti’ye. Onlar da bize ne teklif ettiğimizi sordular. Biz de adil bir yöntem önerdik. Yani kamuoyu araştırmalarına dayalı. Her şehirde yaptıralım ve kim öndeyse adayı o çıkarsın, öbürü desteklesin. Görüştüler genel idare kurullarında ve reddettiler. Biz de teşekkür ettik. Seçimlere ittifaksız olarak girdik. Ama millet, ittifakı sandıkta kurdu. CHP’nin bu yaklaşımı ve o zaman da biraz yerel seçim sürecinde de kötü söz duyduk ama kimseye kötü bir şey söylemedik. Ben muhalefete muhalefet etmeme kararlılığını sürdürdüm. Sürdürürüm de bundan sonra ve millet sandıkta ittifak yaptı. Bir ittifak ihtiyacı varsa, olgunlaşmış bir fikrin önünde kimse duramaz. Kim bozarsa seçmen sandıkta onu düzeltir. O yüzden benim kendi bakış açım; ben doğrusunu yapayım, doğru teklifi götüreyim, doğru işbirliğini önereyim, üstüme düşen bir fedakarlık varsa fazlasını yapayım ve sonra olmuyorsa bunu millet görür, doğrusunu millet sandıkta yapar. O yüzden tabii ki siyaseten bazı partiler şu anda bize kötü konuşmayı, sert konuşmayı kendileri açısından avantaj sağlayacak gibi değerlendiriyor olabilirler. Herkese saygım sonsuz. Nezaket sınırlarını aşmadıktan sonra siyasette öyle kimseye sınır çizmek bizim haddimize değil. Ama millet izliyor. Millet en sonunda doğru bir kararı verir, vereceğine inanıyorum."
"YILBAŞINA KADAR BİR MİLYON ÜYE GEÇİLMİŞ OLACAK"
YENİ Parti'nin üye yapısına ve katılım oranlarına değinen Özel şöyle konuştu:
"Arkadaşlar detaylı çalışmalar yapıyorlar. Hatta yaş gruplarına göre. Çok enteresan seçmen yaş grubu ısı haritası diye bir şey çıkarmışlar. Mesela en genç ki online üyelikler için söylüyorum, en genç seçmen Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde. Yani Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki genç seçmenler yüzdesel olarak en yüksek partiye üye olanlar. Böyle enteresan. Genç seçmen zaten ciddi şekilde yönleniyor ama yüzdesel olarak üyenin genç seçmene oranında en iyi bölgemiz Güneydoğu Anadolu Bölgesi. Bu mesela enteresan bir bilgi. Kabataslak olarak, her üç üyenin yeni, birinin önceki, Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olduğunu söyleyelim. 400 bin kadar Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden istifa etmiş, Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa edip YENİ Parti’ye katılmak istemiş ama bu yeni online üyelik sistemine ilk günlerde uyum sağlayamamış ve şimdi ilçe başkanlıkları üzerinden üye olmak hedefinde olan… Yani yılbaşına kadar herhalde 1 milyon üye rahatlıkla geçilmiş olacak. Öyle görünüyor. Bunun yanında hiç daha önce bir siyasi partiye üye olmamışlar beşte bir. Daha önce CHP’de olmayanlar üçte bir. Öyle oranlar var. Tabii dünya da çok şaşırdı, bakıyor. Üye konusunda tabii biliyorsunuz nasıl üye yaptıklarını. Adalet ve Kalkınma Partisi ilk bir yılda 400 bin üye yapmıştı. Biz 18 günde 600 bin üye rakamına ulaştık. Üyelerimizin her birisi bizzat kendileri girenler ya da bizzat gidip imza atıp başvuranlar. O açıdan çok, çok önemli bir potansiyeli yakalamış durumdayız. Ama bir detaylı çalışma yapıyor Pınar arkadaşımız ve onun yaptığı çalışmadan sonra belki bir basın bildirisi olarak YENİ Parti üyelerinin kimlerden oluştuğunu ayrıca paylaşacağız. Ama çok farklı farklı gruplar var; genç üyelerimiz var, emeklilerin büyük desteği var. Çok uzun süredir çok önemli bir hedefimizdi ev hanımlarına sesimizi duyurmak. O konuda yavaş yavaş kabuğun kırıldığı ve YENİ Parti’nin sesinin ev kadınları tarafından duyulduğu önemli."
"ADALET KOLONLARI ÜSTÜNDEKİ KALKINMA PLANIMIZ ÇOK İLGİ GÖRÜYOR"
Saha programlarını ve parti programını anlatan Özel şu ifadeleri kullandı:
"YENİ Parti ne yapıyor? İşte yarın Ardahan’a gidiyoruz, öbür gün Kars’tayız. Kars’ta sabah 06.00’da hayvan pazarındayız, Ardahan’da kadın buluşmamız var. Kars’ta ve Ardahan’da esnaf gezimiz, halka hitabımız olacak. Yani her hafta en az iki. Geçen hafta dört ile gitmiştik biri kendi ilim olmak üzere. Gittiğimiz yerlerde iş dünyasıyla bir araya geliyoruz ve ekonomi kurmaylarımızla birlikte iş dünyasının ekonomiye bakışını elbette dinliyoruz. Sorunları bildiğimizi anlatıyoruz ve çözüm önerilerini konuşuyoruz. Bilhassa hem işte KOBİ’ler meselesinde, hem yeni dört ayak üzerine oturacak kalkınma planımız üzerine. Adalet; mahkemedeki adalet, gelirdeki adalet, vergideki adalet ve sosyal adalet üzerine kurduğumuz dört ana kolon üzerindeki adalet sistemini paylaşıyoruz ve çok ilgi görüyor. Tabii yeni bir partinin hazırlıksız olması beklenirken biz geçmişte çok güçlü bir program çalışması ve kurultayı yapmışız. O çalışmayı yapan bütün kadrolar bizimle birlikte. Programımızı YENİ Parti’ye evriltmişiz. Biraz da basit, sade, kolay anlatılır ama çok güçlü bir program olarak çıkmışız. Bunu büyük bir keyifle anlatıyoruz. Duyanlar YENİ Parti’nin sorunlara bu kadar hakim, çözümlerinin bu kadar güçlü olduğunu duyunca memnuniyetlerini ifade ediyorlar. Onu duymak iyi oluyor. Sokağa çıktığımızda zaten ilk günden beri o butlan sürecinde 22 il gezdiğimizde de arkamızda… Yani esnaf gezelim diye girdiğimiz yerde mitinge dönüyor, büyük kalabalıklar, insan selleri akıyor. Sağ olsun sizin muhabir arkadaşlar da bazen yani tehlike yaşamak pahasına o kalabalığın arasında can siperhane emek veriyorlar. Koza TV’nin de muhabirlerin; Halk TV, Sözcü TV, Koza TV ayırmadan… Genelde de hep kadın arkadaşlar, acayip böyle emekleri var sağ olsun. ANKA’nın muhabirleri. Onlar da genelde hep kadın. Büyük bir mücadele veriyorlar."
"GÖZ HİZASINDA SİYASET YAPIYORUZ"
Yeni nesil siyaset anlayışını özetleyen Özel şunları dile getirdi:
"Göz hizasında siyaset yapıyoruz YENİ Parti olarak. Konuştuğumuz kadar dinliyoruz. Duyduğumuz eleştiriye ya da soruya birebir cevap veriyoruz. Sokak aralarında kadın buluşmaları yapıyoruz. Bağlarda, bahçelerde, seralarda kadın tarım çalışanlarıyla bir araya geliyoruz. Çiftçinin sorununu biçerdöverin önünde dinliyoruz. Yeni nesil bir siyaset. Birincisi, emek yoğun. İkincisi, göz hizasında. Üçüncüsü, kibirsiz. Dördüncüsü, makamları emanet ve geçici gören, aslolanın milletin kararı olduğunu, yani millete çok saygılı bir siyaset. Yani yeni nesil siyasette daha çok kadın var. Zaten bizim hep bütün emeğimiz oydu, ki YENİ Parti’nin tüzüğünde de var. Her kongre yüzde 5 artışla üç kongre sonrası yüzde 50. Artık kadın kotası diye de bir şey yok, eşit temsil var üç kongre sonra. Birini şimdi yapacağız. Gençlere çok yer var. Kibir yok, yukarıdan konuşmak yok, samimiyet var, çok emek var, halkın içinde olmak var. Birlikte hareket ettiğimiz kadrolar hem genç kadrolarımız, hem Meclis’ten bizimle birlikte gelen arkadaşların genel profiline baktığımızda… Hani gelmeyen de bir gönlü eski partinin kurumsal kimliğinde olan, normalde butlanı onaylamasa da. O arkadaşlara da kötü bir şey demeyeyim yani asla öyle düşünmesinler. Bizle gelen arkadaşlara baktığınızda sokakta siyaset yapmayı seven, emek yoğun çalışmayı seven ve bu yeni nesil siyaseti zaten kendisi içselleştirmiş arkadaşlarımız. Sahadan da çok olumlu karşılıklar geliyor, çok olumlu yaklaşımlar geliyor. Sizler de tanık oluyorsunuz. Zaten şu cesareti gösterebilen başka parti yok. Sokakta yürüyoruz, canlı yayındayız. Yani işte ANKA canlı veriyor, siz canlı veriyorsunuz. Bütün diyaloglar canlı yayında, soru-cevap canlı yayında. Yani işimize geleni yayınladığımız, işimize gelmeyenden kaçtığımız bir şey yok. Sokaktayız ve kim ne derse canlı yayında milletin zorundayız. Tabii bunun yanında Türkiye’ye ne vaat ettiğimizi çok güçlü bir seçim kampanyasıyla yürüteceğiz ve dünya siyasi tarihinin en uzun seçim kampanyasını yapacağız. Çünkü 19 Mart’ta başladık. 19 Mart’ta Saraçhane’de otobüsün üstüne çıktığımız günden beri biz zaten artık bir seçim kampanyasını yürütüyoruz ve herhalde bin günlük bir seçim kampanyası olmuş olacak. O kampanyanın da bir yerlerindeyiz, 600’üncü gününde miyiz? Bir yerlerindeyiz. Tam saymadım da. Çok çok 400 gün, 450 gün daha var. Durmadan ve ritmi düşürmeden arttırarak devam etmeyi düşünüyoruz. Çünkü durmaya, durulmaya, yorulmaya hakkımızın olmadığı bir dönemdeyiz. Çünkü bundan üç sene sonra ‘Ya o gün yorgundum, haydi şimdi çalışayım’ denecek bir dönem değil. Bu sefer ya başaracağız ya bir daha böyle bir şansı hiç olmayacak ülkenin."
"EMEKLİDEKİ ÖFKE KİMSEDE YOK"
Ekonomik kriz, asgari ücret ve emekli maaşları konusunu değerlendiren Özel şöyle konuştu:
"Şimdi bir kere tasvirinizden, bizim slogan en çok kendiliğinden çıkan ve yayılan sloganın ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz’ dediniz ya, hakikaten yani. Sorunu olmayan kimse yok. Emekli herhalde dünya tarihinde uğranılmış en kitlesel vefasızlıkla muhatap. Yıllarca çalışıyor, işte eller nasırlaşmış, dirsekler çürümüş, gözlük camları büyümüş bir emekli, bir gün karşısına geçmiş ve demişsin ki ‘Sen artık emekli ol. Bugüne kadar sen bize baktın bundan sonra biz sana bakacağız.’ O da sana güvenmiş emekli olmuş. Şimdi ona 23 bin lira para veriyorsun. Ve ortalama emekli maaşı da 27 bin lira. Yani eskiden şöyle olurdu. 23 bin lira en düşük emekli maaşı, ortalamanın 34 bin lira olmasını beklersin. Yani 50 - 60 bin lira alan da var. Yine 23 bin kira olmamalı tabii. En düşük emekli maaşı asgari ücret düzeyinde olmalı, asgari ücretin de 39 bin lira olması lazım, çok net. Ama 23 bin lira emekli maaşı ortalaması da 26 - 27 bin lira. Yani kutu kola gibi herkesi dipte sıkıştırmışlar. Böyle bir durum var. Ve emeklideki öfke kimsede yok. Onu söyleyeyim. Emeklideki öfke kimsede yok ve bir kırılım gördüm bugün daha ankette. YENİ Parti’ye oy verme oranı 55 yaş üzerinde yüzde 56. Bakın ortalaması yüzde 32 bulan var, 34 bulan var, 29’sun diyen var. Bu 2-3 ay içerisinde bir yere oturur, onu görürüz. Onu tartışmıyorum. Ama mesela bizi yüzde 32 bulan şey de 55 yaş üstünde diyor yüzde 56 oy oranı var YENİ Parti’nin. Çünkü inanılmaz öfkeliler, dertlerini dile getirene dört elle sarılıyorlar ve çözüm vaat edene dört elle sarılıyorlar. Bu çok net ortada. Ama öyle biri açmazla karşı karşıyayız ki, asgari ücret alan için çok düşük veren için çok yüksek. Tekstilci ‘Bu asgari ücretle ihracat yapmam mümkün değil’ diyor. Alan adam perişan. 25 bin lira ev kirası, 27 küsur bin lira asgari ücret. Ondan. 2 bin lira kalıyor. Ya bir eve girip başını sok, aç kal. Ya karnını doyur, sokakta kal. Emekli için de böyle, asgari ücretli için de böyle."
"İKTİDARDA KALMALARI NORMAL SİYASİ YOLLA MÜMKÜN DEĞİL"
Tarım ve esnafın yaşadığı çöküşü anlatan Özel, eski Bakan Ali Naili Erdem'in aktardığı Süleyman Demirel beyanını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
"Öbür taraftan çiftçi bir dokun bin ah işit. Kendi köyümden isyan yükseldi, köyüme koştum. Diyorlar ‘Rize’ye gitti, çayı konuştu, Trabzon’da fındık konuştu. İşte Gaziantep’te fıstık konuştu, Trakya’da buğday konuştu. Üzümü ne zaman konuşacak? Kendi köyüne gelsin.’ Gittik. Bütün her yerde Toprak Mahsulleri Ofisi’nin hem ayçiçeğinde aynı sorun var hem üzümde. Fiyat açıklamaması ve üreticinin ürettiği maliyetin altında satışa zorlanması ve bankalar baskısıyla da elinden yok paha ürünün çıkması. Ayçiçeğinin neredeyse tamamı toplanmış, fiyat yok ortada. Üzümde geçen seneki fiyatın yarı fiyatına, üçte biri fiyatına, yarı fiyatına üzüm alınıyor, üzümcüler perişan. Fındıkta ‘Gel sen topla, bunu burs dağıt’ diye bizim belediye başkanlarını çağırıyor. Toplatma maliyeti, fındığa verilen fiyatı kurtarmıyor. Böyle inanılmaz işler var. Ayrıca da Manisa bunda birinciymiş, ona çok üzüldüm. Tarım arazileri en çok ipotek altında olan şehir Manisa’ymış. Türkiye’de birkaç tane banka ve Ziraat Bankası zirai kredileri hak edene hak ettiği gibi veremediği için, çok az verdiği için, zirai kredi veren özel bankalar bütün ipotekleri almış. Millet artık malından olma durumuna gelmiş. Kartopu gibi büyüyen bir borç var. Diğer taraftan bunlarda hal böyle olunca esnaf perişan. Çiftçi yaşı ortalama 37’den AK Parti iktidarı boyunca 57’ye çıkmış. Çiftçimiz yaşlanmış. Genç üç çiftçiden ikisi ‘Asgari ücrete razıyım, çiftçiliği bırakacağım’ diyor. Dört gençten üç tanesi ‘Fırsat bulursam dünyanın başka ülkesine giderim, bir daha dönmem’ diyor. Yani sorunuz öyle bir şey ki çok haklı şekilde, halinden memnun olan kimse kalmadı. Peki bu iktidar nasıl iktidarda? İşte bu iktidarın iktidarda kalması normal siyasi yollarla mümkün değil. Onun için ‘Savaş ilan ediyor, türlü kötülükler yapıyor’ diyorsunuz. Onun için umutsuzluk yaymaya çalışıyor, onun için ‘Kaybetsem de gitmem’ imajı yaratmaya çalışıyor. ‘Kaybettiğim yeri vermem, verdiğim yeri geri alırım’ falan. Ama bir yanda da gerçek sorunları konuştuğunuzda, yani sokağa çıkıp konuştuğunuzda, göz hizasında siyaset yaptığınızda millet hem derdini bildiğinizi hem de çözeceğinize ikna oluyor. Benim gördüğüm bu. Şu anda organik siyaset dönemindeyiz. Öyle cafcaflı laflar, işte kampanya filmleri, broşürler, billboardlardan ziyade; millet kulağıyla duymak istiyor. Bir de eğer izliyorsa sağlık, afiyet diliyorum kendisine. Ali Naili Erdem. Rahmetli Demirel’in bakanı. O beni ziyarete geldi, 98 yaşında. Dedi ki, ‘Demirel’in bir lafı var’ dedi. ‘Sizde onu görüyorum’ dedi bana. Demirel dermiş ki Ali Naili Bey’e ve bütün arkadaşlarına, ‘Ahali’ dermiş, ‘Ahali televizyonda gördüğü adama oy vermez. Köye gelen adama da oy vermez. Millet televizyondaki adam köyüne gelirse oy verir.’ Bizim şimdi temel yaklaşımımız bu. Sayın Bakan bana dedi ki, ‘Sizde bunu görüyorum. Hem televizyondasınız, hem çok geziyorsunuz falan. Buna devam edin.’ Hatta Demirel biraz bunaldı mı ‘Gezsem Anadolu’yu türküsünü söyler, 15 gün dolaşır gelirdi falan.’ Gerçekten de bunun bir inanılmaz bir karşılığı var ama tabi bu diğer işte bugün örneğin işte Utku Bey benim konuşmalarımdan yapılmış bir broşürü örgütlere yollanmak üzere onayımızı aldı, hazırladılar. İşte broşürlerimiz, filmlerimiz bilmem neler… Konvansiyonel yöntemleri kullanacağız. Ama yani televizyonların sayısı az, çeşitli baskılar oluyor, çeşitli engellemeler oluyor, daha kötüleri olabilir falan. Her şeye rağmen esas halka birebir ulaşacak mekanizmaları kurmak… YENİ Parti’nin yeni siyasetinde şu var. Bizimle beraber siyaset yapan herkes bir; seçime kadar durmadan, yılmadan çalışacak, iki; seçmene birebir ulaşacak."
"SANDIK GÜVENLİĞİ KONUSUNDA HAZIRLIKLARIMIZ TAMAMDI"
Sandık organizasyonu ve seçmenle yüz yüze iletişim modelini açıklayan Özel şunları söyledi:
"Bizim önceki partide hazırladığımız, en büyük sorun nedir hep seçimlerde, üç ay kalır, ‘Sandık görevleri var mı, hazır mı, sandıkları iyi tutacak mısın?’ Bizim 2 buçuk yıl önceden 186 bin sandık görevlimiz hazırdı. Hatta bu sene Eylül ayının üçüncü pazarında tatbikat yapmaya hazırlanıyorduk. Yani ‘Bugün seçim günüdür. Bütün okul görevlileri, sınıf görevlileri ve bütün sandık görevlileri okulların önüne gidecek, okulun kare kodunu okutacak.’ Birkaç saat sonra sınıf kare kodu vereceğiz, sonuç kare kodu vereceğiz. Yani seçim günü parça kıracak olanı tatbikatta görüp, o kırık parçayı baştan değiştirmek. Bundan vazgeçmiş değiliz ama tabii yeni bir parti olunca bir takım zorluklarımız var, sandık görevlisi, müşahit filan, onların hepsini çalışıyoruz. Ama hem sandığa sahip çıkma kararlılığız var. Bizim sandık görevlilerimiz ki 186 bin kişinin, geçen gün arkadaşlarımız baktı, 170 bin küsuru zaten gelmiş ve partiye kaydını yaptırmış. Oradaki eksiklikleri de tamamlayacağız. Diyorduk ki hazırlığımız o yöndeydi, seçime kadar altı ziyaret. Yani bizim hayalimizdeki, o hazırladığımız, arkadaşlar ki o ilk ziyaretlerini yaptılar veya yapıyorlardı tam o sırada. Çünkü haziran ayına planlanmıştı. Yani eğitimlerini aldılar, listelerini aldılar, ‘benim sandığım’ uygulamasını indirdiler ve başlamışlardı. Nihayete ermeden bu işler oldu. Ama esas maksat şu. Kendi sandığında oy kullanacak en çok 300 ama bir köyde 40 oluyor, bazı yerde 70 oluyor, o kadar kişiyi seçimden önce, eğer seçim zamanında yapılırsa en az altı kez ziyaret edecek. CHP üyelerini biliyor zaten. Onlarla birlikte davranacak. Onlarla birlikte herkesi tanıyacak."
"SANDIĞA KADAR GÖNÜL KAZANMAK"
Sözlerine devam eden Özel, sandık stratejisini şöyle özetledi:
"Benim arkadaşlarıma anlattığım şu, siz kapıdan giriyorsunuz seçim günü. CHP’nin görevlisi sizi isminizle karşılayacak. ‘Sorel bey hoşgeldiniz’ diyecek. Hatta şöyle diyecek, isminizi kullanarak, AK PARTİ‘ye diyelim ki diyecek ki ‘Sorel bey sizin üyenizdir.’ Ya da ‘Sorel bey bizim üyemizdir ama babası sizin üyenizdir’ diyecek kadar konuya hakim olmaları lazım. Sandık başında öyle sayarken değil. Oy sandığa girmeden önce, oyu sandığa atacak kişinin altı kere elini sıksa istediği yere oy atsın. Böyle bir çalışmanın içindeydik ve çok heyecanlıydık. Bunu sürdüreceğiz. Aksamamız oldu mu, oldu. Hızla toparlıyoruz. Önemli olan sandık çevresinde çalışan güçlü bir örgüt. O zaman işte ne diyorsan, herkes bir sandıkta örnek veriyorum, Manisa’da Yunus Emre‘de bizim oy kullanacağımız sandıkta diyelim 300 kişinin içinde 30 tane CHP üyesi var. Daha çoktur bizim orada ama 30 tane CHP üyesi var diyelim ki o 30 CHP üyesi ile birlikte sandığın sorumlusu, 270 kişiye ulaşıp, derdimizi anlatması lazım. Kişi başına 9 kişi düşüyor. O yüzden en kötü şartlara hazır, yüz yüze siyaset, bire bir siyaset, bire bir iletişim, vaatlerin anlatılması, broşürleri vermesi. Kişiyi tanımak ve ona özel bir yaklaşımla sandığa kadar onu takip etmek, gönlünü kazanmak."
"TÜRKİYE’NİN 2 AYLIK FAİZ GİDERİ"
Köprü ve otoyol özelleştirmelerine ilişkin sert eleştirilerde bulunan Özel şunları aktardı:
"İlk ben söylemiştim biliyorsunuz, gündeme getirmiştim ve derin bir sessizlikle ne kabul ettiler ne inkar ettiler. Baktığınızda bu ekonomi yönetimine, hani şey olur ya müflis tüccarlar, senet kırdırırlar. Yani üzerinde 100 lira yazar da 20 lira verene verir. Çünkü dayanacak gücüm kalmamış, bitmiş. O günü bekleyip 100 lira tahsil etmek yerine bugün 20 lira verene verelim, bu hale gelmişler, senet kırdırır hale gelmişler. İkincisi bir kere yani bu ülkenin orta ve uzun vadeli menfaatlerini düşünmek yerine kısa vadede kendi menfaatlerini düşünüyorlar. Yapmaya çalıştıkları meseleyi şöyle özetleyeyim. Bu köprü ve otoyolları yaklaşık 5.7 milyar dolar ama varsayalım ki 10 milyar dolara özelleştirdiler, bu ortalama iki aylık faiz gideridir Türkiye’nin. İnanılmaz bir şey söyleyeyim size, bu iktidar, Türkiye’de yapılan özelleştirmenin yüzde 86’sını yaptı ve elde ettiği para, 2006 yılında faize ödediği paraya denktir. O yüzden hayırsız bir evlat gibi babadan, dededen, atadan, anadan kalanı yok pahasına sattılar, saldılar ve şu anda bütün özelleştirme gelirini, son bir yılda faize ödemiş durumdalar."
"FİYATLAR ÖZELLEŞTİRMEDEN SONRA 5 KATI ARTIYOR"
Özelleştirme sonrası geçiş ücretlerinin beş katına çıkacağını iddia eden Özel şöyle konuştu:
"Yapacakları işi şöyle söyleyeyim. 2 köprü. 15 Temmuz Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, bu iki köprüyü, sekiz tane otoyolu ve iki tane çevre yolu, İzmir’in ve Bursa’nın çevre yollarını özelleştiriyorlar. İzmir’de ve Bursa’da çevre yollarının ücretsiz olan kısımları artık ücretli olacak. Bir kere bunu görmek lazım. Israrla söylüyorum aylardır, ‘Yok, olmayacaktır’ diyen yok. İkincisi devletin yaptığı otobanlarda kilometre başına lira alınıyor. Yani Çeşme - İzmir 50 lira. Ama bu yeni yaptıkları, yaptırdıkları, KÖİ, ya da dışarıdan para bulup 30 yıl geçiş garantisi gibi sistemlerde kilometre başına 5 lira. Yani o gün örneğin İzmir’den çıktınız, Çeşme’ye doğru gittiniz 50 lira. Akhisar’a doğru gidiyorsunuz, yani Bornova’yı geçip Turgutlu‘ya gelmeden önceki gişeler var, o gişelerden Akhisar‘a kadar 50 kilometre gidiyorsunuz, 250 lira veriyorsunuz. Beş kat pahalı. 1 lira, 5 lira. Özelleştirmeden sonra beş kat fiyatları artacak. Ayrıca İstanbul’daki köprü 50 lirayken, bir anda 200 lira olması yaşanacak. Bunların hepsini göreceğiz. Bunu ne yapıyorlar biliyor musunuz? 30 yıllık geliri, 4 buçuk yıllık gelir karşısında satmak için. Geçen gün açıklama yapmışlar, yaklaşık 1 milyar lira, 800 milyon lira geliri var buranın diye gazetelerde yer aldı, ‘Yok o gelir değil, hasılat.’ Geçen günlerde de açıklanmışsınız yüzde 5 masrafa gidiyormuş. Neredeyse aynı şey. Yüzde 95 gelire dönüyor. Siz de takip etmişsinizdir. Bakanlık kendi kendini ihbar ediyor aslında. Bugünkü parayla 1 milyara yakın bir para. Ama beş kat pahalandığında bir anda 5 milyar lira olacak."
"ALTIN YUMURTLAYAN TAVUĞU KESİYORLAR"
Özelleştirme ihalelerine gireceklere seslenen YENİ Parti Genel Başkanı şunları söyledi:
"Hiç onları hesap etmeseniz bile 5 yıllık gelirini verene 30 yıllık geliri veriyor. Şimdi vatandaş kendi vicdanına şunu sorması lazım. Bu köprü sana babandan, anandan miras kalmış olsa, beş yıllık geliri peşin verene 30 yıllık geliri verir misin? Yok. Hele bu 5 kat pahalı olduğunda bir yıllık gelire 30 yıllık geliri vereceksin. Neden? Seçim ekonomisi için para lazım. Çaresiz kaldılar ve bu çaresizliğin sonucunda altın yumurtlayan tavuğu kesiyorlar. Olacak iş değil. Bir de devletin, milletin olan. Şimdi onu da anlamıyorum, doğru bir yöntem değil ama şöyle savunuyorlar ya. ‘Sen yurtdışından parayı bul, getir, otobanı yap. 30 yıl geçiş. 30 yıl sen işlet, geçmezse de ben garantisini vereceğim.’ Bakın bu kötü bir yöntem ama hiç değilse parayı dışarıdan getirip falan filan ama burada devletin, milletin parasıyla yaptığı yeri, borcu da bitmiş, bir şey de yok, ‘İşletme hakkını veriyoruz’ diye 30 yıllık gelirini veriyorlar. Düşünün şu an doğmamış, 12 sene sonra doğacak, 30 yıl sonra da 18 yaşında olup ehliyet alıp köprüden geçecek çocuktan alacağı parayı bu seçimde harcamak için talep ediyorlar. Akıl almaz bir mevzu. Gelecek nesillerin hakkını bugünkü seçime kurban ediyorlar."
"BİZ BU OYUNU BOZARIZ"
Söz konusu özelleştirmeleri kamulaştıracaklarını beyan eden Özel şöyle konuştu:
"Kesin. Net. Bunlar hep ‘Uluslararası takvim’ diyorlar. Arkadaşlar geçmişte de bunu çokça çalıştılar, anlattılar. Nasıl Ticaret Kanunu’nun en temellidir, üzerinde yapılmış bir sözleşme olsa bile taraflardan birisi asla sürekli zarar etmeye zorlanamaz. Kanun bunun güvencesi olamaz. Uluslararası tahkimde de usulüne uygun yapılmış anlaşmalar ve adil anlaşmaları tahkim korur. Haksızlıkları giderir. Biz çok büyük haksızlıklar olduğunu düşünüyoruz ve uluslararası tahkim konusunu da göze alarak, zaten daha önceden de hep söylüyorduk. Çağırırız, hesabı çıkarırız. ‘Maliyeti bu kadar, sen bu kadar, şu kadar da sana kar, al defteri koluna, herkes kendi yoluna.’ Yani bunu yapmak durumundayız. Özellikle bu süreçte yani şimdi burada hepimize olan bir şeyin 30 yıllık gelirini, bugünkü fiyatlarla, fiyatlar arttığında 1 yıllık gelire veriyor. Alacak olanı uyarıyorum. Biz bu işte yokuz, geldiğimiz zaman biz bu oyunu bozarız. Ona göre girsinler ihalesine. Onu söylüyorum. Şunu da söyleyeyim, yapmak için elimizden geleni yaparız. Tahkim gitti, onları korudu filan, Hukuksuzluk yapabilecek durumda değiliz ama hukukçularımız diyor ki ‘Bu kadar kötü anlaşmaları tahkim de korumuyor’ diyor."
"ÇÖZÜMLERİMİZ HAZIR"
Kreşler ve vatandaşa yönelik sosyal projeler hakkındaki çözüm önerilerini sıralayan Özel şunları söyledi:
"Mesela sizin örnek verdiğiniz şey. Uzman çavuş dediniz ya. Uzman çavuşlara büyük haksızlık yapılıyor. Önce iki yıl, üç yıldı. Sonra yedi yıl oldu. Devlet diyor ki, ‘Sen gel çalış. Sonra seni kamuda istihdam edeceğim.’ Belediyeler, CHP’li belediyelerde görev yaptıkları sırada söylemiştik. Şimdi YENİ Partili belediyelerde ‘Uzman çavuşlara öncelik verin, zabıta olarak alın.’ Ama ne kadarını alabilecek belediyeler? Mutlaka AK Partili, MHP’li belediyeler de alıyor onları. Ama biz diyoruz ki ‘Ya girmiş, devlette yedi yıl görev yapmış. Liyakati sınanmış. Yani o görevi boyunca bir suç işlememiş, işini iyi yapmış kişilere. Ama zaten belediyelerin personeli dolu, bir yerden sonra tıkandı. Şimdi mesela onlarla ilgili şöyle bir planımız var. Okul güvenliği büyük bir sıkıntı biliyorsunuz. Uzman çavuşların içinden önce 60 bin, sonra 120 bin uzman çavuş. Tabii geçmişi tertemiz olması şart. Bir de çocuklarla ilgili görev yapacağı için ona özel bir eğitime, ardından da mini bir sınava tabi tutmak suretiyle hızlı üç aylık gibi bir sürede onları eğitip, alıp, Türkiye’deki bütün okullara okul güvenliği olarak uzman çavuşları görevlendireceğiz. Okulun önündeki uyuşturucu, okulun önündeki bir takım olmadık saldırganlıklar veya anmayalım şimdi geçen sene yaşananları, anınca kötü örnek oluyor. Okuldaki çocuğun güvenliğine yönelik her türlü tedbirin alındığı, kapısında, bahçesinde görev yapmak üzere. Böyle bir projemiz var. Uzman çavuşlar için. Kademeli emeklilik meselesi, şimdi EYT doğru yanlış odur budur tartışılır. Ama bir gün ile 18 yıl kaybedilmez kardeşim. Olacak bir şey değil yani. ‘Dokuz gün ile dokuz yıl kaybettim.’ ‘Dokuz günle 18 yıl kaybettim.’ ‘Bir günle 11 yıl kaybettim.’ O yüzden bunların çözülmesi lazım. Bu konuda zaten bizim desteğimizi biliyorlar, her gittiğimiz yerde de buluyorlar. O açıdan çözülmesi gereken bir mesele. Ama yani pek çok konuda hazırız. Hatta böyle bir konuda çok gençlerin, vatandaşın ilgisini çekecek hazırlıklarımız da vardı. Bir kısmı zaman kaybetmiş olabilir ama çözüm önerileri konusunda işte Kayseri’de, Kocaeli Gebze’de, Tekirdağ Çorlu’da, iş dünyasıyla veya Kastamonu’da küçük ölçekli sanayi esnafıyla, gittiğimiz her yerde, köyde köylü teyzelerle birlikte ya da sokak arasında ev hanımlarıyla yaptığımız tüm toplantılarda spesifik sorununu söyleyene, çözüm önerimizi söyledik. Mesela her mahalleye bir kreş yapmak. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev yaptığım dönemde ilk talimatım 1000 kreş, 100 yurttu. Görevi bıraktığım sırada 800 kreşe çıkmıştı. Bıraktığımız derken butlan yüzünden yargı eli ile haksızlığa uğradığımız günü kastediyorum. 78 tane de yurt yapmıştık o ana kadar. Hatta son ikisinin, üçünün açılışını da yapmıştım görünür kılmak adına. Şimdi o yüzden bu kadar imkansızlıkla, belediyeler silkelenirken, siyasi operasyonlar varken, başkanlar içeri atılırken, düşünün yani. Ekrem Başkan içeri atılmış, İBB yurt yapmaya devam ediyor, kreş yapmaya devam ediyor filan. Veya kent lokantaları filan. Bunu Türkiye ölçeğinde her mahalleye bir kreş iddiasıyla sunuyoruz. Biz diyoruz ki ‘Ev kadını, mahallesine kreş koyup da onu istihdama dahil edemediysek; ya da çocuklarına bakma zorunluluğundan, yaşlısına bakma zorunluluğundan, engellisine bakma zorunluluğundan iş yaşamında yoksa, sigorta primini devlet ödeyecek’ diyoruz. Mesela bu ev kadınlarının çok hoşlarına giden ve çok adil bir çözüm. Çalışan kadar iyi bir imkanı olmaz ama biz ona iş teklif etmeliyiz. İş teklif ettik, çocuğunu bırakacak kreşini veremedik. Hiç olmazsa evinde emekli olması ile ilgili bu evdeki emeğin görünür kılan projemizi anlatıyoruz. Onu söyledik, iktidar ‘Biz de yapacağız’ dedi. Ama vatandaşlık temel geliri diye bir şey var. Yani herkesi temel bir gelir seviyesine çıkarmak. Ondan sonra varsıllık, az varsıllık olabilir ama şu yoksulluktan vatandaşı kurtarma. Veya işte gençlere yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa dediğimiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi ve ilk önce Avrupa’da serbest dolaşım ki o çok kolaydı. Büyük bir fırsatı Erdoğan kaçırttı. Yoksa biz onu muhalefetteyken de destekledik yani. 2015 darbeden hemen önceki yıl 2016 yılı içerisinde biz bunu destekledik ama Erdoğan ‘Siyasi Ahlak Yasası çıkarsa, ilçe başkanı bulamayız, il başkanı bulamayız’ diye buna karşı çıktı. Oysaki 60 kriterin 56’sını sabahlara kadar Meclis’te çalışarak ve yapıcı muhalefetle destek vererek yürümüştük. Efendim Kişisel Verileri Koruma Kanunu kalmıştı, Interpol kalmıştı, terör tanımı kalmıştı ve Siyasi Ahlak Yasası. Hepsi tamam. Ama siyasi ahlak Erdoğan’a tosladı. ‘İl, ilçe başkanı bulamazsın, bunu yapmayın, geçirmeyin’ dedi, öyle. Bir bütün olarak her kararda, her konuda çözüm önerilerimiz hazır. Zaten sorup da ‘Buna YENİ Parti ne diyor, YENİ Parti’nin buna önerisi nedir?’ sorusunun cevapsız kaldığı bir alanımız yok. Var olana da hızlı bir şekilde bunu geliştirmeyi zaten taahhüt ediyoruz."
"BUNLARI DUYUNCA UTANIYOR İNSAN"
Melih Gökçek ailesinin mal varlığı iddialarına ve Fatma Kaplan Hürriyet ile görüşmesine dair açıklamalarda bulunan Özel şunları dile getirdi:
"Bizde düğün yoktu. Nikahtan evlendik, düğün yapmadık. Tabii orada da bir şeyler takılıyor. Düğünden bir hafta sonra eczane açıldı. Biri 14 Mart, biri 21 Mart. Bir hafta sonra eczane açıldı, altınlar bozuldu ve eczanenin masraflarına, kuruluş giderlerine gitti. İpek’in doğumunda takılan altınları da çaldırdık maalesef. Eve hırsız girdi. Ona hep içimiz çok yanar. İpek’in doğumunda takılan altınlar vardı. Onlar böyle bir üst çekmecedeydi. Eve hırsız girdi, onlar gitti öyle. O da çok da bir şey değildi de işte... Tabii insan böyle utanarak dinliyor. Duymaya utanır mısın? Bunları duyunca utanıyor hakikaten insan. Bu arada Fatma Kaplan Hürriyet’e de bir suçlama vardı. Ben bu haftasonu yanındaydım onun. Silivri’de ziyaret ettim. Efendim ‘Biz otobanda durduk, 3 kilo altın verdim Fatma Kaplan Hürriyet’e. O da ‘Düğünüm var’ dedi, düğününde altınla bunu eritti falan.’ Fatma Kaplan Hürriyet diyor ki ‘Hani o 3 kilo altın, düğünde eritildi denen altın ne olmuş? Altınlar nerede, para nerede, ne alınmış ve ne durumdayız? En son benim evimin çatısına aktarmıştım. Buraya 5 milyon lira…’ ‘5 milyon liraya İzmit’te ev alırsın, dedim’ diyor savcıya. 5 milyon liraya çatı mı aktarılır?’ O bana içini döktü yani. Bir yanda Melih Gökçek’in bu servetini düğündeki altınlarla ailesinin edindiğine inanılması bekleniyor. Bir yandan Fatma Kaplan Hürriyet’e bir iftira atılıyor. Fatma Kaplan Hürriyet de diyor ki ‘Ben de böyle bir altın varsa… Evi aradınız, yok. Bankalarda yok. Hesabımda yok. Gayrimenkul almamışım. Bu para nerede?’ ‘Bende böyle bir para yok’ diyor. Bir tarafta bir para var görünen. ‘Altınla oldu’ diyorlar. Bir tarafta ‘Düğün yaptın altını eritmek için’ diyorlar. Ne altın, ne para, ne mal, ne mülk ortada. Bunda böyle Fatma Kaplan Hürriyet pazar günü bana savcıya nasıl yakardıysa öyle yakardı. Onu da bu imkanla söylemiş olayım. Magazin değil, kara mizah…"
"MASAM DA HER ZAMAN DÜZENLİDİR"
Sosyal medyada gündem olan mikrofon düzenleme görüntüsüne açıklık getiren ve alışkanlıklarından bahseden Özel şöyle dedi:
"Orada biri beni yakalamış. Şimdi iki Anka yan yanaydı, iki kenara koydum; birincisi. Bir de onlar kareydi. İki kare dışarıda. Sonra ‘Yuvarlaklar yan yana olsun’ dedim. Sonra bir adaletsizlik vardı. Bir televizyon kanalı en ortada oldu, dedim ki ‘Bari televizyonlar yan yana olsun, ajanslar yan yana olsun.’ TV100’ü kenara, televizyonun yanına alıp; Anadolu Ajansı’nı Doğan Haber Ajansı’nın yanına mı ne öyle koyduk. ANKA zaten iki yanda aslanlar gibi duruyor. Masam da öyledir. Benim mesela masam her zaman düzenlidir. Ayrılmadan önce masayı son bir düzene sokarım. Ben otel odasından çıkmadan önce yatağımı toplarım. Herkes, bizim Mehmet Bey var. O bazen eşyaları almaya yardıma gelince o da şaşırıyor, bakıyor; ‘Yani birazdan gelip bozacaklar yatağı. Niye bozuk bırakmıyorsun?’ Yatılı okul alışkanlığı. Ben 10 yaşından beri yatağımı yapar, çıkarım. Evde de öyledir. Kendi evimde öyledir, annemin evinde öyledir, misafirlikte öyledir. Yatağımı toplamadan, bir düzene sokmadan çıkmam. Otel odasında da ayıp geliyor böyle langır lungur yatağı bırakmak. Şöyle bir hani dört dörtlük değil ama şöyle bir düzene sokar, öyle çıkarım. Biraz başak burcu olmaya bağlıyorlar. O da doğrudur. Ben de burçlara öyle çok meraklı değilim ama hani böyle bir şey vardır. Evet. Öyle bir düzen, doğruluk falan. Bir simetromani ve simetro manyaklık kadar olmasa da böyle bir simetri düşkünlüğüm vardır yani."
"KENDİ İLÇEMDE DE ADAYI ANKETLE BELİRLEDİK"
Aday belirleme süreçlerinde ölçme ve değerlendirmeye verdikleri önemi vurgulayan Özel konuşmasını şu şekilde tamamladı:
"Vallahi biz aday belirlemede zaten ağırlıklı olarak anket yaptık ve anketlerle kazanacak adaya baktık. Şimdi bazen eleştiriler oluyor. ‘Şuraya şunu niye yaptınız?’ ‘Buraya bunu?’ Aday gösterilirken ‘Şu aday niye?’ diye bir sorunun cevabını veremeyeceğimiz bir tane ilçe vardı. O da Çankaya. Çankaya Anıtkabir’in, Meclis’in, genel merkezlerin emanet edildiği çok önemli bir yer. Genel Başkan en güvendiği kişiye emanet eder. En güvendiğim kişi işte bir infaz koruma memurunun babasız büyümüş evladı. Hüseyin Can Güner şu anda cezaevinde, annesi de halen daha infaz koruma memuru olarak Adalet Bakanlığı’nda çalışıyor. Böyle bir ailenin böyle bir evladına, bütün okulları da başarıyla bitirmiş, güvendiğimiz birine… Onun dışında kendi oturduğum ilçeden tutun… Kendi oturduğum ilçe, anketi yaptık. En yüksek oy alan ankete göre, ikisi de kazanıyordu. Onu da üyeye sorduk. Semih Balaban kazandı hakkıyla. Orada görev yapıyor. Mesela eskiden çok sert siyasi rekabet içinde olduğumuz ama doğrusu oydu. Yani kazanacak iki adaydan biriydi ve ön seçimi yapıldığı taktirde de bir bütünlük sağladı. Mesela soruyorlar; ‘Şunu niye aday gösterdin?’, ‘Bunu niye?’ Anket yapılmıştır, kamuoyu araştırmasının sonucu öyledir, sahadan gelen raporlar öyledir. Bütün Parti Meclisi üyelerine hem de içimizde o zaman muhalif olan arkadaşlar da vardı, onlara da izah ederek ve hemen hemen tamamına yakınını da oybirliği ile geçirdiğimiz... Oybirliğiyle geçmeyenlerde gereğini ifade ettiğimiz… Ben ölçme - değerlendirmeye çok inanıyorum. Bir kişi yanlış yapar, 10 kişi daha zor yapar. 100 kişi, binlerce kişi yanlış yapmaz yani. O iş önemli."