A+ A-
Yorum
10

Özel'den 'figüran' sorusuna yanıt: Halk, siyaset için bir dekor değildir

Yayın Tarihi: 28.07.2026 - 10:53
Kaynak:HABER MERKEZİ

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor. Özel, CHP'den ayrılış süreci, YENİ Parti'nin kuruluşu, bundan sonraki yol haritasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Mutlak butlan yönetiminin kurultaya gitmemesi sonrası CHP'den ayrılan ve YENİ Parti'yi kuran Özgür Özel, bu sürecin ardından ilk kez canlı yayına çıktı. HalkTV'de canlı yayına katılan Özel, YENİ Parti rozeti taktı.

Özel'e ilk soru olarak, BirGün Muhabiri Ebru Çelik'in ortaya çıkardığı gündemi sarsan figüran skandalı soruldu. Mutlak butlan kararıyla CHP'ye Genel Başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun Sarıyer'de gerçekleştirilen rozet takma törenine figüranların getirildiğine yönelik soruya Özel, şöyle yanıt verdi:

"Çok teşekkür ediyorum, hoş geldiniz öncelikle. Yeni bir başlangıç, yeni umutlar ve bundan sonra yeni bir siyaset... Sizler de yakından hem Cumhuriyet Halk Partisi'nin butlan kararı sonrasında yaşananları hem halktaki önce hayal kırıklığını, öfkeyi, sonra bu öfkenin bir enerjiye dönüşmesini ve daha sonra da bu YENİ Parti süreciyle ilgili milletin adeta bize YENİ Parti'yi kurdurmasını, milletin kurmasını, ilk ve son kararı milletin vermesini yakından izlediniz. Tabii bahsettiğiniz hususu ben artık Cumhuriyet Halk Partisi'nin meselelerine girecek, onları eleştirecek değilim. Zaten eleştiriyi kamu adına önce olayı ortaya çıkaran gazeteci arkadaşımız, sizler, sonra da kamuoyu yaptı yapacağı kadar. Bizim konumuz değil. Orada benim konum olan şey, gazeteci muhabir arkadaşımıza, olay ortaya çıktığında -ki önemli bir gazetecilik başarısı olduğunu sizler, hepiniz ifade ediyorsunuz. Kurumu arkasında durdu, BirGün gazetesi, gazetecilik meslek örgütleri arkasında durdu; önemli bir gazetecilik başarısı gerçekleştirilmiş, haber yapılmış, bu haberi yapan genç gazeteci kadın arkadaşımıza yönelik üslubu kabul etmek mümkün değil. Gazetecilik mesleğine böyle bir saldırı kabul edilemez. Çünkü biz kamusal denetim altında görev yapıyoruz. Gazetecinin en önemli görevi de bu kamusal görevi gerçekleştirmek. Siz bir siyasi parti olarak da bir işe kalkışıyorsanız, o işin halka taahhüt ettiğiniz şeffaflıkta ve gerçeklikte olması lazım. Orada bir kurgu varsa bunu ortaya çıkarmak bir gazetecilik başarısıdır. Oradan sonra kullanılan dili kabul etmek mümkün değil. Ben işin o tarafındayım. Diğer tarafı milletimizin takdirinde."

BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMASINI DEĞERLENDİRDİ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin "figüran" skandalına ilişkin "Gönüllere dokunamadan doldurulan salonların hiçbir hükmü yoktur" açıklaması hatırlatılan Özel, şöyle devam etti:

"Devlet Bey'in açıklaması da öyle... İşte biz Cumhuriyet Halk Partisi'nde biz bir darbeye maruz kaldık. İktidar partisi, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni siyaset anlayışını hedef almıştı. O yeni siyaset anlayışı 31 Mart zaferini getiren siyaset anlayışıdır. Öyle bir sel akarken, bugün Sayın Bahçeli'nin ifade ettiği gibi öyle taşıma kalabalıkların falan, milletin gönlünde olmayan kalabalıkların bir hükmü yoktur. Ben de bunu söylüyorum. Siyaset milletle yapılır, halkla yapılır. Halk siyaset için bir dolgu malzemesi, bir dekor falan değil aksine siyaset halkın sesini duyurmak için bir görevdir, bir vazifedir. O yüzden siyasetçinin halkı nerede gördüğü, kendini nerede konumlandırdığı çok önemlidir."

YARGITAY BUTLAN KARARINI İPTAL EDERSE NE YAPACAKLAR?

Yargıtay'ın CHP'ye yönelik mutlak butlan kararını iptal etmesi halinde ne yapacaklarına yönelik soruya yanıt veren Özel, "gemileri yaktıklarını" söyledi. Çoklu hazırlıklar yaptıklarını söyleyen Özel, YENİ Parti'nin "Ana muhalefet olarak kurulan ilk parti" olduğunu vurguladı. YENİ Parti'nin kuruluş sürecinin durmayacağını, kurultayının gerçekleştirilerek seçim yeterliliğinin kazandırılacağını ifade eden Özel, "Her türlü ihtimalin hazırlığı var" dedi. Özel, butlan anlayışının AKP ile simbiyotik bir ilişki kurduğunu ifade etti ve "Biz yeni partiyle yolumuza devam ediyoruz" dedi. Özel, "Gemileri yakmadan siyasette yol yürünmez. YENİ Parti yürüyüşünü sürdürecek. Geriye bakmadan iktidara yürümek zorundayız" ifadelerini kullandı.

MANSUR YAVAŞ VE ZEYDAN KARALAR SORUSUNA YANIT

Özgür Özel; Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş ile görevden alınan Adana Büyükşehir Belediyesi Başkanı Zeydan Karalar'ın YENİ Parti'ye katılıp katılmayacağına dair sorulan soruya verdiği yanıtta, Yavaş ile ilgili kuşkularının olmadığını ifade etti. Özel, "Mansur Bey zaten eski partimizde de bizimle yol yürümüştü" dedi.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile konuştuğunu ve dikkat çeken gelişmelerin yaşandığını belirten Özel, Karalar'ın hakkında Aziz İhsan Aktaş davasında devam eden bir yargılama olduğunu belirtti ve Karalar'a "YENİ Parti'ye geçerseniz sizin için iyi olmaz" şeklinde baskı yapıldığına dair duyumlar aldığını ifade etti.

Özel şöyle devam etti: "Mansur Yavaş bizim eski partimizde. Biz kimseye davette bulunmadık. O yüzden kimse Mansur Başkan'a butlancı demesin" dedi.

Zeydan Karalar için ayrını durumun olup olmadığı sorusunu yanıtlayan Özel, "Zeydan Karalar'ın durumu özel. Dün beni aradı Zeydan Başkan. Biz bir abi kardeş ilişkisi içindeyiz. Çok yönlü, farklı farklı çok katmanlı şeyler var. Mesela Zeydan Başkan'ın yargılandığı dava karar sürecinde. Bir yandan birçok belediyemize 'YENİ Parti'ye geçerseniz şöyle olur' korkusunu yaymaya çalışan bir iktidar medyası, bir AK Parti yargı kolları var. Butlan yönetiminin çok farklı farklı ağızlardan ona buna yolladığı haberler var. Biri diyor cezaevi ziyaretleri doğru değil... Ben Zeydan Başkanı 11 kere ziyaret etmişim. Zeydan Başkan'la arama giremeyecekler hadsiz hadsiz konuşuyorlar. Ben bir AK Partiliden 'YENİ Parti'ye giderseniz başınız derde girer diye açık bir tehditte bulunan duymadım ama butlan yönetiminin kerameti kendinden menkul birtakım şeylerinin orada burada korku saldığını, Meclis koridorlarına kadar bunların konuşulduğunu duydum" dedi. Özel, "Ben bir şey demeden kimse YENİ Parti'ye geçmeyen belediye başkanlarına butlancı muamelesi yapmasın. Ağzından butlancıyım demeyen kimse benim gönlümde butlancı değildir" diye konuştu.

200'ÜN ÜZERİNDE BELEDİYE BAŞKANI YENİ PARTİ'YE GEÇMEK İÇİN İRADE KOYACAK

Özel ayrıca, "Yarından itibaren 200'ün üzerine belediye YENİ Parti'ye katılmak için ortaya irade koyacak" dedi.

KILIÇDAROĞLU, ÖZEL'İN DOKUNULMAZLIĞININ KALDIRILMASINA EVET DİYECEK İDDİASI

İktidar medyasında "Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin Özgür Özel ile ilgili hazırlanan fezlekelere 'evet' oyu vereceği" şeklindeki haberlere dair de konuşan Özgür Özel, söz konusu haberin Türkiye gazetesinde yayımlanmasına dikkat çekti. Özel, YENİ Parti'nin potansiyelinin iktidar kanadının farkında olduğunu ve bu tür haberlerin milleti korkutmak için servis edildiğini belirtti.

"DEMİRDEN KORKAN TRENE BİNMEZ"

Özel, dokunulmazlığının kaldırılmasından korkmadığını vurgulayan Özel şöyle konuştu:

"Polemiğe girmek istemem. Bu millet bu ihtimalleri konuşanları şamar oğlanı yaptı zaten. Türkiye gazetesi bu konuda butlan operasyonu gazetesi oldu. Ben bunların dibine inmemeliyim. Ne diyorlardı? Özgür Özel 40'a kadar düştü diye yemin ediyorlardı. Bizse 91 arkadaşımızla grubumuzu kurduk. Bunun dışında orada kalan arkadaşlarımın yarısı da ben CHP'de mücadele edeceğim olmazsa geleceğim diyen arkadaşlarım. 3-5 vekil arkadaşımızı korkutmayı başardılar kendilerince. Güya bizi 40 vekile düşüreceklerdi. Gelme diyorsun 200 belediye geliyor. Demirden korkan trene binmez. Beni dokunulmazlıkla kim korkutacak. Butlancılar korkutamıyor bununla mı korkutacaklar?"

"DEVLET BEY ÖZEL'İN YANINDA DURMUYOR, DEMOKRATİK SİYASETİN YANINDA DURUYOR"

Özgür Özel, Devlet Bahçeli'nin YENİ Parti'nin hazine desteği almasına ilişkin olarak yaptığı açıklamalarını şöyle değerlendirdi:

"Devlet Bey, Cumhur İttifakı'nın bileşeni ve Tayyip Erdoğan'ın yanında, arkasında. Devlet Bey YENİ Parti'nin ya da Özgür Özel'in yanında durmuyor; demokratik siyasetin yanında duruyor. CHP'den hazine yardımı gibi bir talebimiz yok ama hazine yardımı mevzusunun bir yasal düzenlemeye ihtiyacı olduğu açık. Devlet Bey bunu da tespit etmiş."

"BÜTÜN PARA BUTLANDA KALDI"

Üye kayıtları ve bağışlar konusunda konusunda konuşan Özel şu ifadeleri kullandı: "Önce ilçe teşkilatlarının kurulması gerekiyor, hukuken bu böyle. Kimin hangi ilçeden kayıt olacağının tespiti için bu gerekiyor. Yoksa bizim de çok ihtiyacımız var" dedi. "Bağış bizim için çok önemli" diyen Özel, "Bütün para butlanda kaldı" ifadesini kullandı. Özel, vakti geldiği zaman resmi olarak bağış kampanyası yapılacağını ifade ederek, bunun tümüyle şeffaflık içerisinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Özel'in devamında şunları kaydetti:

“RAKAMLAR GERÇEKLERİ ORTAYA ÇIKARDI”

(Türkiye gazetesi, Kılıçdaroğlu yönetiminin Cumhur İttifakı’na dokunulmazlıklar meselesini hızlandırmaya teklifi yaptığını yazdı. Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda hazırlıklarınız, tedbirleriniz ne olur?) “Vallahi millet bu bakış açısını şamar oğlanı yaptı. Bir şamar daha yerler milletten. Yani ben buna ne tedbir alacağım? Şimdi polemiğe girmek istemem. Yani dokuz tane milletvekilini, bu partinin evladını ihraç edip basın toplantısı kürsüsüne çıkıp ‘Yakında yargılanacaklar’ falan… Düşünsenize sonra bu tip laflar falan. Bunların hepsi YENİ Parti’ye geçişi durdurmak. Türkiye gazetesi butlan adına operasyon gazetesidir. Şöyle bir duyumlar geliyor mesela. ‘Ya işte şöyle şöyle olacakmış.’ Partinin yöneticileri önce ‘Yok’ diyor. Sonra TGRT’de çıkıyor birisi isimler açıklıyor. Sekiz gün sonra TGRT’deki açıklanan isimlerin doğru olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi bu noktada TGRT televizyonu butlan CHP’sinin operasyon aracı haline geldikten sonra bunların mektubu okunur mu? Ben bunların çektiği çukura düşersem çıkarken vurgun yerim. O dibe inemem ben, inmemem lazım. Bunu yapmalarındaki maksat, milleti korkutmak. Amaçları, ne diyorlardı? ‘Özgür Özel 40’a kadar düştü, 40 milletvekiliyle ancak grup kurar’ diye yemin ediyorlardı o ekranlarda, hem o diğer ekran var ya. Biz de 80’in altına düşmeyeceğini biliyorduk, işte 91-92 arkadaşımızla grubu kurduk. Hani uğraşsak 96’ydı, yurtdışında olan arkadaş vardı bilmem ne falan filan. 95-96’yı bulurdu. Üç milletvekili son dönem istifa etti butlanla kavgasından. Bizim oldukça önemli bir gücümüzün olduğu görülüyor. Bunun dışında orada kalan arkadaşların da yarısı yani ‘Ben Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılmayacağım. Burada mücadele edeceğim başaramazsam geleceğim’ diyen arkadaşlarımız. Zaten dünkü rakamlar da ortaya çıkardı her şeyi. O yüzden o yapılan işlerin tamamı bir; milletvekili geçişinin azaltmak için. Bunda 3-5 milletvekilinde muvaffak oldular kendilerince. İki; belediye başkanlarını ve meclis üyelerini korkutmak için. Üç; milleti korkutmak için. İşte milletin görüyorsunuz, 2 milyon üyenin istifa rakamları, oranları. Bize işte online üyeliklerinin sayfasının açılması bekleniyor, fiziki üyelikler, görevlendirmelerle birlikte, yarın işte illerin ve ilçelerin görevlendirilmesiyle başlayacak. (‘3-5 vekili korkutmayı başardılar’ dediniz) Birkaç arkadaşı ailesinin işleri çoluğu - çocuğu diye kimi istifa etti bıraktı, kimi ‘Ben kurucu olmayım birkaç hafta sonra geleyim’ diye söyleyen var, birkaç hafta sonrasını görürüz. Sonuçta siyaset söylenenle değil gerçekleşenle yapılır. Ama bu büyük uğraşılarının sonucunda güya bizi 40 vekile düşüreceklerdi, bir tane belediye geçmeyecekti. ‘Gelme’ diyorsun 200 belediye geliyor. ‘Aman durun’ diyorsun 200 belediye meclisi geliyor. Bunun karşısında bir sahada YENİ Parti’nin rüzgârı yani aslında yeni siyaset anlayışının, kaybetmeyen CHP’nin, 47 yıl sonra birinci olmuş CHP’nin, 23 yıl sonra AK Parti’yi ilk kez yenmiş CHP’nin yeni yönetimi anlayışı ve ona yapılan darbeden sonra artık bunun adı YENİ Parti. Bu YENİ Parti’nin yeni potansiyeli ortada. Bir de işte TGRT’de yalan haberle korkutmaya çalışanlar… Onun dışında ben hep söylüyorum, ilk günden beri. Demirden korkan trene binmez. Beni dokunulmazlıkla bugüne kadar kim korkutmuş da butlancılar korkutacak. Gitsinler işlerine. Böyle işlere kalkıştıklarında da millet bir sonraki şamarı daha fena vuruyor. AK Parti benim gördüğüm kadarıyla birazcık bu işe aydı. Bunlar ayamadı. Kötülük yaptıkça anketler yükseliyor, kötülük yaptıkça yükseliyor. YENİ Parti ana muhalefet olarak milletvekili sayısı olarak kurulan, anket olarak birinci paket olarak kurulan bir parti haline gelmiş. Sonuçta nedir YENİ Parti? Bu butlan kararı olmasa olmayacak bir parti.”

“YILDIRMA ÇABASI İÇERİSİNDELER”

(2002’de AKP’nin kuruluşuyla benzer bir sosyoloji tarifleniyor şu anda. ‘Biz gömlek değiştirmedik ateşten gömlek giydik’ dediniz.) “Şimdi o süreç de bir tepkinin olduğu süreçti. Ama böyle bir tepki, böyle bir öfke yoktu. O süreçte devletin AK Parti’nin kurucu kadrolarına yönelik bir takım yaptığı işler vardı. Ama böylesi yoktu. Yani Tayyip Erdoğan üç ay hapis yattı çıktı. Yanında yatacak kişiyi kendi belirledi. Hapiste şiir kasedi çekti, 30 bin miydi işte, ‘30 bin tane ziyaretçi geldi’ diye de övünüyordu. Bizim Cumhurbaşkanı adayımız bir hücrede tecritte. Bir yıl beş aydır içeride yatıyor. 40’ın üzerinde belediye başkanımıza operasyon yapıldı, 34 tane belediye başkanımız içeride yatıyor. Belediye meclis üyelerimiz, bürokratlarımız falan. Her bir arkadaşımızın eşine, dostuna arkadaşına, her birimizin en yakınlarına operasyonlar yapılarak bir yıldırma çabası var. Artı partinin içine yapılan operasyon var. Partinin kurumsal kimliği elimizden alınmaya çalışılıyor, partinin Genel Başkanına darbe yaptılar. AK Parti’yi kuran kadrolara yapılan kötülüğün 10 katı yapılıyor. Dünün mağdurları bugünün zalimi olmuş, millet bunu görüyor. Ve sokaktaki öfke, o dönem böyle bir öfke falan yoktu sokakta. Tayyip Erdoğan’ın sel olup akmıyordu arkasında insanlar. Bir rezidansın son katında bir avukat bürosunda işte 500 günlük program, 100 günlük program hazırlıkları vardı. Bunu da dikkatle takip eden, böyle dönüp bakan ‘Acaba bu yeniden bize bir şey çıkar mı?’ diye bakan insanlar vardı. Buradaki sosyoloji bambaşka. Yani yapılan kötülük çok fazla, buna karşı gösterilen direnç çok fazla. Bu dirence bağlanan umut çok fazla. Bambaşka bir şey olduğu kesin. Ben zaten ilk gördüğümde şaşkınlığımı da gizlemeden ‘Bir şeyler oluyor, görüyor musunuz?’ demiştim. Herkes de çok buna karşı şiddetli bir refleks göstermişti. Tabi şunu da söyleyeyim yani. Sorunuzun bir yerinde o da var. Türkiye siyasi tarihi travmalar tarihidir. Sonuçta Demokrat Parti’nin bakanlarının, Başbakanının asıldığı travma, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir belirleyiciliktir. Yine Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı ve onun yarattığı travma önemli bir belirleyiciliktir. 12 Eylül darbesi, darbeyi yapan generalin Cumhurbaşkanı olması başka bir şeydir. Ama ‘Bu askere oy ver’ deyince milletin Özal’ı seçmesi başka bir reflekstir. Daha sonra Özal’ın, o liberal Özal’ın, özgürlükçü Özal’ın ‘Siyasi yasaklar sürsün’ demesi, ‘hayır’ kampanyası yapması da bir travmadır ondan özgürlük umanlara karşı. Ve onun karşılığında ‘hayır’la siyaset dışında tutulmaya çalışılan 80 darbesi öncesinin iki Başbakan, bir Başbakan Yardımcısı rahmetli Erbakan’ın, Demirel’in ve Ecevit’in o tarihten sonra bir kez daha Başbakan olduğunu hatırlamak lazım. Yani Türkiye siyasi tarihi bu millete istikamet dayatanların, dayattığı istikamete karşı milletin karşı reflekslerinin tarihidir. Ve askerin getirdiğine karşı, askerin zorladığına karşı, darbenin yaptığına karşı millet hep demokrasinin yanında durdu. Gecikmeli durdu. Korkut Hoca’nın çok sevdiğim 2002’de bir şeyi var. ‘Sosyal patlama niye olmuyor?’ diyor. ‘Türkiye’de sosyal patlamalar sandıkta olur’ diyor Korkut Boratav. Ve bugün karşı karşıya olduğumuz durumun gerçekliği de o. Sandık sabrı diye bir şey vardır Anadolu’nun, Trakya’nın. Bir sandık sabrı gösterir ama o sandık gelince de cezasını keser. Şimdi daha AK Parti’nin belli kadroları bunu yeni yeni fark ediyor. Sokakta görüyorlar bunu. Ama sosyal patlamanın sandıkta olacağı, işte o dip dalga, o sel olup akmalar falan…. Ama bir yandan da ‘Kur partiyi’ diyor. Yani şey demiyor. Mesela ‘Çık sokağa’ demiyor. Sokakta arkana düşüyor ama demokratik sınırlar içinde kalıyor, kalmak istiyor. Ama ‘Kur partiyi’ diyor. ‘Kur partiyi, arkandayız’ diyor. Bu ne demek? ‘Ben onlara sandıkta göstereceğim’ demek.”

“DARBENİN TEORİSYENİ”

(AK Parti’den ya da Erdoğan’dan bir tebrik telefonu aldınız mı?) “Yok almadım. Dün herhalde Binali Bey aradı. AK Parti’de geçmişte birlikte siyaset yaptığımız arkadaşlar, yöneticiler falan arıyorlar. Binali Yıldırım aradı. Ama bizim Binali Bey’le şöyle bir ilişkimiz var. Yani darbe gecesinden sonra da devamında da işte ne bileyim trafik kazası geçirir ben ararım, bayramda ben arasam kandilde o arar falan. Bir ilişkimiz var. Bu tip ilişkilere çok önem veririm Binali Bey de bu konuda hiç eksik bırakmaz. Ama Erdoğan’dan böyle bir telefon gelmedi. (Ömer Çelik başta olmak üzere, iktidardan gelen eleştiriler ve ‘Bu kararların içerisinde biz yokuz’ ifadeleri hakkında) Eline sağlık demek lazım Ömer Bey’e. ‘Biz bunun neresindeyiz’ diyor ‘Göbeğindesiniz’ dedik ya. Onlar bir alacakaranlık yaptılar. Biz oradan sıyrıldık. Orada alacakaranlık kuşağı devam ediyor. Şimdi Ömer Çelik, ‘Biz yokuz’ diyorsa Mehmet Uçum’a bakacak. Mehmet Uçum, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yapılan darbenin teorisyeni olarak konuşuyor. Geçmişte de zaten CHP içindeki bazı yapılarla yakın diyalog halinde olduğunu, şu anki yapılarla, butlan yapısıyla yakın diyalog halinde olduğunu biliyoruz. O da inkar etmez, butlancı arkadaşlar da aksini söylemez. Ama Mehmet Uçum’un nerede durduğuna bakarsanız, Ömer Çelik’in nasıl bir tutarsızlık içinde olduğunu görmek lazım. Bu Ömer Çelik işine gelenin sözcüsü, işine gelmeyenin sözcüsü değil mi? Bu Mehmet Uçum’la birlikte siyaset yapmıyorlar mı? Orada değiller mi? Benim dediğim böyle biraz siyaset okuması kuvvetli AK Partililerin bu işin onlara yaramadığını okumaya başladığını veya okuduklarını, dillendirdiklerini görüyorum, duyuyorum ama onları dinlerse AK Parti daha az zarar görür. Dinlemezse benim işime gelir. Yani AK Parti’nin bize karşı saldırılarının sürüyor olması veya halen daha bu butlan işinden medet umanların egemen oluyor olması sonuçta bizim bugünlük, gündelik hayatımızı zorlaştırmakla birlikte siyasi gücümüzü arttırıyor.”

“BAHÇELİ YANIMIZDA DEĞİL”

(Devlet Bahçeli’nin yazılı açıklaması) Şimdi bir kere şunu söyleyeyim. Burada çok hassas bir şey var. Devlet Bey yanımızda durmuyor. Devlet Bey, Cumhur İttifakı’nın bir bileşeni ve Tayyip Erdoğan’ın yanında duruyor, arkasında duruyor, birlikte duruyor. Biz Cumhur İttifakı ile rekabet ediyoruz. Biz Cumhur İttifakı’nı yenmek istiyoruz. Devlet Bey’in yanında durduğu şey YENİ Parti ya da Özgür Özel değil. Devlet Bey’in yanında durduğu şey demokratik siyaset hakkı. Şunu söylüyor, butlana  karşı da bir tutum almışlardı. Onların o tutumuna rağmen butlan gerçekleşti. Orada da ilk değerlendirmelerinde, ‘Biz demiştik, bir partide büyük bir tartışma çıktı, iki başlılık çıktı’ diye demişti. Devlet Bey, ‘Demokratik bir siyaset hakkı olmalıdır. 91 milletvekili bir tercih koymuştur. Toplumsal potansiyeli ortadadır. Bu parti, siyaset yapmalıdır, bu partiye saldırılmamalıdır, bu partiye oradaki bir takım şeyler olmamalıdır’ diyor. Ama bu şu demek değil. Devlet Bey, Cumhur İttifakı’nın en önemlileri iki bileşeninden bir tanesidir. Devlet Bey olmasa Cumhur İttifakı olmaz. Devlet Bey yaptığı açıklamalarda Cumhur İttifakı noktasındaki pozisyonunu teyit etmektedir. Yani Devlet Bey, ‘Özgür Özel’i, YENİ Parti’yi destekliyor değil.’ O Cumhur İttifakı’nı destekliyor. Ama YENİ Parti’nin siyaset hakkını destekliyor. Bir de biri eksikliği tespit etti. O da şunu söyledi. Diyor ki ‘Bu Hazine yardımı, son seçim başarısı için oransal olarak veriliyor. 130 milletvekili var, 90’ı bir yana gitti. Seçim yardımı buraya verilmiyor, buraya veriliyor.’ 129’u buraya gelse, bir kişi orada kalsa seçim yardımı orada kalacak. Bu konuda Devlet Bey bir saptamada bulunuyor. Bizim tabii mutlak butlan yönetiminden, CHP’den böyle bir talebimiz yok. Böyle bir şeyi kimse düşünmesin. Ama bu mevzunun bir yasal düzenlemeye muhtaç olduğu da açık. Son seçimin sonucunu alanlar o partide yaşayamaz hale geldiyse, Hazine yardımını, yüzde 99’u buraya geldiyse yüzde 1’e neden yüzde 100 verilsin? Son Hazine yardımından varıp da biz CHP’den bir şey talep edecek değiliz. Ama gelecek Hazine yardımları için bir yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu yaşanan son siyasi gelişmeler ortaya koydu. Devlet Bey bunu da tespit etmiş orada. İyi niyetli ve demokratik yaklaşım, buna bir şey denilemez. Ama kimse şey gibi de düşünmesin, sonuçta Devlet Bey, Cumhur İttifakı’nın ta kendisidir. Ancak bugünkü açıklamaları üzerine Cumhur İttifakı ve Adalet ve Kalkınma Partisi bu demokratik yaklaşım düzeyine gelse ne güzel rekabet ederiz. Erdoğan’la biz siyasi rekabet ediyorduk. 23 senedir o bize yeniyordu. Son sene yine siyasi rekabet ettik. Biz yendik. Biz yenince Sayın Erdoğan masanın altından balta çıkardı, bizim kafaya baltayla vurdu. Şimdi bu olmaz. Biz de bu saldırısının karşısında ilk önce bir yıl bir mücadele verdik. Geldi partimizi elimizden aldı, bir başkasına verdi. Biz de yeni partimizi kurduk. Şimdi bu YENİ Parti’ye biraz önce soruyordunuz, ‘yeni saldırı olur mu?’ Olmayacağının bir güvencesi yok ama bir tek şeyi bilmesi lazım, ben 10 yaşında yatılı okula gittim, orada arkadaş satmamayı öğrendim. Ben 10 yaşında yatılı okulda şunu öğrendim, çok kavganın içinde oldum. Ben insanları dövmeyi, adam dövmeyi öğrenmedim ama dayaktan yılmamayı öğrendim. Birinin iyi kavga edip etmediğine bakmayın siz. Bugün döver, yarın dövülür. Dayaktan yılmıyorsa ondan korkun. Ben dayaktan yılmam. Ben haksızlığa, saldırıya karşı mücadele azmimi kaybetmem. O yüzden bizim mevzumuz bu. Yatılı okulda en zor baş edilecek kişi, çok döven kişi değildir. Dayak yese de yılmayan kişidir, doğru bildiğinden dönmeyen kişidir. O yüzden bizim pozisyonumuz bundan ibaret. Onun dışında ne yaparlarsa yapsınlar. (YENİ Parti’nin logosu ve yapısı) Bu YENİ Parti’nin tüzüğü, programı. İlk kez bugün basılı olarak önümüzde.”

“ŞEFFAF OLACAĞIZ”

(Bağış yapmak, üye olmak isteyen insanlar) Şimdi çok iyi niyetle, çok açıklıkla şunu söyleyeceğim. Şimdi normal bir şirket kuruyorsun, haftalar sürüyor. Ya kolay değil. Parti kuruyoruz. Birinci Kongresini Sivas Kongresi kabul eden, 1919, 107 yıllık bir partinin içinden parti kuruyoruz ve partinin esas kendisi biziz. Butlanı geride bırakıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinden, Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren yüzde 99’la beraber yeni bir parti kuruyoruz. Kolay bir iş değil. Bir de bu parti kurma işleri 15 Temmuz sonrası fiilen çok acayip zorlaştırıldı. Biz hazırlıklarımızı yaptık ve bir gün içinde, gördünüz, İçişleri Bakanlığı, Yargıtay, Meclis, Grup kurulması, Grup iç yönetmeliğinin onaylanması, Grup Başkanvekillerinin seçilmesi ve PM’nin seçilmesi, ertesi gün Anıtkabir, PM, MYK ve Yüksek Disiplin Kurulu’nun oluşturulması. Tamamı 27 saat içinde bitti. Yani bu görülmüş bir şey değil. 27 saat içinde bunların hepsini yaptık. Yarın da grup saatinde çıksam, ‘Grupta konuşacağım’ desem konuşurum. Ama yarın kapalı grup yapacağız. Çünkü Meclis Başkanvekili falan onların da belirlemenin lazım ve tam kuruluşumuzu bitirmiş olacağız. Bu önemli bir şey. Daha bugün vergi numaramızı aldık. Parti grubu adına hesap açtırma yetkisini aldık, parti adına hesap açtırma yetkisini aldık. Birkaç gün içinde bu iş bitecek. Şöyle bir şey var, ben şimdi bir hesap numarası verebilirim ama bir takım sahte hesaplar, YENİ Parti diye kurulmuş yerler, ben bağış kampanyası başlatırken bir sahte bağışla milletin dolandırılmamasını da gözetmem lazım. Ondan biraz daha sabır istiyorum. İstediğim sabır şunun için. Partinin resmi sitesini koyalım, resmi hesaplarını alalım. Benim ağzımdan ve hesaplarımdan, ‘Partinin şu hesaplarını takip edebilirsiniz’i zaten söylüyoruz. Bağış kampanyasını duysunlar. O hesap numarasına bağış isteyeceğiz. Yani ben büyük bir sabırsızlık ve büyük bir sahiplenmenin farkındayım ama bir, dolandırıcılıklara karşı dikkatli olmak açısından çok önemli. İkincisi her işi usulüne uygun, dört dörtlük yapma açısından çok önemli.”

“ONLİNE ÜYELİK SİSTEMİ ÖNCELİK”

(Üyelik işlemleri) Online üyeliğin daha kolay, daha hızlı, doğrudan bildirimin de Yargıtay’a yapılabildiği yeni bir yöntem, birkaç partide de kullanılmaya başlanan bir yöntem. Yargıtay’ın da onay verdiği bir yöntemle mümkün olduğu kadar üyelik işlerini kolaylaştıracağız, hızlandıracağız. Zaten il başkanlıklarının görevlendirilmesi, ilçelerin görevlendirilmesi ile birlikte de olacak ama şunu anlayış bekliyoruz. İl başkanlığı resmen oluşmadan, ilçe başkanlığı resmen oluşmadan üye kaydı yapılması hukuki de olmaz. Hangi ilçede üye olduğunu olacak. İlçenin kuruluş tarihinden önceki bir üyelik de doğru olmaz. Bu heyecandan ben de çok heyecanlanıyorum ama birazcık sabra ihtiyaç var. Online üyeliğin biz bütün işlemlerini hazırladık. Dört ayrı kamu kurumundan, tüm üyelerden aidat alınması falan da söz konusu olduğu için onaylar gerekiyor. Bugünden hazırız. Kamu kurumları gerekli onayları ve linkleri verdikten sonra online üyelik başlıyor. Onun dışında üye kaydında da hızlı bir şekilde bugünlerde başlıyoruz ama hani bir ilçe olmadan o ilçenin üye kaydetmesi mümkün değil. Ona da anlayış bekliyoruz. Bağış konusunda bizim için de biraz bağış önemli çünkü hiç paramız yok. Bütün para butlanda kaldı. O yüzden lojistik ihtiyaçlar var, partinin emekçilerinin istihdam edilmesi, maaşların ödenmesi var. Araç, gereç, otobüs. Tabii teyzemler söylüyor ‘Hiç merak etme evladım hepsini alacağız sana.’ Ama bu sırada onların dolandırılmaması için bir kez daha söylüyorum açılmış bir bağış kampanyamız yoktur. Resmi hesaplarımızdan ve bizim ağzımızdan yapılacak çağrıyla olabilir. Onun dışında tabii yardımcı olmak isteyenlerin ilçelerde, illerde kuruluş aşamasındaki örgütlerimize yardımcı olmaları çok kıymetlidir. Ama bunların hepsinin usulüne uygun bir şekilde yapacağız. Ama bir yerde bir ilçe binası kuruluyorsa onun çayını almak, şekerini almak, masasını, sandalyesini almak da çok kıymetli bir şey. Onları da elbette bekliyoruz.”

“ANKET YAPACAĞIZ”

“Logoyu sormuştunuz, onu cevaplayayım. Aslında şunu söylemem lazım, bu bir logo değil. Dünyada da bizim gibi logo kullanımı da artık kalmadı. Yani yurt dışındaki siyasi partilerde isimlerini logo olarak kullanıyorlar. Bu bir belli harfler, işte ufuk çizgisinden doğan bir ‘yeni’ doğuyor. Bir logo gibi yorumlanacak olursa, altında da partinin adı yazıyor zaten YENİ Parti diye. Logoyla ilgili çeşitli öneriler var. Bununla ilgili önümüzde dediğim gibi bir siyasi teknik kurulumu yaptık, siyasi kurumu yapıyoruz. Bunun logo olup olmaması, ilave bir logonun olup olmamasını anketlerle, odak grup çalışmalarıyla, yapacağımız il ve il ilçe kongreleri ile kuruluşa katkı verenlerle, sosyal medya üzerinden dijital olarak yapacağımız bazı çalışmalarla ölçeceğiz. Şu an için YENİ Parti ismi logolaşabilir. Ya da yeni bir logo tasarımı yapıp, oya sunabiliriz, çok katılımlı yöntemler yapabiliriz. YENİ Parti’nin örgütlenme modeli katı değil. ‘Efendim ilçe kongremizi yaptık hay Allah sen de ondan sonra geldin, 2 buçuk sene bekle.’ böyle bir şey yok. Hele hele ‘Oy ver gerisine karışma.’ Böyle bir şey yok. Dinamik, akışkan bir örgütlenme modelimiz olacak. Gençlerin çok seveceği, kendilerini dahil hissedeceği, insanların gelip katkı verebileceği, bir işin ucundan tutabileceği. Zaten basit bir iş yapıyoruz. Ne olacak, şunun şurasında iktidarı değiştireceğiz hep beraber. Ucundan tutacak herkese bir yer var yani. O yüzden bu katkılara açık bir iş yapmak istiyoruz. Herhalde siyasi tarihin görülmemiş bir imece teklifiyle, dünyanın dört bir yanından E-imece teklifleriyle karşı karşıyayız. Diyor ki ‘Amerika’nın filanca yerindeyim. Şu büyük şirkette çalışıyorum. Haftada 7 saatimi size verebilirim’ diye mail atmış. Emek veriyor ama onun 7 saatini zaten satın almaya kalksan, dünyanın en önemli teknolojik şirketinde çalışıyor, saati bilmem kaç bin dolar. ‘YENİ Parti’ye haftada 7 saat katkı verebilirim. Günleri konuşabilir miyiz?’ Böyle E-imece ya da uzaktan imece tekliflerini çok değerli görüyoruz. Efendim geçen sefer bizim kaldığımız yer de yeterince taşınmadı, o konuda organizasyon yapacağız. Çok yönlü bir talep, çok yönlü bir heyecan var. Bunlara çok akışkan çok dinamik, çok katılımcı bir örgütlenme modeli ile cevap vermek istiyoruz. Eski, katı, klasik siyasal örgütlenme yerine çok da bir işimiz yok alt tarafı 25 yıllık iktidarı değiştireceğiz hep beraber. Bunu yapabilecek bir büyük örgütlenme modeli geliştiriyoruz.”

“İNSANLAR BİZİ BAĞIRLARINA BASTI”

(Halkla iç içe olunması) “Resmi programımızı ilan etmedik ama Kırşehir’e gittik Hüseyin Can’ı ve Emre’yi ziyaret ettik. Orada çıkışta birisi geldi, dedi ki ‘Mahsulun bir tonunu vereceğim’ dedi. Bunlar kıymetli. Zaten şu duygudaşlık önemli. Bankın üzerinden konuşmak, portakal kasasını ters çevirip konuşmak, köy kahvesinde bir şey üzerinden ayakkabıyı çıkarıp çorapla sandalyenin üzerinden konuşmanın organik, katan, dahil hissettiren, bizi de çok iyi hissettiren… Hepimize de terapi oldu. (Sorunların çözülmesi) İzmir’de şöyle bir şeydi. Biz ilk başta İzmir İl Başkanlığımızın önüne gitmek istedik. Orada tedbir almışlar. Öyle olunca da dediler ki ‘Gündoğdu Meydanı’na doğru yürüyelim, orası daha geniş.’ Öyle bir kalabalık geldi ki öyle bir şey oldu ki biz normal şartlarda hiç beklemediğimiz bir şekilde yüz binlere konuşma ihtiyacı oldu. Ama tabii oradaki aksaklıklar veya Ankara’daki bayramlaşmada kablosuz mikrofon yoktu. Ondan sonra, oradaki aksaklıklar başka bir motivasyon da yaratıyor. Destek de geliyor. Ama yani böyle yokluğu görmek iyi bir şey. Bir de insanların bu yokluğu, bu eksikliği gidermek için elini taşın altına koyması, vereceği paranın değerinin de misliyle bir değer katıyor yürüyüşümüze, kuruluşumuza. İnsanlar aldılar, bizi bağırlarına bastılar. O çok önemli.”

“ESKİ İTİBARLARINI GÖREMEZLER”

(‘Unutkan olmayacağız’ sözleri) Detaylara girmem yoksa neler neler var. İlk günden beri en ağır yeminleri edip, butlan davasına yalancı şahit taşıyanından tutun da neler neler var yani. Hepsini biliyoruz da. Şundan herkes emin olsun. Tarihin bir kırılma anındayız. O tarihin kırılma anında doğru yerde duranlarla ihanet içinde olanları ilerleyen zamanda iktidar olduğumuzda bu tarafta, tarihin doğru yerinde duranlar, ihanet tarafında duranların, partinin iktidar yürüşünü durdurma, Erdoğan’a bir kez daha iktidar kapısını aralamak için ihanet edenleri birbirine karışmayacağız. Herkes bunu bilsin. Çünkü şöyle bir risk var, herkes bilir ki Özgür Özel geçmişe takılmaz. Kinci değildir. Hatta buna çok yakınlarımdan çok kızanlar vardır. Ben çok kolay affederim. Baktım ki insanlarda bu konuda bir endişe var, ‘Ya bu sefer de affedecek mi?’ Bu sefer affetmeyeceğim. İşin o tarafa ayrı. Bu şu demek değil yani, soyunu sopunu kurutacağım, iktidar olalım onlarla uğraşacağım. Yok. Ne halleri varsa görsünler. Kindarlık ve kötülük bizim işimiz değil ama benim nezdimde eski itibarlarını göremezler. Mesela butlancıların hepsi telefon açıyorlar milletvekillerine, ‘gitmeyin’ diye. Genel Başkan çok iyi, Genel Başkan’a şunu diyemeyiz, bunu diyemeyiz. Tutup da ‘Özgür Özel kötü’ diyen yok içlerinde. Çünkü biliyorlar ki ben bu süreçte defalarca şunu demişim. ‘Bu salonda haklı olanlar vardır, haksız olanlar vardır. Bütün haklılardan bütün haksızlar adına Genel Başkanınız olarak ben özür diliyorum arkadaşlar. Affedin onu’ demişim. Daha bunun ötesinde ne yapayım ben? Bir kişiye kin gütmemişiz, bir kişiye kötülük yapmamışız. Her kötülüğü yapanı gördüğümüz her yerde sarmışız, öpmüşüz, koklamışız. Adam son gün akrep gibi gelmiş sokmuş. Ama bu sefer ne yaptı? Partinin iktidar umudunu sakatlamak üzere zehrini akıttı. Bunu affetmeyeceğim artık yani. Bu şu demek değil. Biz iktidar olduğumuzda sağımızda solumuzda kimse gelip yılışmayacak bu ihanet çetesi. Bizim iktidar olduğumuzu onlar hissetmeyecek. Biz iktidar olacağız, millet iktidar olacak. YENİ Parti iktidar olacak ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin yenilgiye alışmayanları iktidar olacak, yolundan sapmayanlar iktidar olacak. Emekliyle, emekçiyle, çiftçiyle, gençlerle, engellilerle, kadınlarla, onların yarın umutlarıyla birlikte iktidara yürürken; çelme çakanlarla o çelmeyi yiyip düşmeyenleri bir tutmayacağım tabii. Bu, bu kadar net. Çünkü bir baktım bizim çevre arkadaşlar dedi ki ‘Yarın sen gelirsin, her şey olur. Bu butlancılar yine gelir, sen bunları yine affedersin.’ O butlan çetesinin affı yok. Onlar tarihte hak ettikleri yeri alacaklar. Onların evlatları ve torunları bugün yaptıklarını savunamadıkları için o çocukları adına, evlatları ve torunları adına üzülüyorum. Yoksa benden hiçbir kötülük beklemesinler. Ama hiçbir iyilik de beklemesinler. Nasıl Deniz Gezmiş’in idamına oy verenlerin evlatları, torunları onları savunamıyorsa, Meclis’te o gün Deniz Gezmiş’in idamına oy verenlerin çocukları utanıyorsa onlardan, bu iş de Deniz Gezmiş’in idamına oy vermek kadar berbat bir iştir. Bunu bilelim, bu burada dursun. Benim dediğim o. ‘Bu Özgür Özel fazla hızlı affeder, çok hızlı barışır, bunlarla da barışır’ demesin.”

“KEFİLİ BENİM”

(Butlan yönetiminde ‘Bu tepkiler birkaç haftaya durulur’ deniyor) “Zaten o kadar siyasetten, siyasetin gerçek bir şey olduğundan, sahiciliğinden bir haber ki adam. O kadar bir haber ki. O yüzden bu hale düşmüşler yani. O hala okuyamıyor. 14 Mayıs’tan, 28 Mayıs’tan sonra da sokaktaki duygusal kopuşu okuyamıyorlardı. ‘Yerel seçimlere gidelim sonra gemiyi bir yere çekelim.’ Yerel seçimlerde gemiyi batıracaktınız siz. Eğer biz inisiyatif almasaydık tarihin en düşük katılım oranıyla CHP tarihinin en berbat sonucunu alacaktı. Yaptığımız kurultayı özeleştiriye saydı da millet bu noktaya geldik. Esas o yüzden zaten o sanıyor ki butlanı kabul edeceğim, üç gün tepki sürecek, dördüncü gün devam edeceğiz. ‘Ne var ya, nereye gidiyorsunuz? Birlikte partide duralım’ falan. Yaptığının AK Parti ile birlikte bir siyasi darbe olduğunun, bunun da 28 Şubat‘tan geri bir iş olmadığının, 12 Eylül’den geri bir iş olmadığının, bir partinin seçilmiş Genel Başkanının iktidarını değiştirmesinin belli yönleriyle geçmişteki darbelerden çok daha berbat bir şey. Düşünün bir partiyi seçiyor. Bütün bir siyasal sistem ortadan kalkıp da sonra yeniden kurulmuyor falan yani. Bir partinin başını iktidar partisi değiştiriyor. Oh ne ala sistem. Bundan sonra böyle demokrasiye ne var? O yüzden bu iş çok başka bir şey. Bunu doğru yerden, yanlış yerden okuyanlar var. Bir tek şeyi söyledim arkadaşlarıma. O da şu; mutlak butlancılarla, gerçek butlancılarla, bugünlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde mecburen kalan, ama ağlaya ağlaya kalan. Bakın ağlaya ağlaya gelenler var. Neden? Doğrusu bu olduğu için geliyor, ama CHP’yi bırakıyor. Benim dahi rozeti çıkarırken gırtlağım düğümlendi. Yani ben partinin kurucu Genel Başkanıyım. Bundan başka bir çare kalmadığını iliğine kemiğine kadar hisseden kişi benim. Ben rozeti çıkarırken benim gırtlağım düğümlendi. Arkadaşlarla hepimiz ağlaya ağlaya geldik, ağlaya ağlaya kalanların içinde kötülük olmayan, butlandan yana olmayan, ya da fırsatçı olmayan bir grup arkadaşımız var. O arkadaşları aynı kefeye koymayacağız gerçek butlancı yapıyla. Yani orada işte 18-19 kişinin dışında geri kalan arkadaşların tamamına böyle bir muamele yapmak mümkün değil. İçlerinde belki birkaç tane başka başka hesabı olanlar da vardır. Ama oradaki yapının yarısı yani gönlü razı değil partiden ayrılmaya veya başka zorlukları olduğu için ayrılamıyor. Ama doğrunun bu olduğunu adı gibi biliyor, hepimizle konuşuyorlar. Her biriyle konuştum zaten buraya gelmeden. YENİ Parti’yi kurmadan önce. Birebir en az iki kez konuştum. Birkaç arkadaşla konuşmadık, hani onların başka tutumları olduğunu biliyorum, başka bir perspektifleri olduğunu biliyorum. Ama onun dışında 18 ile teker teker konuştum. Hepsinin de yani bu butlana karşı, bu butlanı darbe gördüklerinin ve bir an önce kongre istediklerinin kefili benim.”

“ERDOĞAN’IN SEÇİMİ KAZANMA İHTİMALİ YOK”

(Butlan çetesi diyerek kaç kişiden bahsediyorsunuz?) “Bir elin parmaklarının dört katını geçmez. 15 ile 20 arası.” (Mart sonundan sonra yapılacak bir seçime ancak katılabileceksiniz. Mart’tan önce bir baskın seçim olarak planlarlarsa bu durumda YENİ Parti o seçime katılamayacak.) “YENİ Parti adıyla katılamayacak ama başka bir parti listesiyle girecek.” (Baskın seçim ihtimalini ne ölçüde görüyorsunuz? Biz o yedek partinin adını ne zaman öğreneceğiz?) “Öğrenemeyeceksiniz hiçbir şekilde. O çünkü çok değişik bir iş. Bir süre öğrenemeyeceksiniz onu. O çünkü öyle olmak zorunda. Saldırı görmemesi lazım. Örgütlenmesinin eksik taraflarının tamamlanması lazım falan. O başka bir şey. Ama bir zaman sonra görünür olur tabii. Bir bakarsınız bildik bir isim bir partinin genel başkanı olmuş. ‘Demek ki bu buymuş’ diye bir çıkarım olur. Ama olana kadar şimdi bir şey demeyeceğiz ona. Onun dışında keşke olsa baskın seçim. Bugün yapılan seçimde YENİ Parti’nin desteklediği Cumhurbaşkanı adayının seçimi kazanacağına ben kesin gözüyle bakıyorum. O yüzden şu anda Erdoğan’ın bir seçim kazanma ihtimali yoktur, AK Parti’nin bir Meclis çoğunluğu sağlama ihtimali yoktur ittifak ortaklarıyla birlikte. Yani o yüzden de baskın seçimi olası çok yakında görmüyorum.”

“KURULUŞ SÜRECİNE MİLLETİMİZİ DE DAHİL EDİYORUZ”

(‘Baskın seçim olsa ve YENİ Parti seçime girmese bile bizim gösterdiğimiz aday kazanır’ diyorsunuz.) “Evet Erdoğan’ı değiştiririz diyorum. Benim gördüğüm şu. YENİ Parti’nin de destekleyeceği, ortak geleceğimizi birlikte inşa etmeye karar verdiğimiz milletimizle birlikte bir göstereceğimiz aday kazanır. 100 bin imzayla olur, işte hani hazırlanan partinin adayı olur. Aday kendisi 100 bin değil de niye 100 bin olsun, 10 milyon - 20 milyon imzayla böyle görüşmemiş bir imza toplayabilir aday. Ekrem Başkan’a bir günde 15,5 milyon oy atıldı sandığa. Yani bu millet ayağa kalktığında öyle kolay kolay oturmuyor. Ve bizim desteklediğimiz Cumhurbaşkanı adayı seçimleri kazanır, Türkiye de demokrasiye döner, işler yoluna girer. Ama tabi en ideali YENİ Parti’nin programıyla, yeni tüzüğü ile, yeni programıyla birlikte; gençlerin yeni partisi, emeklilerin yeni partisi, asgari ücretlilerin, emekçilerin yeni partisi, çiftçinin yeni partisi, kadınların yeni partisi, engellilerin yeni partisi, Atatürkçülerin yeni partisi bu vizyonuyla kendisini özellikle bu arkasını aldığı desteği her bir hedef seçmen grubu için ortaya koydu ki zaten hazırdık. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev yaptığımız dönemde tüzüğü yaptık, programı yaptık ve önümüzdeki seçimin bir hükümet programına, programımızı evrilten vaatler setleri hazırlanıyor ve işte tam sahaya çıkarken…. Hani şey gibi bu. Nasıl 23 Mart‘ta Ekrem İmamoğlu tam Cumhurbaşkanı adayı olacakken Silivri’ye konuldu. Cumhuriyet Halk Partisi’nin de bütün o programlarıyla sahaya çıktığımız; işte politika kurullarımız, kurul başkanlarımız, altlarındaki kiminin yedi kiminin 11, onların altındaki 300 - 500 kişilik kadrolarla o genel merkezde de toplantıyı yaptığımız tam bir yaz programı yapılmışken böyle bir saldırı oldu. Şimdi biz aynı programı bu sefer yine ağustos ve eylül aylarında YENİ Parti’nin kuruluş sürecine milletimizi dahil ederek ve toplumun tüm kesimlerini işte KOBİ’lere, sanayicilere YENİ Parti’nin bu konudaki politikalarını anlatarak ve onun asgari ücreti artırdığımızda kendisine vereceğimiz destekle, asgari ücreti alan için devletin vereceği teşviki, veren için devletin vereceği teşviki ve alanın yüksek… Örneğin bugün için konuşalım, asgari ücret KOBİ’deki patron için hala 28 bin lira kadar yük ama 39 bin lira olarak ödenmesinin yolunu anlatacağımız, emekli maaşının bir asgari ücret olduğunu anlatacağımız, iki bayramdaki emekli ikramiyelerinin bir asgari ücret olduğunu anlatacağımız, çiftçilerin borçlarının mesela hem esnaf hem çiftçi için ortak bir şey var. Bir ikinci şans paketi getiriyoruz. Yani ikinci şans paketi, hayata yeniden başlamak. Bu neyle mümkün? Faiz yükünden kurtulmakla mümkün. Borç faizle kapatılmış, kapatılamaz hale gelmiş. Faizleri hem batık esnaf için hem batık çiftçi için faizleri bir kereliğine sildiğimiz, ana parayı böldüğümüz bir ikinci şans paketi tanıdığımızı mesela. Bunun yaratacağı heyecana o kadar inanıyoruz ki biz. Esas sorunları çözecek olanın da gerçek tespit edilmiş, mesela ben bu 22 il içinde küçük sanayi sitesinde Kastamonu’da program yaptım. Ve orada küçük esnafla inanılmaz faydalı bir programdı. Hele bittikten sonra gelip hani kamera önünde konuşamayıp, derdini söyleyip bizden duyduğu cevaba inanılmaz bir heyecan duyuyordu Kastamonu’daki küçük sanayi esnafı. Böyle bütün mikro ölçeklerde çalıştığımız, çok iyi çalıştığımız projelerimizin anlatılmasıyla bu YENİ Parti’nin mücadele ruhuna verilen desteğin yönetim anlayışına veya getireceği yönetim perspektifine dönüşecek bir umuda, bir heyecana dönüşmesini sahada yaşayacağız. Bütün umudumuz, bütün hayalimiz de budur. Zaten esasen yani şöyle söyleyeyim; biz buyuz, bizi biz olmaktan çıkartmak için darbe yapıyorlar. Biz zaten buna hazırlanıyorduk. Biz ‘Cumhuriyet Halk Partisi yönetir, iyi yönetir, gelirse derdini çözer, şöyle çözer’ aşamasındayken adamlar geldiler bize darbe yaptılar. Şimdi biz tekrar bu sefer CHP’nin yeni kadroları, YENİ Parti’ye gelir, hem bu kadroları muhafaza eder, bu anlayışı muhafaza eder, hem kapıları açar ve bütün demokratları dahil eder; hem de milletle birlikte CHP’ye oy vermeye çekinen, mütereddit olanları da buraya alır, davet eder, dahil eder ve milletle birlikte bundan sonra Cumhuriyetin ikinci 100 yılında ilk seçim döneminde kazanmamız gereken bir seçimi kaybettik, büyük bir fırsat kaçtı.”

“1 DAKİKA TEREDDÜT ETMEDİK”

“Ama ikinci döneminde ve 21’nci yüzyılın ikinci çeyreğinde yeniden bir şahlanışın yaşanacağı yani Cumhuriyetin ilk 25 yılında olduğu gibi şimdi de bir 25 yılında bambaşka bir şeyin olduğu…. Bu sefer hem demokrasinin kalıcı olarak kurumsallaştığı, basın özgürlüğünün bir daha kimseyi basını ele geçiremeyeceği şekilde güvence altına alındığı, bunun yanında adalette yani hukukun üstünlüğü ve yargı sisteminin ele geçirileceği değil; bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği kriterlerle getirildiği ve bunun üzerine Türkiye’nin büyük bir kalkınma hamlesini hep birlikte gerçekleştirdiği, hep beraber çalışacağımız, hep beraber zenginleşeceğimiz ve adil bölüşeceğimiz ve bunu yaparken de hep birlikte ortak geleceğimiz için büyük bir ortak mutabakatla, milli mutabakatla, partileri de aşan bir mutabakatla biz orada olacağız ama buna katkı sağlayacak bütün partilerle birlikte olacağız. Yeter ki bugünkü durumdan şikayeti olan herkesin oy verdiği partilerle bir ortak gelecek perspektifinde birleşelim. Yani yuvarlak masalar, şimdiden altılı masalar, sekizli masalar, dörtlü masalar değil; hep birlikte milletin derdiyle dertlenip çözümü YENİ Parti’nin söylediği ama meseleye ortak gelecek perspektifinden bakan hiçbir siyaseti de dışlamadığı, hiçbir siyasetçiyi de dışlamadığı, hiçbir seçmen katmanını da dışlamadığı bir bakış açısıyla ilerliyoruz. Biz zaten buyduk, ama buna darbe yaptılar. Bir tökezledik ve şimdi toparladık gidiyoruz. Eskiyi, köhnemişi geride bıraktık, kaybedenleri geride bıraktık. Kaybettirenleri geride bıraktık, kazananlarla birlikte yürüyoruz. (‘Arındık’ diyorsunuz) Otomatikman. Ben bu arınma laflarını çok saygısız laflar olarak buluyorum. Hem hukukun üstünlüğü diyeceksiniz, masumiyet karinesi diyeceksiniz, adalet diyeceksiniz; ondan sonra TGRT iftiraları üzerinden dava arkadaşlarınızı peşinen suçlu kabul edeceksiniz. Ki bazen suçüstü durumu o kadar nettir ki biz mesela Manavgat’ta yaşananlarda bir dakika tereddüt ettik mi? Bir dakika. Tek tereddüdümüz oradaki al - ver videosunun tasarım, daha doğrusu bir ay önceden yakalanan bir adam salıverilmiş, tekrar alınmış falan. İyi bir videonun peşine düşülmüş. Onunla ilgili de görüntüleri gördük bilmem nesini yaptık falan filan. Ama Manavgat’ta bir dakika tereddüt etmedik. Örneğin Bodrum’da bir suçüstü hali vardı, bir dakika tereddüt etmedik. Uşak’ta bir dakika tereddüt etmedik. Çok istediler. Disipline veriyorsun, gözaltında. Bir avukat gidecek kadar iki gün bekliyorsun. Kesin ihraç talebiyle disipline veriyorsun, hala diyor ki ‘Atamıyorlar.’ AK Parti de kesin ihraç talebiyle disipline verdiklerini 23 gün sonra atıyor. Ama sen her gün ‘Atmadın atmadın’ diyemiyorsun. Adalet ve Kalkınma Partisi bu işin aynısını yapmış, beş ay boyunca oyalamış, o gün harekete geçmiş. Hala daha başka ilçelerde var, harekete geçmiyor. Onlara bir şey demiyorlar. Belirli yerlerde gözümüzü hiç kırpmıyoruz. Ama belli yerde de arkadaşlarımıza aylarca, yıllarca iftira diyorlar, bir tane kanıt yok. Pırıl pırıl işte Çankaya Belediye Başkanı. Pırıl pırıl. (‘Şüphelerim var’ demişti) Denecek laf mı, olacak iş mi, alınacak ah mı? Halen daha annesi Ayaş’taki kadın cezaevinde infaz koruma memuru olarak çalışan bir Çankaya Belediye Başkanı düşünün. Ve geldikten üç ay sonraki bir ihale ve ihalenin tutarı öyle bir şey ki hani tahmini tutarın 0.4 altı yani yüzde 99,6 ile tutturmuşlar. Olabilecek en pahalıya yapıyor, alabilecek en uygun fiyattan. İhale iptal edilmiş, sonra 4.5 milyon lira ucuza yapılmış. Devlet para kazanmış, Çankaya Belediyesi kar etmiş. Şikayet edilmiş. ‘Efendim ihaleye fesat mı karıştırdın?’ Yani bir firmanın menfaatine, kamu menfaatine değil, bir firmanın menfaatine bakan anlayış var. Onun için gencecik insanları hapse koyuyorlar, işte iki tanesi şimdi Kırşehir’de, bir çoğu Ankara’da, Sincan cezaevinde. Pırıl pırıl. Sadece hukuktan sorumlu belediye başkan yardımcısı. O gün yazı işleri müdürüymüş. Onu bile işte ‘Adı geçsin, başkana yakınmış. Zapt edelim zulm edelim’ falan olmaz, olmaz.”

“YENİ PARTİ, ÖNÜNE BAKAN BİR PARTİ”

(YENİ Parti kuruluş sürecinde devletten sizinle temaslar oldu mu?) “Şimdi YENİ Parti şöyle bir parti. YENİ Parti geçmişteki verdiğimiz mücadele, arkadaşlarımızı satmamamız, masumiyet karinesine inanmamız, bunların hepsi var. Ama YENİ Parti bir yerden itibaren önüne bakan bir parti. Yani varıp da arkadaşlarımızı satacak halimiz yok, onları suçlu ilan edecek halimiz yok. Ama YENİ Parti’nin alameti farikası iktidara yürüyüş hedefinden sapmayıp ana muhalefet olup gitmesidir. Yeni saldırılar, yeni kötülükler… Bunlar olur mu? Olur. Oralara takılmayan. Ayrıca eskiden bütün hukuki mücadeleleri, arkadaşlarımızın masumiyeti falan o konudaki kararlılığını muhafaza eden ama iktidar hedefine kilitlenmiş bir parti. Bir de YENİ Parti’nin bir hedefi var. Büyümek, büyütmek. Yani ‘Bu iktidar değişsin’ diyen herkesle birlikte bu iktidarı değiştirmek. O yüzden hani eskide kalmak, eski tartışmalara saplanmak… İnsanlığımızdan, arkadaşlığımızdan, kardeşliğimizden hiçbir şey kaybetmedik. YENİ Parti’deki temel motivasyon iktidar olmak. İktidar olacağız ki herkesi kurtaracağız. Başka bir çaresi yok.” (‘Yüzde 40’tır yeni cam tavanı delme’ oranı dediniz) “Şöyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin potansiyelini ölçtürdüğümüzde geçmişte 23-23-23’tü. Şimdi 35-37-38. YENİ Parti’nin ‘Vereceğim, veririm, verebilirim’ diyenler en az ölçen 49 ölçmüş, en kötümser anket. 58-59-60 ölçen var. Hatta yüzde 70’lik bir potansiyelinin olduğunu söyleyen var. YENİ Parti’nin hepsini birden alacak hali yok. Ama bu şöyle. Herkesin bir ‘yeni parti’si var. Bütün bunların hepsini birden tatmin etmen mümkün olmadığı için bu potansiyelden geriliyorsun ve bir yerde bir gerçekleşme oluyor. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nde biz yüzde 25’lik tavanı kırıp, yüzde 38 oy almıştık. Bu önemli bir şeydi. YENİ Parti’de maksimum oy hedefiniz nedir derseniz hedef yüzde 51’dir. Hedef budur. Ama bu gerçekleşmez. Elbette altında olacaktır. YENİ Parti ittifaklara kapalı bir parti değildir. (Ama yüzde 40’ın üstüne çıkacaktır, ben bunu görebiliyorum diyebiliyor musunuz?) Görüyorum, YENİ Parti eğer kendini doğru anlatır, milletin beklentilerini doğru karşılar ve bundan sonraki süreçte halk bu sahiplenmesini sürdürürse yüzde 40’ların üzerine çıkabilir. Çıkacağını görüyorum. Buna inanıyorum. Ama şu kadarını söyleyeyim bu konuda böyle oturduğumuz yerden bu iş olmayacak. Bu konuda YENİ Partililerin hem çok çalışmaları hem de gönüllerini çok açık tutmaları lazım. Kapılarını açık tutmaları lazım. YENİ Parti’nin bir özelliği var o da şu, partide herkes yeni. Eskimiz yok bizim, kıdemlimiz yok, partinin bir sahibi yok. Partinin sahibi hepimiziz. Hepimiz yeniyiz. Katı bir hiyerarşimiz yok. Elbette bir örgüt disiplini olmak durumunda ama herkes yeni, her fikre açık, her seçmene açık, her görüşe açık, standartları belli yani. Bu ülkenin bayrağı ile misak-ı milli sınırlarıyla, kurucusuyla, kurucu kadrosuyla derdi olmayan, sorunu olmayan herkese bizim kapımız açık. Yoksulluktan kurtulmak isteyen herkese kapımız açık. Yasaklardan kurtulmak isteyen herkese kapımız açık. Eşit, ortak bir gelecek hayali kuran herkese kapımız açık. Dünyanın en adaletsiz vergi sisteminden kurtulmak isteyen herkese kapımız açık. Yani YENİ Parti kapıyı kapatan veya kendine sınırlar çizen bir parti değil.”

“KAVGAYLA DEĞİL, DEMOKRATİK YOLLARDAN”

“YENİ Parti iktidarı değiştirme hedefinde olan, bunu da kavgayla, dövüşle değil demokratik yollardan yapmak isteyen, kendini millete doğru anlatan ve zaten zamanı geldi artık bir iktidar değişiminin. Yani aynı iktidarın nasıl durağanlaştığı, nasıl sertleştiği, nasıl kendi içinde geçmişte kendisine umut bağlamış, oy vermiş kitlelere karşı nasıl hem hukuken zorbalaşabildiği hem ekonomik olarak zorbalaşabildiği ortada. Artık dönüp yüzünü seçmene bakmadığı ortada. O yüzden darbeye girişiyor. Geçen sene 19 Mart’ta veya bu sene 21 Mayıs tarihleri hani bir ara ‘Metal yorgunluğu var yenileneceğim’ diyorlardı, bir ara bilmem ne. Mesela bir gençleşme hamlesi, bir yenileşme hamlesi, yeni bir iktidar perspektifi. Bunları yapamadığı ortada. AK Parti iktidarı bir, çok yoruldu. İkincisi çok bürokratikleşti. Siyasetçilere yer yok. AK Parti’de siyasetçiler belirleyici değil. Bürokratlar belirleyici. Erdoğan’ı kim ikna ediyorsa onun dediği oluyor. Onun için ben hani kendi parti içindeki sorunları somutlamak için bunları söylemiyorum ama bir takım odaklar, bir takım Erdoğan sonrası hedefler ama hep bunların bir bürokratik oligarşi ile sarmalanmış hali var. AK Parti’de, ‘Ben siyaset yapacağım’ diyene alan açık değil. Ama geçmişte AK Parti’ye oy vermiş hatta üyesi olmuş seçmene bile söylerim ki ‘YENİ Parti’de ben siyaset yapacağım’ diyen herkese alan açık. (YENİ Parti yönetiminde daha fazla yeni insan olacak mı?) Bir kere şöyle, teknik kuruluş aşamasını geçtik. MYK da yeni. Kurultaya götürecek. Kurultayda hem bir kere Cumhuriyet Halk Partisi’nde son PM’yi analiz ettiğinizde gerçekten yeni isimler, gençler, kadınlar, çok farklı isimler vardı. O yeniliğin muhafaza edildiği ama çok yeni isimlerin de yapıların da katıldığı bir yenileşme süreci yaşayacağız. Ama esas hedefimiz yapacağımız kurultay, ondan önce yapacağımız il, ilçe kongreleri, örgütler düzeyinde olması. Bir de esnek örgütlenme modelleri ile normalde ‘Ben siyaset yapamam, ben uğraşamam, zamanım yok, yerim yok.’ Herkese siyasetin bir ucundan tutabileceği, dahil olabileceği, katkı sağlayabileceği alanların açılması. Yani 70 yıl öncesinin siyasi parti yapılanmalarıyla bugün Türkiye’de yani siparişlerin çok önemli bir kısmının online verildiği, 10 yıl önce hiç ortada olmayan 1.3 milyon motokuryenin evlerimize geldiği, gittiği, çalışmaların uzaktan yapıldığı, bunları hep konuşacağız. Mesela temassız bankacılığın olduğu yerde, belki temassız sendikacılığın bile, sendikal örgütlenmenin önündeki fiziki bariyerlerin aşıldığı, bambaşka örgütlenme modellerinin olduğu ama insanların hak aramasının, insanların örgütlenmesinin, insanların paylaşımlarının, insanların siyasi katkılarının önündeki mekansal, fiziki, geçmişe dayalı her türlü bariyerin kaldırıldığı çok esnek bir yapılanma, hem parti yapılanması olarak hem sendikal yapılanmalar olarak hem de insanların sivil toplumda örgütlenmeleri, meslek örgütlerinde örgütlenmeleri açısından da çok esnek olduğu. Mekanlardan ve bir takım bariyerlerden bağımsız ama bu bağımsızlığın daha sonra birliktelikleri çok kolaylaştırdığı ve güç birliklerinin ortaya çıkabildiği bir süreçten bahsediyoruz. Şu anda Türkiye bir önceki yüzyılın örgütlenme modernleriyle, örgütlenme kodlarıyla, toplumsal bariyerleriyle sıkıştı ve bu sıkışmışlıktan ancak böyle bir yeni bakış açısıyla çıkabilirdik. O bakış açısını hayata geçirmeye çalışıyoruz. İnsanların da mesela Cumhuriyet Halk Partisi’ndeyken en büyük derdimiz aidat tahsilatıydı. YENİ Parti’deki en büyük sorunumuz para verecek insanlar sabırsızlanıyorlar. Geceyle gündüz kadar siyasete bir bakış farklılaşması var.”

“SEÇMENDE SEÇİCİ GEÇİRGEN BİR ZAR VAR”

“CHP’de ‘Aidat öde’ dersin, bu konuda çok zorlanırsın. YENİ Parti’de ‘Aidat vereceğim halen hesabı niye açmadın, ben şunu yapacağım, bunu bunu yapacağım.’ Bir tarafta güvenilmeyen, bunu kişilerden, kurumlardan bağımsız söylüyorum, umut kesilmiş bir siyaset kurumu. Bir tarafta yeniden umut olmuş bir siyaset kurumu veya grubu, siyasetçi grubu. Benim en büyük umudum buna dairdir. (Mobilize olmuş seçmenler) Tabii bir kere şunu söylemek lazım, evet para önemli. Yani billboardlar için önemli, filmler için önemli ama çok para sizi çok seçmenin gönlüne sokmuyor. Çünkü orada seçmenin gönlünde seçici geçirgen bir zar var. Suni değil ve sahiciliği fark ediliyor. Bizim 5 kuruş paramız olmadan çıktığımız bu yolda gördüğümüz teveccüh bunun en büyük sağlamasıdır. Ben bir de odacılıktan, meslek örgütünden gelen birisiyim. Aidat ödemenin en kuvvetli aidiyet yaratan şey olduğunu biliyorum. Bir yerde aidat aksıyorsa aidiyet yavaş yavaş ortadan kalkmış demektir. Gönlü ile verdiği 3 kuruş para senin aldığın 300 liralık Hazine yardımından fazla iş görürüz. Çünkü o kişi ait hissettiği için bir o aidatının düzgün harcanıp harcanmadığının peşine düşer. Vergi farkındalığı da böyle bir şeydir. Mesela dünyanın güçlü demokrasileri, vergi farkındalığının en yüksek olduğu demokrasileridir. Bizim gibi vergi nefreti olan ülkelerde yani vergiyi veriyorsun nefret ederek veriyorsun. Çünkü adil bir vergi düzeni olmadığını biliyor. Aslında kendi verdiği vergi de belki daha az. Adil bir vergi sisteminde daha çok ödeyecek ama adil olduğunu bilince ve geri döneceğini bilince gönülle ödeyecek. Aidat meselesi de böyle bir meselesidir. Aidatı ödediği zaman ait hisseder. YENİ Parti’nin en önemli farklılığı hem topladığı parayı, hem yaptığı harcamaları an be an şeffaf olarak gösterecek. Bu siyasi tarihimizde olmayan, yasaların elverdiği, elvermediği, imkanların elverdiği ve elvermediği şekilde şeffaf bir parti kurumsalı göreceksiniz. Hem yönetim anlamında hem ekonomik anlamda. Biz şu fikrin sahibiyiz. En çok da canımı sıkan odur benim. Siyasi ahlak yasası fikrinin sahibiyiz. Siyasi etik yasasının fikrinin sahibiyiz. Biz siyasette finansmanın şeffaf olmasını savunuyoruz. Bunun karşısında duran AK Parti. Şimdi gelmiş belediyelere yaptığı operasyon üzerinden, kişi kendinden bilir işi, siyaseti direkt iş adamlarına, iş verdiklerine finanse ettiren AK Parti, gelmiş bize ‘siyasi etik, siyasi ahlak.’ Bu konuda en cesur, en atak ve en kararlı parti. Genel başkanın mal varlığından tutun da bütün partinin, siyaseti nasıl finanse ediyor, Emine teyze diyor ya ‘Oğlum sana araba alacağım.’ O arabayı kimin aldığını, otobüsü kimin aldığını görecek. Böyle bir şeffaf yapıyla ilerleyeceğiz. Tabi zorluklar olacak ama getirisi çok başka olacak. YENİ Parti’nin siyasetteki şeffaflık, hesap verilebilirlik ve temiz siyaset noktasında eline kimse su dökemeyecek. Esas yaklaşımımız bu. Bu meselenin kendisi bize neyi getirecek? Üyenin, vatandaşın, o kıt kanaat arttırıp yaptığı yardım ama o yardımın onu hem işin içinde tutması hem de bize sorumluluk yüklemesi. Bu kadar şeffaf bir şeyi alıyorsan bütün şeffaflığı ile de hesabını vermen lazım.”

“HER BİRİSİNİN KENDİNCE GEREKÇELERİ VAR”

(CHP içerisinde yaşananlar) Birincisi böyle bir kurultay çağrısı ve bu tip çabaları kıymetli bulurum. Ama sonuç alacağını sanmam. Sonuç alacağını bilsem zaten ben orada kalırdım. O mücadelenin sonuç vermeyeceğine ikna olanlar biz YENİ Parti’ye geldik. Ama şuna da saygı duyarım, ‘Ben partinin içinde biraz daha zorlamak istiyorum, mücadele etmek istiyorum, her yolun tükendiğine inanmıyorum.’ Ben şeyi gördüm yani orada atadıkları il başkanlarının, il başkanlarını nasıl aradıklarını da gördüm. Yani örneğin mevcut il başkanlarıyla bir süreç yürütüp de kongre takvimi yapmak yerine delegeyi evde yazacak, delegeyi bir köşede yazacak, kendilerine göre tasarım yapacak, hele hele yani öyle olmayacak işler var ki dönüp de oraları konuşmak istemiyorum. Benim orada ümidim kalmadığı için ben millet de ‘Hadi artık’ deyip bizi sırtımızdan ittirdiği için biz YENİ Parti’deyiz. Arkadaşların kararlarına saygı duyarım, sonuç alacaklarına inanmıyorum. İnansaydım orada kalırdım. Sonuç almadıklarında yollarımızın birleşeceğine inanıyorum. Çünkü CHP’de derhal kurultay isteyen arkadaşın iktidarla ilgili yani AK Parti’ye bir kez daha kazandırmama ile ilgili kararlılığı, partinin iktidar olmasıyla ilgili bir niyeti vardı. Ben o niyetle özdeşim. Ama bu o işin artık orada yapılamayacağını gördüğüm için yeni bir yol açtım. Orada bir yol bulamadım. Yolları zorlayan arkadaşlar zorlarlar, başarılı olurlarsa zaten bunda hiçbir sıkıntı yok. Ama başarılı olamazlarsa o arkadaşlarımıza yani, yani butlancı olmayan ama ‘Biraz daha CHP’de şartları zorlayalım’ diyen arkadaşlarımıza saygım sonsuz. Kapım açık. Eninde sonunda bir yerde biz onlarla CHP’nin iktidarında buluşamıyorsak, YENİ Parti’nin iktidarında ya da iktidar yolculuğunda buluşacağız demektir. Ama bu şöyle de algılanmasın. ‘Eninde sonunda bize gelecekler’ demiyorum. Saygı duyuyorum. Her birisiyle konuştum. Her birisinin kendince zorlukları, gerekçeleri, umutları var. Mesela içlerinde bir tanesi il başkanı iken istifa ediyordu, telefon edip istifasından Grup Başkanvekili iken ben ikna etmiştim. Partisi için bu kadar üzülen, ağlayan şey yapan bir il başkanı kalmalı benim partimde, demiştim. O arkadaş şimdi gelemiyor, biraz daha kalmak istiyor. Ama günü gelince birlikte olacağız.”

“BEN DE ADAY DEĞİLİM, DEMİŞTİM”

(Cumhurbaşkanı adaylığı için bir somut mekanizma oluşturacak mısın?) Benim kafamdaki sistem şu, tabii belli kriterleri sağlamak şartıyla yani bunu söylemem lazım. Biz, kazanacak bir aday göstereceğiz. Kaybedecek adayla işimiz yok. Bu aday genel başkan olsa bile. Biz bir genel başkanın ve çevresinin kazanacak adaylar varken kendisinin adaylaşması ya da adaylaştırılması, ‘Olsun 25 ama biz 51’i buluruz’ deyip bulamaması sonucunda kazanacağımız bir seçimi kaybettik. O seçimde Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş aday olsaydı şu an Türkiye bu durumda değildi. Biz bunu görelim. Biz hala o hatada ısrar edildiği için ki ben o seçimden sonra kendime bir genel başkanlık değil biz parti yönetimini bırakmalıyız, partinin önüne yeni bir yol açmalıyız, bu partiyi kurultaya götürmeliyiz, ben de aday değilim demişken, ‘güvenli liman’ olunca değişim diyen, sonra da değişim ekibi içinden adaylık, kendisine düşmüş birisiyim ben. Kemal Bey 28 Mayıs günü siyaseti, partiyi, genel başkan adaylığını bıraksaydı ben de onunla bir bırakmaya hazırdım. Ama bu yapılmadı, parti bir süreç işletmedi. İşletmesi için sorumluluk bize düştü ve bugünlere geldik. Şimdi bu geldiğimiz noktada kendi adaylığım da dahil olarak Türkiye’nin önünü asla kapatmam. Kazanacak aday. Doğrusu budur. Benim kararlılığım bu. Benim talip olduğum yer, bu iktidarı değiştiren partinin genel başkanı olmak. Partinin şimdi adı değişti, YENİ Parti oldu.”

“EKREM İMAMOĞLU 15.5 MİLYONUN ADAYI”

“Ekrem İmamoğlu benim adayım değildi. Biz hem erken seçimin adayı erken belirlenir mantığıyla sonra da üzerimize doğru gelen yargı baskısı ve kuşatması noktasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayını belirlemesi ile ilgili tüm istişari mekanizmaları çalıştırmıştık. Bütün kurulları topladık, her türlü çalışmayı yaptık ve dendi ki Cumhurbaşkanı adayımızı belirleyelim, bunu da ön seçimle belirleyelim. Ön seçimle belirleme noktasında 1.5 milyon üyeye ulaşmıştık biz. 1.250’den 1.5 milyona çıkmıştı bizim dönemimizde parti. Fikrimi ortaya atmam ve buna rıza oluşması üzerine şubat ayını üye kayıt ayı olarak ilan ettik. Gelin, partiye kayıt olun ve mart ayında yapacağımız ön seçimde oy kullanma hakkına 500 bin üye geldi kısa şubat ayında. 2 milyona yakın üyemizle Ekrem İmamoğlu’nun da aday adayı olduğu bir süreci işletiyorduk. 23 Mart tarihinde ön seçim yapacaktık. Mansur Başkanımız ön seçime girmeyi kendi açısından doğru bulmadığını ama sonuçlarına saygılı olacağını söyledi. Zaten ön seçim günü gitti, oy kullandı. Ama kendisinin ön seçim adaylığı yoktu. Ama Ekrem İmamoğlu Başkanımız da Mansur Başkan, ben, kendisi yaptığımız bir toplantıda şunu demişti, ‘Ön seçimde adayım, seçilirsem, aday olursam eyvallah. Ama dünyanın bin türlü hali var. O durumda emaneti genel başkanıma teslim ederim.’ O bin türlü hal içinde diplomayı da tarif ediyordu, hukuki süreçleri de tarif ediyordu, adaylık tutmayabilir. Aday olduk, seçim yaklaşıyor, kazanamıyor. ‘Emaneti genel başkana iade ederim’ demişti. Ve bizim oradaki mutabakatımız geleceğe dönük olarak birlikte hareket etme noktasındaydı. 23’ündeki ön seçimden tutukluluk süresi 4 gün, 19’unda Ekrem İmamoğlu’nu aldılar. Niyet belli, o ön seçimi yaptırmamak. Herkes de yapmayacağımızı düşünüyordu. Dedim ki ‘Yapacağız.’”

“GEL, SEÇ, TARİHE GEÇ DEDİK”

“Bütün üyelerle ön seçime karar verdik. Üyelere de çağrımız şuydu; ‘Gel seç, tarihe geç.’ Sonra burada çok mütevazi olmayayım. O 19 Mart’tan sonraki o Saraçhane’deki yedi gün ve o arada o Saraçhane’de kalınan ve yoğun olarak ‘Ne yapacağız şimdi?’ diye düşündüğümüz günlerde yine yaratıcı bir fikir aklıma geldi. Ve dedim ki ‘Sandığın yanına bir de dayanışma sandığı koyalım.’ Ve çok uzun süredir hep konuştuğumuz seçmen yoklaması meselesini yani üye olmasa da gelsin. ‘AK Partililer gelir.’ Ya gelsin. Bence gelmez ama gelsin. Bakalım o sandıktan ne sonuç çıkacak. Arkadaşlar hatta dediler ki ‘Bizim sandık bu kadar olur, dayanışma bu kadar olur.’ Dedim ki ’Bakın ben bu işi biraz biliyorsan bizim sandık bu kadar olur, doğru. Dayanışma bu kadar olmaz, bu kadar olur’ dedim. Ben ‘5 - 6 milyon kişi gelir oy kullanır’ dedim, ‘Hadi canım’ dediler. 15.5 milyon kişi oy kullandı. O günden sonra Ekrem İmamoğlu ne benim, ne kurulların, ne partinin; milletin adayıdır. Ekrem İmamoğlu şu anda 15.5 milyon kişinin adayıdır. Bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Diplomasını iptal ettiler, birinci kademe. İkinci kademe istinaf aşaması falan. Bu işin Danıştay aşaması var. Ama orada zorluklarımız var. İki, çoklu davalarla, 20-21 dava, bunlardan her türlü açıyorlar ki ‘Birini istinafta kesinleştirip önünü keselim’ falan. Zorluklarımız var. Kendisinin tutuklu olma gibi bir zorluğu var. Ama tüm zorluklara rağmen şu anda milletin adayı Ekrem İmamoğlu’dur. Bunu görelim. Ekrem İmamoğlu ne CHP’nin adayıdır, ne YENİ Parti’nin adayıdır; milletin adayıdır. Bunu görmek lazım. Ancak kendisinin ve şartların getirdiği düzeyde Türkiye’nin geleceği ile ilgili de hem kendisiyle ilgili yaptığımız görüşmelerde ortaya koyduğu bir perspektif var. Geçmişte de ‘Başıma bir hal gelirse Genel Başkanım…’ Şimdi o mevkide değiliz, bu mevkideyiz. Ama öyle ümitsiz, umutsuz bir mevkide de değiliz. Bu gelinen noktada Ekrem İmamoğlu‘’nun aday yapılmaması için yapılan her şeyin bedelinin Tayyip Erdoğan ve AK Parti tarafından ödeniyor olması lazım. Bunu bir görelim. Tayyip Erdoğan rakibinden korkan, onun diplomasını iptal ettiren, kendi diplomasını ispat edemediği halde rakibinin diplomasını iptal ettiren ve rakibi aday olmasın diye onu hapse attıran birisidir ve bunu göze almıştır. Bunun siyasi bedelini ödemelidir. Bunun görünür olmasını kimse engellemesin. YENİ Parti oldu, Ekrem İmamoğlu, hayır. Milletin adayına karşı Cumhurbaşkanı kendinden sonraki Cumhurbaşkanına darbe yapmıştır. Kendinden sonraki iktidar partisine darbe yapmıştır. Bir partinin Cumhurbaşkanı adayını, Genel Başkanını ve kurumsal kimliğini hedef almıştır. Bizi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma ve lidersizleştirme kumpasını kurmuştur. Bunu yapan Recep Tayyip Erdoğan ve onun saray düzenidir. Onun etrafındaki bir grup bürokrattır. Bir grup bürokratik oligarktır. Bu vakitten sonra bir aday gösterilecekse, bu adayı millet gösterdi, millet değiştirebilir. Bu konuda Ekrem İmamoğlu’nun ne düşüneceği önemlidir. Önümüzdeki süreçte atacağımız adımlar önemlidir. Benim temel yaklaşımım Ekrem Başkan’ın aday olamaması durumunda Ekrem Başkan kadar güçlü bir adayın millet tarafından adaylaştırılmasıdır. Ve bu noktada YENİ Parti de üstüne düşen sorumluluğu yerine getirir. Çünkü biz de milletin gözünün içine baktığı bir yeni partiyiz. Yeniyiz biz. Bu noktadan sonra temel yaklaşım; milletin dediği olur. Yani Özgür Özel’in dediği olmaz. YENİ Parti’nin zorladığı bir şey de olmaz.”

“DEĞİŞİM UMUDU”

“Ama YENİ Parti’nin özelliği şu; bu partinin Genel Başkanı bir önceki Genel Başkanlık, son dört kez kazandığı Genel Başkanlık seçiminin ilkinde ‘Sokak böyle demiyor beyler’ diye itiraz etmiş, ‘Değişim’ demiş; değişim umudunda gençlerle, kadınlarla, Ekrem İmamoğlu’yla, örgütle, milletle bir araya gelmiş sokağın sesini dinleyen ve onu dinledikçe de doğru işler yapan, bugün de sokaktaki desteği buna bağlı olan bir Genel Başkan. Bir iyi tarafı; YENİ Parti’nin bütün kadroları, şu anda bizimle birlikte hareket eden, sokağa inanan, sokağa güvenen, sokağın sesine güvenen, birbiriyle didişen değil, dayanışan ve yeni bir siyasi anlayışa yüzde 100 mutabık olan arkadaşlar. O yüzden hani bugün yola çıktığımız 91 milletvekilimiz de örgütlerimiz de sokaktaki bakış açısı da nereye kilitlendiğini bilen ve ne yaptığını bilen insanlar. Ve hedefimiz Türkiye’yi bir kez daha bir; demokrasiyi rayına sokmak, o sayede ekonomiyi rayına sokmak, o sayede Türkiye’nin başlattığı batılılaşma, muasır medeniyetleri yakalama, onu aşma, zenginleşme, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yani ‘Ne mutlu Türküm diyene’ diyor ya, o günkü söylendiği anlamda. Herkesin hissettiği ‘İyi ki bu ülkenin vatandaşıyım.’ ‘Lanet olsun böyle pasaporta hiçbir yerde geçmiyor’dan Avrupa’nın tamamının vizesiz olacağı, dünyada da vize sorunu olmayan bir pasaporta sahip olacak bir ülkeyi yaratmak. Bizim derdimiz bu. Herkesin karnın tok olması, işinin olması, Avrupa’nın vizesiz olması, dünyada pasaportun kıymetli, değerli olması. İsteyenin yurtdışına gitmesi ama bu ülkenin evlatlarının yurtdışında değil, dünyanın bütün yetişmiş beyinlerinin bu ülkede hayal kurması, bu ülkeyle ilgili hayal kurması. Böyle bir hedefteyiz. O yüzden biz aday belirleme yani şeye hiç takılmıyorum, öbür tarafta ne olmuş. Yani hiç olmazsa biz o işlerden kurtulduk, geldik burada huzurlu bir şeyimiz var. Orada yine o yanlış işler olmuş işte. (CHP’yi kastediyorsunuz.) Yani artık dün olanları söylüyor Bengü Hanım. Şimdi ben YENİ Partiliyim artık. CHP’li olsa delirir insan olanlara yani. Hem aday çıkar, adayını yine seçtireme ama. Çünkü organik değil, sahici değil siyaset. Vaktiyle bizim yerimize grup başkanı atama. Bir ara işte diyorlardı ki işte ‘CHP güçsüzleşecek, Özgür Özel‘in yeni grup başkanı seçeceğiz.’ 105’le seçildik, 91 ile parti kurduk, acayip de bir huzur bulduk. Oradaki o işi artık bıraktık biz yani. Soruyu değersiz bulduğum için değil ama orada yaşananları, karşı adaylıklar, mücadele falan değerlidir. Oradaki öbür o kuru inat, kibir, yıllardır bir şey olunacak orada, olunmuş. Ondandır yani. (Siz bir önceki yayınımızda Faik Öztrak’la ilgili bir şeyler söylemiştiniz) Ne güzel işte mübarek olsun. Burada grup başkanlığı hedefi yok. Burada Genel Başkanlık var, grup başkanvekilliği, genel başkan yardımcılığı yarışı yok. Burada varsa bir yarış bakanlığa dair, Cumhurbaşkanlığına dair, bakan yardımcılıklarına dair, hizmete dair.”

“MESELE İKTİDARI DEĞİŞTİRMEK”

“Burada mesele, iktidarı değiştirmek. Oradaki iktidar kavgası orada kalsın. Mübarek olsun. Buradaki iktidar kavgası Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine kimi geçireceğiz. Milli Eğitim Bakanı kim olacak ki bu tarihin en berbat Milli Eğitim Bakanı’ndan, yarattığı bu tahribattan, Türkiye’de eğitimin, AK Partili kadın seçmenin evladının aldığı eğitimden memnuniyeti yüzde 19 diye ölçülüyor. 19 yani. Çocuklar okula aç gidiyorlar, aç dönüyorlar, hasta oluyorlar, okulda taranıyorlar, öldürülüyorlar, hastalık kapıyorlar. (Kendisini takip eden gazetecilere iPad hediye ediyor, biliyorsunuz değil mi?) Gördüm onu da. (Bir de müfredatla ilgili de laiklikle ilgili de çok erozyon var.) Ya hepsi hepsi. Bakın öyle bir şey ki veya bunun yanında ‘Nasıl bir vergi sistemi gelecek, nasıl bir kalkınmacı ekonomi gelecek?’ Ya o kadar yüksek potansiyeli olan büyük ülke o kadar çarçur ediliyor ki o kadar perişan edildi ki. Yani dünyada 100 bin doları geçen gayrisafi milli hasılalar var, İskandinav ülkelerinde. İnanamazsınız. Ben kefeye koyuyorum, bir gün burada anlatmadım herhalde ama gençlik bulaşmaları düzenliyorduk. İki ülkeyi kefeye koyuyorum. Anlatmaya başlıyorum. İşte birinde dört mevsim, birinde bir ay yaz. Birinde şu kadar balık, birinde bir çeşit balık. Birinde şu kadar mineral işte maden, birinde sadece doğal gaz. Birinde genç nüfus, birinde yaşlı nüfus. Birinde üç deniz, birinin içinden nehir geçen şehri bile yok, birisinin iki şehrin içinden deniz geçiyor. Birinde tarih yok, birinde üç-dört imparatorluk. Kazıyorsun tarih fışkırıyor. Birinde şu yok, bu yok. Sayıyorum böyle tamam mı? Bunu 15 dakika falan anlatabiliyorum. Avantajı, dezavantajı. Bunlardan birinde milli gelir 12 bin dolar. İşte o anlattığım günlerde 9 bin olduğu da oluyordu. Birinde  100. bin doları geçmek üzere. İşte bir aralar 78 bin dolardı. Bunlardan bir tanesi işte bir İskandinav ülkesi, bir tanesi Türkiye. ‘Hangisi Danimarka, hangisi Türkiye?’ diyorsun. Bunun Danimarka olması lazım, bu Türkiye. Niye? Kötü yönetiliyor diye. Bütün avantajlarına rağmen kötü yönetiliyor. Burayı ayıptır söylemesi 25 yıldır sosyal demokratlar yönetiyor, tıkır tıkır liyakatle yönetiyor. Doğru şeylerle. Buraı da kötü yönetiyorlar. Bunları görmek, bunları anlatmak lazım. Hani Amerika’ya fırsatlar ülkesi diyorlar ya, en büyük fırsatlar ülkesi Türkiye. Türkiye’nin işleri birazcık yolunda gitsin Türkiye’nin mesela Manisa’nın ayakkabıcıları bir anda önce Türkiye sonra dünya çapında ayakkabıcı haline geliyor. Acayip markalara dönüşüyor. Bir fırsat ver, Denizli’den neler çıkıyor, Kayseri’den neler çıkıyor. Git bir Gaziantep’i gör. Diyarbakır’daki tekstil sektörü kan ağlıyor şimdi ama bir fırsat ver bir anda neler oluyor adamlara. Girişimcisinin hem gözü kara, yatırımcısının yeteneği çok yüksek, evlatlarımızın hani iyi eğitim alıyorlar, çok doğru işler yapıyorlar. İhracat dediğinde şey. Ama öbür tarafta ne oluyor? ‘Efendimiz herkesi baskılarken TÜSİAD Başkanını alalım. İçeri mi atalım yoksa son anda adli kontrol tedbir verelim, yurt dışına çıkış yasağı verelim.’ Adamın 78 ülkede bayileri var yurt dışına çıkışını yasaklıyor. Bunun gibi bir sürü. Korku yayarak, bilmem ne yaparak, onu yaparak bunu yaparak. Özal’ın, Demirel’in, Erbakan’ın, Türkeş’in tahammül ettiği karikatürlerin yüzde 1’ine direkt Cumhurbaşkanına hakaret. Karikatür falanda da değil. Ucundan ima, şaka. Mizah, mizah. Mizah Cumhurbaşkanına hakaret olmuş. Ne karikatürler çiziliyordu o Gırgırlarda, Fırtlarda. Özal dediğiniz Allah rahmet eylesin ki biz de çok eleştirdik bir sürü şeyini. Ondan sonra Çankaya Köşkü’nün duvarlarına kendisiyle ilgili karikatürleri astırıyordu. Demirel Plastip Show’a katılıyordu yılbaşı gecesi. Kendisiyle bir yıl boyunca dalga geçenlerle yeni yıla giriyordu yani. Yani ülkenin Başbakanı hakkında bu kadar fıkra kitabı vardı. Adam kendi fıkra kitabına, ‘Birazcık abartmışlar’ falan diyordu, yazık. Bir sayfasına Erdoğan’ı söyle, Yıldırım Akbulut’a yapılanların bir sayfasını Erdoğan’a söyle vallaha o seçime kadar güneş yüzü göstermezler adama.”

“YENİ PARTİ KURULMALIDIR DEMİŞTİ”

(Cemil Tugay’ın durumu nedir? O bağımsız kaldı değil mi?) “Cemil Bey’in durumu şöyle. CHP’den ‘Bir an önce parti kurmalıyız’ diye istifa etti ve hatta benimle yaptığı görüşmede hatta ben dedim ki ‘Ya öyle böyle demişsiniz, benim rızam yok bu işe’ dediğimde bana dedi ki ‘Ya sizin sırtınızdan birilerinin yük alması lazım. Hep biz size yük oluyoruz’ diyerek böyle son görüşmelerimiz falan böyleydi. ‘Yeni parti kurulacak oraya gideceğim, yeni parti kurulmalıdır’ dedi. Biz YENİ Parti’yi kurduk. Bilmiyorum Cemil Bey’in durumuyla ilgili ama İzmir’de İzmir’i tutamıyoruz. Bütün belediye başkanı, belediye meclis üyelerimiz ‘YENİ Parti’ye gelmek istiyoruz’ diyorlar. Cemil Bey de tahmin ediyorum hani o günkü yaklaşımı belediye meclis üyelerine ve başkanlara ‘Bir an önce gitmeliyiz’ diyordu, onlar da ‘Genel Başkanla birlikte hareket edeceğiz’ diyorlardı. Şimdi bu tarafından bakarsan biz Cemil Bey’in dediğine geldik veya diğer arkadaşlar. Öbür taraftan bakarsan Cemil Bey biraz acele etti, biz disiplin içinde bir süreç getirdik. Ama bizimle yolunu kesiştirmek isteyen, bizimle meselesi olmayan herkesle bir arada oluruz. Cemil Bey’le benim kişisel olarak bir sorunum yok. Ama Cemil Bey’le bizim zamanlama sorunlarımız olabiliyor, oldu. Severiz kendisini. Bakacağız yani. Ne diyeyim Cemil Bey’e?”

“MİLLETİN GÖNLÜNDE ÇOK BAŞKA BİR YERDE”

(Halk TV’ye yönelik saldırılar) “Şimdi Halk TV’nin takındığı tutum, bir kere ticari bir tutum değil. Halk TV’nin tutum takındığı tutum, mesleki bir tutum ama tarihi bir tutum. Çünkü herkesi korkuttular, sindirdiler. Şimdi Halk TV, mesleğini yapan gazeteciler işini yapıyorlar falan. Halk TV’yi bir hedefe böyle süreçlerde koyuyorlar. Ama ben bir şey söyleyeyim. Özgür Özel hedef. Ekrem İmamoğlu hedef, o hedef, bu hedef. Millet öyle bir sahip çıkıyor ki şimdi YENİ Parti çıktı ve yoluna devam ediyor. Halk TV’yi yıkmayan her rüzgâr, her darbe bence güçlendirdi. Milletin gönlünde çok başka bir yerde Halk TV. Yani işte patronuna yapılanlar ortada, çalışanlarına yapılanlar ortada, zaman zaman neler yaşadınız. Teker teker, hep birlikte Halk TV’nin uğradığı her şeyi hep beraber yaşadığımız için bu kısa zamanda tekrar etmeyeyim. Ama gözaltılar, tutuklamalar, işte yurt dışında yasaklar, onlar bunlar. Bir takım iftiracıların konuyla alakası olan bir yerden bir kelime yakalayıp oradan kriminalize etmeler falan. Ama bu işleri biraz biliyorsam ve AK Parti ve Cumhur İttifakı’nda birazcık bu işlerden anlayan birileri varsa Halk TV öyle sahipsiz bir yer değil. Bu milletin gönlünde bambaşka bir yeri var. Ve Halk TV’ye yapılanı ve yapılacak olanı millet direkt kendine yapılmış sayar. Gençlerin iktidar karşısındaki en büyük sorunu ne? Dinlemek istediği dinlettirmeyen, kampüsüne gelmesini istediği sanatçıya yasak koyan, dinlediği sanatçının giyimine kuşamına, sözüne, sazına bilmem nesine karışanlara gençler gönül bağını koparmış. Şimdi uğraşıyorlar o gönül bağını kuracağız diye çok suni kalıyor. O gönül bağı kopmuş bir kere. Şimdi bugün Halk TV’nin muhalefeti de aşan bir izleyici kitlesi var. Çünkü o AK Parti’nin yarattığı yankı odalarından millet nefes almak için açıp baktığı bir, iki kanaldan birisi de bu. AK Parti seçmeni bile Halk TV’nin kapatılmasını veya Halk TV’ye bir kötülük yapılmasını meşru görmez. ‘Biz ne ara buraya geldik?’ der. Bir tarafta 30 tane kanal iktidarın borazanını çalacak, buna devletin televizyonu, devletin ajansları, bilmem nesi de dahil. Gerçekleri çarpıtacak, bilmem ne yapacak. Bütün cezalar zaten muhalif medyaya kesilecek falan. Bir yandan da hala Halk TV ile uğraşacaksın ve tutup Halk TV’ye kötülük yapacaksın. Millet o kötülüğü kendine yapılmış sayar. Ve bunun da çok ağır bedelleri olur. Bunu görüyor olmaları lazım. Bir gözü dönmüşlükle, işle birtakım yargı kollarının faaliyetleriyle ‘Biz onu yaptık, bunu yaptık. Halk TV’yi de susturalım.’ Halk TV’nin hani Halk TV diye sesini kesersin, başka bir yerde o sesler duyulur. Hiçbir şey olmasa milletin, o hani sosyal patlamayı sandıkta yapacak olan, beş yapacaksa on yapar. O yüzden bunun görülüyor, biliniyor olması lazım. Halk TV bir kanalın yayında olması aslında iktidara güç verir. Bunu böyle şey gibi düşünüyorlar. Ya düşünsenize bir tane işte yani SZC'ye de haksızlık yapmayayım, TV 2’ye de yapmayayım ama yani kendisini muhalefetin ifade edebildiği, sözünü söyleyebildiği birkaç tane kanal var. Sen onları da kapat. Ondan sonra da de ki ‘Biz demokrasicilik oynuyoruz.’ Bu kanalın varlığı iktidara güç verir. Yokluğu muhalefete güç verir. Yokluğu seçmenin bir daha affetmeyeceği bir yarayı yüreğinde hissetmesine sebebiyet verir. O yüzden ben Halk TV’ye kimsenin bir şey yapabileceğini düşünmüyorum. Olmaması gerekir. Halk TV’nin sahibi ne benim ne YENİ Parti’nin ne CHP’nin; Halk TV’nin sahibi millet. Millet Halk TV’ye veya işte SZC TV’ye yapılacak her kötülüğü kendisine yapılmış sayar. Bir de bir şeyler oluyor, insanlar bir yerlerde bir şey oluyor, bakar. Gözünü kapayana kızlar. Kulağını kapayana kızar. Duymak ister, görmek ister. Buna engel olanı da cezalandırır. Bu konuda böyle düşünüyorum. Ama bir kötücül aklın devrede olduğu, troller eliyle hedef gösterildiği ortada. Karar vericilere ‘Bu trollerin yaptığı işlerden hangisinden fayda gördünüz, size ne zararı oldu onu bir doğru edin’ diye tavsiye ederim.”

“ÖFKEYİ ENERJİYE DÖNÜŞTÜRMEMİZ GEREKİYORDU”

(Bu süreçte sizi sahada en çok motive eden ne oldu?) “Bir bütün olarak sokakta duyduğum her şey. Yani çok fazla dua duydum. Çok fazla dua duydum. Yani ‘Sabahlara kadar ağladım’ diyen teyzeleri duydum, hep sizin ekranlara da yansıdı zaten. ‘Sabahlara kadar ağladım’ diyenler, ‘Dua ettim’ diyenler, ‘Ayet-el Kürsi’ okuyorum diyenler, işte ‘Sabah her namazda kalkıyorum, sana 5 dakika okuyorum’ diyenler. İşte o kısıtlı emekli maaşı ile yardım etmek isteyenler. Tesbih de çok anlamlı, ‘Sana otobüs alacağız’ diyen teyze de çok anlamlı. İşte ‘Buğdayı biçtim, bir küçük römork sizin. Satacağım parayı partiye vereceğim’ diyenler çok anlamlı. Biz konuşurken ağlayanlar. İlk günlerde mesela İzmir’de o kötü ses sistemli otobüsün resmen köşelerinden tırmanmaya çalışıyordu insanlar. Acayip bir öfke vardı. Hep böyle yalvardım, ‘Bu öfkeyi enerjiye dönüştürmemiz lazım’ dedim. ‘Kötü söze dönüştürmeyelim’ diye. Ama şundan çok etkilendim. Yani çıkıyorsunuz, hiçbir organizasyon yok. Yani hiçbir şehirde bir başka şehirden gelen bir kişi yok, bir organizasyon yok. (Figüran da mı yok?) Zaten kurumsuz kalmışsın, araçsız kalmışsın. Bütçesiz kalmışsın falan. Sel olup akıyor insanlar. Böyle şey aklımda hala. Yani her şey bittiğinde bunu çok konuşmak, anlatmak isterim. Mesela parmağımı tutuyor, kıvırıyor acıtacak şekilde. Duyduğu öfkeyi bana yansıtıyor, ne kadar sinirli olduğunu, en az 10-15 kez, zaten hala şişliklerim de var. 10-15 kez parmağım kırılacak gibi oldu. Birbirinden alakasız, habersiz. Gümüşhane’nin Tekkesi’nde veya işte Burdur’da, Denizli’de, Diyarbakır’da. Parmağımı çevirip, diyor ki ‘Mücadeleyi bırakma’ diyor. Beni seviyor, kızgınlığı başkasına, benim canımı yakıyor. Mesela şuradan tutuyor, bir grup toplantısında da söyledim biraz güldü de millet. Tutuyor, tırnaklarını geçirip sıkıyor tamam mı? ‘Partiyi bunlara bırakma’ diyordu başta. Sonra ‘Hadi artık kur partiyi seninleyiz’ diyor. Böyle sözü yetmeyeceğini fiziki bir temasla, mutlaka dokunmak istiyor. Ve o böyle bir izdiham görüntüsü, bir dalgalanma, üzerine gelme, sana temas etme falan. Bunları unutamayacağım. Çok etkili. Bazen böyle ilk başlarda birkaçına yani ‘Ne yapıyor?’ diyorsun. Sonradan gördüm ki bu genel toplumsal bir şey yani. Öfkesini hissetmeni, duyduğu acıyı senin de çekmeni ve bunun kulağına küpe olmasını istiyor. Yani benim parmağıma, vücuduma o o acıyı ‘Unutma bunu’ diye, sözün dışında da hissettirerek yapmaya çalışıyor. Bunu biraz konuştum. Yani bunun başka bir duygu durumu olduğu, bu siyaset değil. Bu çekilmiş çok fazla acı, duyulan çok fazla kaygı ve sizin üzerinizde somutlaşan hani sevgi gibi görünen aslında bir sorumluluk yükleyen bir tutum var orada. ‘Vazgeçme, devam et.’ Biri duasıyla, biri küçücük parasıyla, biri bilmem nesiyle ve sürekli aynı kararlılığı söyleyerek. Bunu bu açıdan unutmam yani. Şahsıma alıyor değilim. Ben hani bin 333 oy aldığımda demiştim ki ‘Üçünü kendime saymam.’ Neden? Partinin birliğine, bütünlüğüne oy veriyor. Yoksa böyle oy mu olur? Yani oyların tamamını alma falan. Ne bu? Bu dönemin ruhuna uygun bir şey yapıyor. ‘Birlikte olmak lazım’ diyor. O vurguyu yapıyor. Bu sokaktaki şeyi de kara kaşımıza, kara gözümüze gösterilen bir teveccüh olarak değil; bir kurtarıcı arıyor insanlar. Veya öne çıkmış birine ‘Mecbur bunun arkasında duracağız. Çünkü bunu da kaybedersek toptan kaybedeceğiz’ diyor. Ondan onu gösteriyor. O yüzden mesela bu YENİ Parti’yi CHP’nin geri alınamama riskine karşı çok büyük bir ısrarla talep ettiler. Yani işin o boyutu çok önemli. Onun dışında yani bir bütün olarak yaşadığımız her şeyi çok tarihsel ve hani bu görev bugün bana düştü ama oyunu kuran, görevleri dağıtan ve sonuca doğru yürüyen ve yürüten ne benim ne bir ekip ne bir şey. Milletin ta kendisi yani. O yüzden çok organik, o yüzden çok güçlü, o yüzden çok gerçekçi, o yüzden de bu kadar aşırı bir sahiplenme var. Zaten bizi kurtarırsa da bu kurtaracak.”

“BAZI SÜRPRİZLER OLACAK”

(Mitingler ne zaman başlayacak?) “Teyzem önce otobüsü alacak ki miting yapacağız. Şimdi hani bankın üstünden olabildiğince oluyor. Ama hani miting anlamında dediği otobüs lazım. Teyzem otobüsü alınca mitinglere başlayacağız. Ama şöyle, 22 ilde bir yol sorduk ‘Buradan’ dediler. ‘Nereye gidelim?’ dedik, en son yol buraya çıktı. Yol sordum, burayı gösterdiler. Şimdi dediklerini kurduk ama gidip dahil etmemiz lazım. O yüzden ağustos, tahmin ediyorum Ağustos’un 15’ine kadarki sürede birkaç programımız elbette olacak. İşte anlamlı birkaç programımız olacak ama Ağustos’un 15’inden sonra bir milletle birlikte kuruluş süreci yapacağız. 2 ay sürecek o. İl il. Tabii o sırada bazı il başkanlıkları kurulacak. Bazı sürprizler olacak. Mesela 3 bin nüfuslu bir ilçede ilçe kongresi yapılırken bir bakacaklar kongreye ben de gideceğim. Yani böyle şeyler istiyorum, yapmak istiyorum. Küçücük ilçelerin kongresine de gideceğim, İstanbul il kongresine de gideceğim mesela. İllerin, ilçelerin kongrelerine. Tabii çok hızlı hızlı olacak, çok zamana yayamayacağız. Ama öyle sürpriz ziyaretler, gidip oturup ‘Ya bu parti geçmişte burada işte yüzde 1,5 oy almış. Biz bunu nasıl büyütürüz?’ diye bir soracağımız, dinleyeceğimiz, öneriler alacağımız, bazen fedakarlıklar isteyip bazen katılımlar yaptıracağımız falan işler olacak. Milletvekili arkadaşlarım ve partili arkadaşlarım artık yani YENİ Partili yeni arkadaşlarım, eski partiden YENİ Parti’ye gelecek yeni arkadaşlarım, YENİ Parti’ye gelecek yeni arkadaşlarımla bir 60 günlük bir sokakta kuruluş, Anadolu’da ve Trakya’da bir kuruluşu gerçekleştireceğiz. Sonra kongre, ondan sonra artık iktidar yürüyüşünde mitinglere devam. Ama bu sırada otobüsü de teyzem alabilir, yetişirse mitingler olur. Ben seviyorum otobüsün üstünü. Otobüsün üstü başka bir şey, göz hizasından siyaset başka bir şey. Göz hizası siyaset ve dokunarak siyaset meselesinin tadına biz de vardık, millet de vardı. Ama otobüs üstü meselenin de yani butlan günü yüzde 99 bir karşı çıkış olduysa, o 19 Mart’tan bugüne kadarki o otobüs üstündeki mücadelenin toplum tarafından sahiplenilmesi ve kıymetlendirilmesi. Orada biz bir yargı darbesini o kadar doğru anlatmışız ki sıra bana gelince dönüp bana da sahip çıktılar. Yani biz Ekrem Başkana sahip çıkarken Ekrem Başkanın şahsına işte Hasan İmamoğlu’nun oğluna, Dilek İmamoğlu’nun kocasına sahip çıkmıyorduk. Biz Ekrem Başkana sahip çıkarken milletin seçtiği bir evladına sahip çıkıyorduk. Milletin hatırına. Onu o kadar doğru anlamış ki millet, günü gelince onlar da bize sahip çıktı Allah razı olsun. (YENİ Parti Genel Başkanı olarak katıldığınız ilk televizyon canlı yayını. Üzerinizdeki takım elbiseyi daha önce herhangi bir yayında giydiniz mi yoksa yeni bir takımla mı geldiniz buraya?) “Bunu daha önce giymiştim ama bir yayına çıktığını sanmıyorum. Biz bugün fotoğraf da çektirdik buraya gelmeden önce. YENİ Parti rozetiyle falan. Fotoğraf da çektirdik. Bir de eski fotoğraflarım çok genç. Allah razı olsun üç yılda ne saç bıraktılar, beyazlamadık bir tel. (Öyle sosyal medya paylaşımları var.) Görüyorum. Gerçi birazcık şey de var yapay zekayla biraz fazla da yaşlandırıyorlar bazen. Ama hakikaten üç yıl önceki fotoğraflarla bugünkü fotoğraflar arasında ciddi bir fark var. Kimi diyor işte ‘İyi oldu olgunlaştı, lider oldu. Gençlik kolları başkanı gibiydi’ falan. Bir fotoğraf ihtiyacı vardı. Bu takımla, bu kravat, bir de bir kravat daha iki fotoğraf çektirdik. Bütçe de yok, eskisi gibi değil yani. Ondan sonra iki fotoğraf çektirdik. Bu takımı seçtik, Mehmet Bey yardımcı oldu sağ olsun. En iyi takım buydu. O takımla da geldim. Tahmin ediyorum ilk canlı yayın olabilir ama yayına özel diktirilmiş bir şey değil. 3-5 giymişimdir yani.”

“YORGUN OLMAYA HAKKIMIZ YOK”

(Çeşitli müzik ve paylaşımlar hakkında) Gençler çok yapıyor. YENİ Parti’ye güzel bir cover yapmışlar. Çok hoşuma gitti benim de. Twitter’da zaten bizzat varız. İster istemez. Bir de TikTok gerçek, Anadolu’dan çok. En çok ‘yorgun demokrat’ dinliyorum. Onu da paramla aldığım ilk kaset aslında öyle de acayip bir şey var. Ahmet Kaya’nın paramla aldığım ilk kasedi. Bana da bunu çok sevdiğim bir değerli bir dostum, gitmiş İstanbul’dan o böyle jelatininin soyulmamış olması marifetmiş onun. O ‘yorgun demokrat’ın satılmamış bir tanesini hediye getirmiş, duruyor ama açmadım da. Ondan sonra bu aralar en çok ‘yorgun demokrat’ çıkıyor karşıma. Ben normalde miting sonrası bölgeye giderken gelirken hep klasik müzik dinlemeyi severdim. Bu aralar en çok ondan mahrum kaldık, öyle bir şeyimiz olmadı.(Yorgun musunuz?) Şimdi önceki dönem Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımıza sorardık. Derdim ki ‘Ya nasılsın başkanım?’ Derdi ki ‘Kötü olmaya hakkımız yok.’ Benim de yorulmaya hakkım yok, yorgun falan değilim. Hatta böyle birazcık hafif tempoda geçen günlerde suçluluk psikoloji duyuyorum. Ya az mı çalıştık bugün diye. Çünkü telafisi olmayan, hani böyle üniversite sınavına hazırlanan çocuklar da şey psikolojisi olur ya, ‘Bu sene çok önemli, bu sene çalışmazsam bir daha istesem de çalışmam’ filan. Tabii sağlıklı bir psikoloji değil o öğrencileri o hale sokmak ama ben de böyle hani onlar test çözmediği her dakikayı kötü harcanmış süre gibi, ben de çalışmadığım her dakikayı kötü geçen zaman gibi düşünüyorum. Ama yorgun filan değilim yani. Seçime kadar da olmaya hiç niyetim yok.”

“TÜRKİYE’NİN ORTAK GELECEĞİNİ İNŞA EDECEĞİZ”

(Son cümle) Tek cümlem şu, Ağustosun yarısından Ekim’in ortasına kadar 60 günlük bir sürede partiyi Anadolu’da milletle birlikte ete, kemiğe büründüreceğiz. Ortak gelecek toplantıları yapacağız, ortak geleceğimizi arayacağız. Bütün Cumhuriyet Halk Partilileri bekliyorum. Bütün demokratları bekliyoruz. Muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, liberal demokratlar, sosyalist demokratlar, Kürt demokratlar, bütün demokratları bekliyoruz. Ülkesini seven herkesi bekliyoruz. Bu ülkeyi seven, ortak geleceği birlikte arayacağız, birlikte kuracağız. Bir ortak gelecek arayışında, yürüyüşünde, bir partileşme sürecindeyiz. Sonra da aynı ortak gelecek için benzer düşünen, bu ülke için düşünen bütün siyasi partilerle de ortaklaşabildiğimiz her alanda ortaklaşacağız. Kimseyi dışlamayan, herkesle birlikte olabilen, tek niyeti bu ülkenin ortak geleceğini birlikte inşa edecek, Atatürk’ten, Atatürk ilke ve devrimlerinden, misak-ı milli sınırlarından, ay yıldızlı al bayraktan taviz vermeyen herkesle birlikte. Dün filenin sultanları Çin’de İstiklal Marşı çalınırken gırtlağı düğümlenen kim varsa o bizim ittifak ortağımızdır. Onlarla birlikte Türkiye’nin ortak geleceğini inşa edeceğiz.”

Etiketler