Necati Özkan da kürsüde bir konuşma yaptı. Özkan şu şekilde konuştu: Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın İddia Makamı. İddia makamının mütalaasını maalesef dinleyemedim; açık görüşte ailemle bir arada olduğum için. Ama biraz önce Sayın Ekrem İmamoğlu'na sordum özü nedir diye. Anladığım kadarıyla Sayın İddia Makamının mütalaası 2 temel esasa dayanıyor: Henüz delillerin toplanması tamamlanmamıştır (ki ortada bir delil kaldığını düşünmüyorum). Yeterince de delil vardır (o delillerin ne olduğunu biz bilmiyoruz, varsa bile görmedik). Dolayısıyla öncelikle bu mütalaanın iki ana dayanağının da konuya uygun olmadığını, dün ve bir önceki gün burada anlatılanlara ve dosya münderecatına uygun olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum.
İkinci olarak; biraz önce dinlediğimiz Sayın Merdan Yanardağ'ın bu iddianameye ilişkin yaptığı nitelemeyi kesinlikle yanlış buluyorum. Sayın Merdan Yanardağ "Bu iddianame ideolojik bir iddianamedir." dedi. Asla! Bu iddianamede ideolojik bir şeye dayanmak yok. Bu iddianame tamamen pragmatist bir iddianame; pragmatist, Türkçesiyle "çıkar" demek. Yani çıkar amaçlı bir iddianameden bahsediyoruz. Burada tek bir çıkar var. O çıkarı gerçekleştirebilmek için bu iddianame hazırlanmış ve bu çıkar bize şunu söylüyor: "Ekrem İmamoğlu'nu içeride tut, Merdan Yanardağ'ın malına el koy." Özeti bu; başka bir şey yok.
Ben dün mahkemenin duruşmayı sonlandırmasından sonra hücreme döndüm ve doğrusu sabaha kadar "İlave ne var acaba, neyi kaçırıyorum?" diye elimdeki dosyalara biraz daha bakma gereği duydum.
Bunlar bu iddiaların kapsamında beraber casusluk eylemini gerçekleştirmekle suçlanıyorlar. Ne yapmış bu beyefendimizin şirketine? 2 ihale verilmiş. Hangi tarihte? Bu habere göre çok da öyle geçmiş zamanlarda olan bir şeyden bahsetmiyoruz. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü'nün 6 Kasım 2024'te düzenlediği "Lisans Yönetimi Yazılımı Paketi" ile ilgili ihale. İhale 1.600.300.000 TL ile çıkıyor. Sayın heyet, 18 Haziran 2025 günü sözleşmesini imzaladığı bu şirkete bu ihaleyi 1.180.000 TL'ye veriyor. Casusluk yaptığını düşündüğümüz, iddianamede casusluk yapmakla suçlanan İngiliz vatandaşının sahip olduğu ya da yönettiği şirkete verilen bir ihale bu; henüz dün gibi yeni. İkinci ihale (bunları sayın mahkemenize sunabilirim, eğer elinizde yoksa Sayın Başkanım); Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'ın "Usta Siber İstihbarat Platformu Üyelik İhalesi". Bu da yine 18... pardon ilki 4 Aralık 2024'müş, düzeltiyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yapılan ihalenin sözleşmesi 4 Aralık 2024. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın düzenlediği Siber İstihbarat Platformu üyelik ihalesi ise 18 Haziran 2025 günü imzalanmış. Bunun da belgesi var; bu da 795.000 liralık bir ihale.
Demek ki bizim bildiğimizin dışında ya da bu iddianamede bahsedilenin dışında başka bir gerçek, başka bir hakikat daha var. O hakikatin ne olduğuna ilişkin dün akşam dosyaya biraz daha baktım ve dediğim gibi sabah 5'e kadar uyuyamadım gördüğüm hakikatin detayları konusunda. Çünkü burada Sayın Hüseyin Gün devletiniz lehine 15 Temmuz sonrası FETÖ'ye karşı hizmet verdiğini anlattı. Gerçekten de o anlatılanlar çerçevesinde baktığım zaman "BC Raporları" dediği raporlar var; 2 tane rapor gözüküyor iddianamenin en başında, 20-21. sayfalarda. Onlarda da Sayın Hüseyin Gül devletimizle çalışmış, Sayın Cumhurbaşkanlığı ile çalışmış. Yurt dışında Sayın Cumhurbaşkanının İngiliz Başbakanı ile görüşmesi için randevular organize etmiş. İngiliz Kraliçesi ile -vefat eden 2. Elizabeth ile- randevu organize etmeye çalışmış. Artı Amerikan Başkanıyla, yani Trump ile görüşme ayarlamaya çalışmış ve bütün bunlarla ilgili bir sürü detay var. Dün bu detayları okuyunca işin aslında hakikatin bizimle alakasının olmadığını da gördüm.
Dün sunumda atladığım bir konu; eğer sunumdaki şeyleri görebilirsek, hala elimizdeyse 11 numaralı görselin açılmasını istirham edeceğim. Hüseyin Bey'in, Hüseyin Gün'ün iş arkadaşları aslında çeşitli şirketlerle ilgili verileri nereden bulmuşlar? Burada birkaç şey var Sayın Heyet. Bir kere Hüseyin Bey'in 25.10.2025 tarihli ifadesinin 17, 18 ve 19. sayfalarında olan bazı şeyler var ama önce şunu anlatayım; Hüseyin Bey'in ekibi Hüseyin Bey'e bir mesaj atıyor. Diyor ki: "200 dolarlık bir şey bulduk. Yeni bir data bulduk. Türkiye'deki 15.8 milyon vatandaşın ve bir spor kulübüne ait insanların e-postaları ve onların şifreleri." Orada yazışmalar var; tarihe dikkat edin, 25.10.2025 tarihli Hüseyin Gün'ün ifadesinde. Orada "member" denen sayfadan üye olduklarını anlıyoruz ve o sayfaya girerek her bir konuda ayrı ayrı araştırma yaptıklarını, "search" ettiklerini görüyoruz.
En alttaki ekran görüntüsünde ise 2016'da -pardon Sayın Başkan, 2016'da- Natex isminde bir şirketin yöneticilerinin e-postasının detayına girmek istediğini anlıyoruz. 2017'de Çolakoğlu şirketinin e-postalarının detaylarına bakılıyor. 2019'da Focus Bilişim, Melih Gecek'in şirketinin detaylarına bakılıyor. Keza 2018'de Murat Ülker'in ve Turkcell'in e-maillerinin detaylarına bakılıyor.
Özetle söylemeye çalıştığım şey şu Sayın Başkanım: Zaten bunları yapan iş arkadaşları var Sayın Hüseyin Gül'ün. Dolayısıyla bu davaya özgü, İBB kaynaklarına özgü bir durum değil ve bizim tanıştığımız tarihten sonra olan bir durum değil. 2016'dan beri devam edegelen bir iş yapmak için bu aslına bakarsanız. Açık kaynaklardan buldukları verileri kullanmakla ilgili bir pazarlama yönteminden bahsediyoruz aslına bakarsanız. Dolayısıyla bunları görünce, bu davada iddia makamının, Sayın Savcımızın "yeterince delil var" derken neyi kastettiğini bir parça daha anlayabiliyorum ben şimdi. Bu delillerin bizimle bir ilgisi yok; bu deliller başka konularla ilgili ve anlaşılan o ki sır niteliğindeki devlet işleriyle ilgili deliller. Casuslukla ilgisi yok, bizim konumuzla ilgisi yok. Biz burada demin söylediğim gibi 2 nedenle bulunuyoruz: Ekrem Bey'in itibarını biraz daha zedelemek, 2019 seçimlerini kirletmek ve Sayın Merdan Yanardağ'ın televizyon kanalına el koyabilmek.
Bir diğer konu; bakın öbür davada, İBB Büyük Davası'nda alınmış bir USOM raporu var. Bu USOM raporu da o davada asıl konu olan ve bu davanın da bir parçası edilen ama aslında tek şey; "İstanbul Senin", "İBB Hanem" konularında bir veri sızıntısının olup olmadığı. Bu rapor ve bu konu incelendiği zaman, veri sızıntısının söz konusu olduğunun söylendiği tarihte ben Kandıra'da 3 aydır tutukluyum. Bizimle hiç alakası yok. Artı, eğer doğruysa bu verinin çıkabileceği tek bir yer var: Rus siber lideri. Eğer ortaya bir veri servis edildiyse, Rus siber lideri yine bu davaları kirletmek üzere bu süreci genişletiyor.
Son olarak Sayın Başkanım; bu raporlarda ortaya konan çabanın bir casusluk davası meselesini çözmekle ilgili bir çaba olmadığını, tam tersine bu tutuklulukları uzatmakla ilgili bir çaba olduğunu görüyoruz. Gerek Ekrem Bey, gerek Merdan Bey kendi durdukları yerden net olarak konuyu anlattılar. Burada bir siyasi dava görülüyor ve biz bu siyasi davada olmayan bir suçtan dolayı, yapmadığımız bir eylemden dolayı kendimizi savunmakla meşgul ediliyoruz. Dün de söylemiştim; olmayan bir koyundan çift post çıkarma çabası bu. Hem 13 İBB davası hem casusluk davası. İkisinin anlatmaya çalıştığı şey de aynı ve ikisi de dayanaksız. İkisinde de herhangi bir delil yok; Sayın Savcı'nın yorumları var, o kadar. Ve o yorumların hiçbirisi hiçbir tanığın ifadesine, hiçbir sanığın ifadesine, hiçbir delile, hiçbir gizli tanığın ifadesine falan da dayanmıyor. Tümüyle mücerret yorumlar.
Dün bir parça söyledim; maksadı ne olursa olsun eski bir Harbiyeli, eski bir muvazzaf subay ve 42 yıllık her yaptığını ülkede şeffaflıkla anlatmış bir iletişimci, profesyonel bir iletişimci olarak ben bu gayriciddi iddianameyi çok ciddiye aldım. İlk günden itibaren hem kendi arkadaşlarıma, dostlarıma hem de Türkiye'yi yönetenlere mektuplar gönderdim. Her ay bir mektup gönderiyorum. Hatta "Mektuplar" adıyla bütün hükümet üyelerine, Cumhurbaşkanlığına, Adalet Bakanlığına, Türkiye'deki parlamentoda bulunan bütün siyasi partilerin genel başkanlarına, 600 milletvekilinin tamamına, bütün yüksek yargı organlarına ve medyaya aynı mektubu her ay gönderiyorum. Şunu yapmaya çalışıyorum: Ey Türkiye'yi bugün yönetmekte olanlar ve ey potansiyel olarak Türkiye'yi gelecekte yönetebilecek olanlar; bilin ki Türkiye Cumhuriyeti yargı sistemi çökmüş. En azından bize bu işleri yapanların bulunduğu taraf çökmüş. Tamamı için bunu söyleyemeyiz ama bilin ki burada artık hukuk yok, keyfilik var. Burada "delile dayanmadan, ispata dayanmadan senden şüpheleniyorum, seni tutukluyorum" kafası var.
Bu yapılamaz, yapılmamalı. Bütün bunları yaparken hem ülkemizi yönetenlerin bu işlerden haberdar olmasını sağlamayı istiyorum hem de hakikatin ortaya çıkmasını ve adaletin tecelli etmesini istiyorum. Adalet yoksa hiçbirimizin uyacağı ve onaylayacağı bir irade de söz konusu olamaz. Adaletin olmadığı bir iradeye hiç kimsenin boyun eğme ihtimali de kalmaz. Adaleti olmayan bir iradeye karşı durmak da bir vatandaşlık ve insanlık görevi olur. Dolayısıyla biz sizden, Sayın Mahkememizden sadece adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz. Adaletin gecikmesinin kimse adına bir faydasının olmadığını da söylemek istiyorum. Bir Anglosakson deyişi vardır: "Bir masum içeride kalacağına 99 suçlu dışarıda gezsin evladır" derler. Tek bir masuma zulmetmenin bütün bir toplumu çürütmekle eş anlama geldiğini söylerler.
Ben masumum Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım; hiç kimseye vermedim. Bununla ilgili hiçbir delil yok, hiçbir beyan yok bütün bu davanın ve dosyanın içeriğinde. Lütfen bu zulme son verin. Beni, Ekrem Bey'i ve Merdan Bey'i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin. Saygılarımı sunuyorum.