SON DAKİKA

Haber > Türklüğün kadim ülküsünü bilmek gerekir!...

Türklüğün kadim ülküsünü bilmek gerekir!...

27 Şubat 2019 Çarşamba - 09:36

Türk olmak bambaşka bir duygudur.

Ama Türk olmak sözde değil özde olabilmektir.

Sorumluluğunu yerine getirebilmektir. Tarihini iyi okumak ve anlamaktır.

Tarihi şuuru iyi öğrenmektir.

Siyaset uğruna kimliğine tecavüz edilmesine izin vermemektir Türk olmak.

“Türk milleti” yerine “Türkiyeli” diye kimlik uydurmak, kimlik üretmek isteyenlere karşı dik durabilmektir Türk olmak.

Çünkü tarihte görülmüştür ki her zaman son sözü Türkler söylemiştir.

Tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanı misali bu ülkede başka arayışlara girenlerin de dönüp dolaştıkları yer Türklük olmuştur.

Dün de böyleydi, bugün de böyle, yarın da böyle olacak...

Ama Atatürk sonrası her geçen yıl daha da karartılan Türk gençliğinin yeniden aydınlanma sürecine ihtiyacı vardır.

Türk aydınlarına bu görev düşmektedir.

Yılmaz Karahan der ki;

“Her fikrin mutlaka bir hedefi vardır.

Amaçsız ve hedefsiz fikir olmaz!

Fikirler varoluşlarla ilgilidir.

Yani yaratılışlardaki fıtrat, fikirlerin temelini oluşturur.

Yaşam koşulları fikirlere yön verir. Hedefleri belirler. 

Türk’ün yaratılış doğası nedir?

Tanrı Dağları kadar yüksek ve hırçın,

Çöller kadar sıcak ve zorlu, 

Göller kadar sessiz ve bereketli, 

Akarsular kadar hareketli ve neşeli, 

Ormanlar kadar birlik ve koruyucu,

Çiçekler kadar güzel ve sevecen,

Bozkurt kadar güçlü ve önder,

Kartallar kadar kutlu ve yüce, Göktengri’nin yılmaz çerisidir.”

Yaratılışında ve yaşamında bu özellikleri taşıyan Türkler sürekli hareket halinde demektir.

Hareket halinde olmak, yer değiştirerek etkili olmayı gerektirir.

Etkili olmak için de hedef olmalıdır.

Büyük atamız Oğuz Kağan, Türklere hedefi göstermiştir:

“Güneş Tuğumuz, Gök Otağımızdır”   

Peki bu sözün anlamı nedir?

“Güneş Tuğumuz”

sözü, Türklüğün yüceliğini...

“Gök Otağımız” sözü ise, vatanın sınırını ve büyüklüğünü anlatır. 

Ancak bu sözün içinde açıklanması gereken ilkeler vardır...

Güneş yüce bir rehber, aydınlatıcı, yol göstericidir.

Gök’ün otağ olması için ufuk çizgisi sınır olacaktır.

Ufuk çizgisine ancak Güneş’i takip ederek gitmek gerekir.

Güneş’in ufuk çizgisinde son hali nedir?

 Kızıl renge bürünmüş bir elma görüntüsüdür. 

Türklerin binlerce yıldan beri, Batı’ya doğru yani Kızıl Kün’e doğru hareketini sadece iyi yaşam şartlarını elde etmek gayesi ile açıklamak yaratılış gerçeğini anlamamak demektir.

Kızıl Elma’ya neden ulaşılacak? 

KEÇEYE KILIÇ ÇALAR KIZIL ELMAYA GİDERİZ HEY!

Kızıl Elma Ülküsü’nün asıl manevi kaynağı, Tengri inancıdır. Tengri adaletini hakim kılma arzusudur. Türkler kendilerini Tengri’nin çerisi olarak görmüştür. Oğuz Kağan’ın göstermiş olduğu hedefin asıl kaynağı budur.

Türklerin yapmış olduğu fetihleri, sadece toprak ve ganimet kazanmak olarak değerlendirmek yanlıştır.

Fetihler vatan yapma (Gök Otağımız) anlayışı içinde olmuştur.

Sömürü ve yağma anlayışı içinde olsaydı Türkler öz vatanına geri dönerlerdi. Tarihte, Türklerin dışında hiçbir millet kazanmış olduğu topraklarda kalıcı olmamış, kendi vatanlarına geri dönmüşlerdir. Türkler vardığı yeri vatan yaparak Kızıl Elma’ya biraz daha yaklaşmış olmanın onuru ile yaşamlarını idame ettirmişlerdir. Elbette zaferlerden elde edilen ganimetler Türk halkını ve Türk ordusunu canlı tutmak için paylaşılmıştır.

Bu paylaşıma da “Kençliyü” denmiştir.

Kençliyü; gençleşmek, canlı ve güçlü kalmak anlamındadır.

Tarihte kurulmuş tüm Türk devletlerinde “Kızıl Elma Ülküsü” canlı tutulmuştur. 

Hunlar ve Göktürkler tüm Asya’yı ve Çin’i,

Hazarlar ve Bulgarlar Rusya’yı ve Kafkasya’yı,

Batı Hunlar Avrupa’yı,

Gazneliler Hindistan’ı,

Karahanlılar İran’ı,

Selçuklular Ortadoğu’yu ve Anadolu’yu,

Timur Asya’yı ve Ortadoğu’yu,

Osmanlılar Avrupa’yı, Ortadoğu’yu ve Afrika’yı, hedef olarak görmüş bu coğrafyalar üzerinden tespit ettikleri Kızıl Elma Ülküsüne gitmişlerdir.

Burada açıklanması gereken önemli husus şudur:

Türkler İslamiyet’ten önce Türk Cihan Hakimiyeti ülkülerini “Kızıl Elma” olarak adlandırırken, İslamiyetle birlikte Türk Cihan Hakimiyeti Ülküsü, “İ’lay-ı Kelimetullah için Nizam-ı Alem davasına” dönüşmüştür.

Bunun anlamı nedir?

“Allah’ın adaletini hakim kılmak için, tüm alemi düzene sokmaktır.”

Aslında İslamiyet’ten önceki Kızıl Elma’nın manevi anlayışı ile İslamiyetle birlikte gelişen anlayış arasında bir fark yoktur.

Her ne kadar “Nizam-ı Alem Davası” dense de, sultanlar ve hakanlar ordusuna hedefi “Kızıl Elma’ya” diye göstermiştir.

Fatih için İstanbul ve Roma bir Kızıl Elma idi. Kanuni için Avrupa’nın fethi bir Kızıl Elma idi.

Yeniçeriler talimgahlarda; “Testiye kurşun atar, keçeye kılıç çalar, Kızıl Elma’ya dek gideriz hey” diye eğitimlerini yaparlardı.

Kızıl Elma Ülküsü’nün manevi öğreticileri vardı.

Bunlar Ahmed Yesevi Ocağı’nda yetişmiş Gazi Dervişler-Alp Erenlerdi. Bu kutlu kişiler Horasan’dan Anadolu’ya ve Avrupa’ya geçerek Türklerin yerleşmelerine öncülük etmişlerdir.

Hacı Bektaşi Veli ve Sarı Saltuk Yeniçeri Ocağı’nın manevi babalarıdır. İslamiyet’ten önce de bu maneviyat gücünü kamlar yapıyordu. Kızıl Elma Ülküsü merdiven basamakları gibi olup, Türk devletleri arasında menzile varılması için bayrak teslimidir.

“Kızıl”, Türk kültüründe genellikle kıymetli sayılan bir renk; “elma” ise mistik bir yanı bulunan; bolluk, bereket, şifa kaynağı olarak görülen kutlu bir meyvedir.

Ancak Kızıl Elma sembolleştirilmesinin elmaya değil, eski Türklerde Güneş ve Ay’ı anlatan kızıl topa dayandığı düşünülür. Bu top, ‘muncuk’ adıyla bayrak ve tuğların tepesini süslemiş ve bazen zaferin işareti, bazen hakimiyetin sembolü, bazen de fethedilmek üzere hedef seçilen yeri ifade etmiştir.

Ziya Gökalp der ki;

“Demez taş, kaya yürürüz yaya! Türküz, gideriz Kızılelma’ya!”

İSMAİL GASPIRALI’DAN MUSTAFA KEMAL’E TURANCILIK

Peki ya Turancılık?

Turancılığın Türkiye’deki en önemli ideologlarından Ziya Gökalp’in bir manzumesinde kullandığı aşağıdaki beyit, Turancı düşüncenin özeti sayılır:

Vatan ne Türkiye’dir Türklere, ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan.

Turan fikrinin özü şudur:

Bağımsızlığına kavuşmamış Türk ellerinin bağımsızlığa kavuşmasını sağlamak ve tüm Türk Dünyası’nın Kırım Türk’ü İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi; “Dilde, Fikirde, İş’te Birlik” olmasını sağlamaktır.

Hep bu birliğin düşünceleri ile yaşıyoruz ve yaşatacağız...

Türk devletlerinin güçlenerek birlik oluşturması; İslam ülkelerinin de, mazlum ülkelerin de kurtuluşudur... Türk birliğinin oluşması demek; insanlık için adaletin ve hakça bölüşümün gerçekleşmesi demektir...

Atatürk Türk birliği hususunda diyor ki:

“Hazır olmak yalnız susup o günü beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.”

Bütün bu tarihi bilgiler ışığında, Türklerin ülküsü nasıl olmalıdır?

Atatürk 1 Kasım 1937 tarihinde Meclis’te yaptığı konuşmada hedefi göstermiştir:

“Büyük davamız; en uygar ve en kalkınmış millet olarak varlığımızı yükseltmektir.”

Bizi bu ülkümüzden, dahili ve harici hiçbir güç alıkoyamaz! Ne mutlu Türküm diyene!”(1)

Kyn; Yılmaz Karahan/

Yeniden Ergenekon/ 22 Şubat 2019

 

YORUMLAR

400

Daha Fazla:

VİDEO

SON DAKİKA

ÇOK OKUNANLAR

© 2019 www.karadenizgazete.com.tr | Karadeniz Gazetesi bir Güçlü Radyo ve Televizyon kuruluşudur.

Giriş Yap