Jeoloji Mühendisi Cem Gürçay, Marmara'daki sismik hareketliliğin dikkatle izlenmesi gerektiğini belirterek, “Küçük depremlerin meydana gelmesi, büyük bir depremin yaklaştığını göstermez. Ancak bu sarsıntıların biriken tektonik gerilimi boşalttığını ve bölgeyi güvenli hale getirdiğini düşünmek de bilimsel olarak doğru değildir” dedi.
İstanbul ve çevresinde son günlerde hissedilen depremler, Marmara Denizi'ndeki aktif fayları yeniden gündeme getirdi. 10 Ekim'de Yalova açıklarında meydana gelen 3,5 büyüklüğündeki depremi, 11 Ekim'de aynı bölgede kaydedilen 2,9 büyüklüğündeki sarsıntı izledi. Ağustos ayında Adalar açıklarında yaşanan ve çok sayıda küçük depremden oluşan sismik hareketlilik de dikkate alındığında, Marmara'nın farklı kesimlerinde meydana gelen depremlerin ne anlama geldiği merak konusu oldu.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Jeoloji Mühendisi Cem Gürçay, Marmara Denizi'nin Türkiye'nin en önemli aktif tektonik sistemlerinden biri olan Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde bulunduğunu hatırlatarak, son depremlerin bilimsel veriler ışığında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Marmara tek bir faydan oluşmuyor”
Marmara Denizi'nin sanıldığından çok daha karmaşık bir tektonik yapıya sahip olduğunu belirten Gürçay, bölgede farklı doğrultu, uzunluk ve geometrilere sahip fay parçalarının bulunduğuna dikkat çekti.
“Marmara Denizi'ni tek bir fay çizgisinden ibaret düşünmek doğru değildir. Bölgede Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun farklı segmentleri ve bunlarla ilişkili çok sayıda ikincil fay bulunmaktadır. Bu fayların tamamı aynı mekanik özelliklere sahip değildir. Dolayısıyla Marmara'nın farklı noktalarında meydana gelen küçük depremleri doğrudan birbirleriyle ilişkilendirmek veya hepsinin aynı büyük depremin hazırlık aşaması olduğunu ileri sürmek bilimsel açıdan doğru bir yaklaşım değildir.”
“Küçük depremler büyük depremi engellemez”
Küçük depremlerin yer kabuğunda biriken enerjiyi boşalttığı ve böylece büyük deprem olasılığını azalttığı yönündeki yaygın düşüncenin yanıltıcı olduğunu ifade eden Gürçay, deprem büyüklükleri arasındaki enerji farkına dikkat çekti.
“Deprem büyüklüğü logaritmik bir ölçekle ifade edilir. Örneğin 7 büyüklüğündeki bir depremde açığa çıkan enerji, 5 büyüklüğündeki bir depremdekinden yaklaşık bin kat, 3 büyüklüğündeki bir depremdekinden ise yaklaşık bir milyon kat daha fazladır. Bu nedenle Marmara'da birkaç küçük deprem meydana gelmesi, büyük bir deprem oluşturabilecek tektonik gerilimin önemli ölçüde azaldığı anlamına gelmez. Küçük depremler sırasında fayların belirli kesimlerinde gerilme azalırken komşu alanlarda gerilme değişimleri de meydana gelebilir. Ancak bu değişimlerin olası büyük bir deprem üzerindeki etkisini yalnızca depremlerin büyüklüklerine bakarak belirlemek mümkün değildir.”
“Her depremi büyük depremin habercisi olarak görmek de yanlış”
Son dönemde meydana gelen sarsıntıların kamuoyunda endişe oluşturmasının anlaşılabilir olduğunu belirten Gürçay, deprem tahminleri konusunda bilimsel sınırların göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı.
“Yer kabuğunda meydana gelen her küçük sarsıntıyı yaklaşan büyük bir depremin habercisi olarak değerlendiremeyiz. Dünyanın farklı aktif fay sistemlerinde her gün binlerce küçük deprem meydana geliyor ve bunların çok büyük bölümü yıkıcı bir depremle sonuçlanmıyor. Bununla birlikte bazı büyük depremlerden önce öncü sarsıntılar yaşanabildiğini de biliyoruz. Buradaki temel sorun, bir depremin öncü olup olmadığının çoğu zaman ancak daha büyük bir deprem meydana geldikten sonra anlaşılabilmesidir. Dolayısıyla yalnızca son birkaç günlük deprem hareketliliğine bakarak İstanbul'da büyük bir depremin yaklaştığını veya tehlikenin azaldığını söylemek mümkün değildir.”
“Asıl tehlike, uzun süredir gerilim biriktiren fay parçaları”
Marmara Denizi'ndeki deprem tehlikesinin son günlerde meydana gelen küçük sarsıntılardan bağımsız olarak ele alınması gerektiğini vurgulayan Gürçay, bölgenin tarihsel deprem kayıtlarının ve güncel jeodezik ölçümlerin önemli bilgiler sunduğunu belirtti.
“İstanbul için büyük deprem tehlikesi son birkaç günde ortaya çıkmış bir durum değildir. Marmara Denizi ve çevresi tarih boyunca yıkıcı depremler üretmiştir. Kuzey Anadolu Fay Zonu boyunca Anadolu'nun batıya doğru hareketi devam etmektedir. Bu hareketin faylar üzerinde nasıl karşılandığı, hangi kesimlerin kilitli olduğu ve nerelerde gerilme biriktiği uzun yıllardır araştırılmaktadır. Dolayısıyla bizim asıl üzerinde durmamız gereken konu, birkaç küçük depremin meydana gelmesi değil, Marmara'daki aktif fay sisteminin uzun dönemli davranışıdır.”
“İstanbul'un geleceği deprem tahminlerine bırakılamaz”
Depremlerin meydana gelmesini engellemenin mümkün olmadığını, ancak yol açabilecekleri zararların büyük ölçüde azaltılabileceğini belirten Gürçay, özellikle İstanbul'un yapı stokuna ve zemin koşullarına dikkat çekti.
“Bir depremin ne zaman meydana geleceğini bugün için kesin olarak söyleyemiyoruz. Ancak hangi bölgelerin deprem tehlikesi altında olduğunu, zemin özelliklerinin sarsıntıyı nasıl etkileyebileceğini ve yapıların hangi koşullarda hasar görebileceğini bilimsel yöntemlerle değerlendirebiliyoruz. İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı bir kentte önceliğimiz deprem tarihleri üzerinde tartışmak değil, mevcut yapı stokunu güvenli hale getirmek olmalıdır. Aynı büyüklükteki bir deprem, farklı zemin koşullarında ve farklı yapı kalitesine sahip bölgelerde çok farklı sonuçlar doğurabilir.”
“Marmara'daki her sarsıntı bize aynı gerçeği hatırlatıyor”
Son günlerdeki depremlerin paniğe neden olmaması, ancak deprem hazırlıklarının da ertelenmemesi gerektiğini ifade eden Gürçay, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Deprem, yerkürenin doğal işleyişinin bir sonucudur. Bizim görevimiz bu doğal süreci korku ve spekülasyonlarla değil, bilimsel verilerle anlamaya çalışmaktır. Marmara Denizi'nde meydana gelen küçük depremler büyük bir depremin mutlaka yaklaştığını göstermediği gibi, böyle bir depremin olmayacağı anlamına da gelmez. İstanbul için önemli olan, her sarsıntıdan sonra aynı tartışmaları yeniden başlatmak yerine kalıcı ve bilimsel çözümleri hayata geçirmektir. Unutmayalım ki depremin ne zaman olacağını bilmiyoruz, ancak depreme karşı ne yapmamız gerektiğini çok iyi biliyoruz.”