A+ A-
Yorum
10

Bin, milyon… Milyon, milyar oldu… Paranın ölçüsü kayboldu... Altı sıfır gitti, milyonlar geri geldi

Yayın Tarihi: 12.10.2026 - 11:01
Kaynak:ODA TV

Türkiye'de fon krizini konuşuyoruz.

Milyarlarca liralık fonlar, milyonlarca liralık yatırımlar, büyük kazançlar ve kayıplar…

ABD'ye bakıyoruz. Trilyonlarca dolarlık federal borç, trilyonluk bütçe açıkları…

Yapay zeka dünyasına dönüyoruz; küresel harcamaların 2026'da 2,7 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.

Dünyanın ekonomi dili değişti: Dün binler ile konuşan insanlar bugün milyonları sıradan rakamlar gibi kullanıyor. Milyarlar, trilyonlar haberlerin olağan kelimelerine dönüştü.

Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya'nın yaklaşık 63 milyon liralık hisse yatırımından 1 milyar 344 milyon lira elde ettiği, eşiyle birlikte 163 milyon liralık yatırımlarının dört ayda yaklaşık 2 milyar 170 milyon liraya ulaştığı ortaya çıktı.

Artık milyonlar yatırılıyor, milyarlar kazanılıyor.

Peki zihnimiz bu büyüklükleri gerçekten kavrıyor mu?

Bir milyon saniye yaklaşık 11,6 gün…

Bir milyar saniye 31,7 yıl…

Bir trilyon saniye ise yaklaşık 31 bin 700 yıl…

Aradaki uçurumu biliyoruz ama hissetmiyoruz. Niye?

RAKAM BÜYÜDÜ PARA BÜYÜMEDİ

Önce basit bir ayrım yapalım:

Paranın rakamsal büyüklüğü ile gerçek değeri birbirinden farklıdır.

İktisat buna nominal ve reel değer ayrımı diyor. Şöyle: Maaşınız 50 bin liradan 100 bin liraya çıkarsa elinize geçen rakam iki katına çıkmıştır. Fakat aynı sürede fiyatlar da iki katına çıkmışsa iki kat zenginleşmiş olmazsınız. Rakam büyümüştür. Servetiniz değil...

Bugün yaşanılan zihinsel kırılmanın başlangıç noktası burada.

Enflasyon sadece cebimizdeki paranın satın alma gücünü azaltmıyor: Paranın büyüklüğü konusunda yıllardır kullandığımız ölçüyü de değiştiriyor.

Dün 500 bin liralık ev milyonlara çıkıyor.

Milyonluk otomobiller sıradanlaşıyor.

Milyoner sayısı artıyor.

Ve fakat toplum aynı hızla zenginleşmiyor.

İnsan, zenginleşmeden zenginliğin rakamlarına alışıyor.

CETVELİN SANTİMİ DEĞİŞİRSE

Alman sosyolog ve filozof Georg Simmel, 1900 yılında yayımladığı “Paranın Felsefesi” adlı kült kitabında paranın sadece alışveriş aracı olmadığını yazdı.

Para aynı zamanda ekonomik hayatın ölçüsüydü. Bir saatlik emek… Bir ev… Bir otomobil… Bir sanat eseri… Bir şirket…

Hepsinin karşısına bir rakam yazıyoruz. Para bunları ortak bir ölçüye çeviriyor. Ya, ölçü biriminin kendisi sürekli değişirse?

Her yıl santimetrenin uzunluğu değişse bir süre sonra uzunluk duygumuzu kaybederdik.

Yüksek enflasyonun parayla ilişkimizde yarattığı sorunlardan biri de bu. Ölçtüğümüz malların fiyatı değişirken ölçmek için kullandığımız paranın değeri de değişiyor.

Bu nedenle milyon kelimesinin dün zihnimizde yarattığı büyüklük ile bugün yarattığı büyüklük aynı değil...

FİNANS İMPARATORLUĞU

Milyonların sıradanlaşmasını salt enflasyon açıklamıyor.

Daha köklü bir ekonomik dönüşüm var.

Zira son kırk yılda başka bir büyük dönüşüm yaşandı: Finansallaşma.

Amerikalı iktisatçı, Massachusetts Üniversitesi Amherst'te uzun yıllar çalışan Gerald Epstein, finansallaşmayı finansal piyasaların, kurumların ve finansal amaçların ekonomi üzerindeki ağırlığının artması üzerinden inceleyen önemli isimlerden.

Bu dönüşüm özellikle 1980'lerden itibaren neoliberal politikalarla hızlandı: Sermaye hareketleri serbestleşti. Finans piyasaları büyüdü. Fonlar çoğaldı. Kredi genişledi.

Şirketlerin başarısı yalnızca ne kadar ürettiğiyle değil, hisse fiyatı, piyasa değeri ve yatırımcısına sağladığı getiriyle daha fazla ölçülmeye başladı.

Amerikalı ekonomi sosyoloğu Greta Krippner, “Capitalizing on Crisis” / “Krizden Kazanç Sağlamak” kitabında ABD'deki bu dönüşümün siyasi kökenlerini araştırdı. Ekonomide kâr yaratmanın ağırlığının giderek finansal kanallara kaydığına dikkat çekti.

İdeolojik kırılma burada:

Finans, üretime para sağlayan araç olmaktan, giderek paranın kendi başına para kazanabildiği devasa bir dünyaya dönüştü.

HAYAT PARAYLA ÖLÇÜLÜYOR

İşte… Milyonların, milyarların ve trilyonların sıradanlaşmasını yalnızca enflasyonla açıklayamamamızın nedeni bu. Enflasyon rakamları büyüttü. Finansallaşma ise rakamlarla ölçtüğümüz dünyanın sınırlarını genişletti.

Artık yalnızca maaşımızı hesaplamıyoruz. Evimizin piyasa değerini takip ediyoruz. Emekliliğimizi fondaki birikimle ölçüyoruz. Şirketleri milyarlarca dolarlık piyasa değeriyle konuşuyoruz. Devletleri trilyonluk borçlarıyla tartışıyoruz.

Henüz kâr etmeyen teknoloji şirketlerinin gelecekte kazanacağı parayı bugünden fiyatlıyoruz.

Neoliberalizmin finansallaşma ile kesiştiği ideolojik noktalardan biri de burada: Gelecek bile bugünden parasal değere çevriliyor.

Böylece para bugünü ölçmekle kalmadı, geleceğe de fiyat biçmeye başladı.

Rakamların büyümesinin gerisinde sadece daha fazla para yok. Hayatın daha büyük bölümünü parayla ifade eden bir ekonomik düzen var…

MİLYON NEREDE BAŞLIYOR

2002 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Amerikalı psikolog Daniel Kahneman, insanın ekonomik kararlarını kusursuz bir hesap makinesi gibi vermediğini gösteren çalışmaların öncülerindendi. Kazancı ve kaybı mutlak rakamlardan çok, alıştığımız ölçülere göre değerlendiriyoruz.

Sorun, alıştığımız ölçü sürekli değişiyor:

Milyon sıradanlaşıyor.

Milyar haber cümlesine dönüşüyor.

Trilyonu duyuyoruz ama büyüklüğünü tahayyül etmekte zorlanıyoruz.

Matematiksel olarak rakam büyürken psikolojik olarak küçülüyor.

Türkiye bunun yabancısı değil. Yıl 2005… Paradan altı sıfır attık. Bir bakıma parayı yeniden anlaşılır hale getirdik.

Şimdi ise sıfırlar geri geliyor. Bu kez banknotların üzerinde değil konutlarda, otomobillerde, fonlarda, şirket değerlerinde, borçlarda…

Sıfırları paradan attık ama ekonomiden atamadık!

FON KRİZİNE BİR DE BURADAN BAKIN

Şimdi en başa dönelim:

Milyonluk yatırım… Milyarlık fon… Olağanüstü kazanç…

Olağanüstü kayıp…

Türkiye'deki fon krizini yalnızca “kim kimi kandırdı”, “kim ne kadar kazandı”, “yatırımcı neden yüksek getiriye inandı” sorularıyla tartışırsak eksik kalır. Zira, insanın “çok para” ölçüsü değişti.

Enflasyon nominal rakamları büyüttü. Finansallaşma hayatın daha büyük bölümünü parasal değere çevirdi. Neoliberalizm finansın hareket alanını genişleten siyasi ve ekonomik düzenlemeleri besledi.

Pandemi dönemindeki olağanüstü para basma ve mali genişleme zaten büyümekte olan rakamları daha görünür hale getirdi.

Sonunda milyonlarla konuşan fakat milyonun büyüklüğünü eskisi gibi hissetmeyen insan ortaya çıktı.

Bu nedenle fon krizindeki yatırımcı davranışını sadece açgözlülükle açıklamak kolaycılık olur.

Şu soru daha rahatsız edici: Paranın ölçüsünü kaybeden insan, riskin ölçüsünü nasıl koruyacak?

Çağımızın finans imparatorluğunun en büyük başarısı herkesi zenginleştirmesi değildir.

Rakamları büyütüp, o rakamların gerçekte ne kadar büyük olduğunu unutturmasıdır.

Etiketler