İhanetin acısı

18.Haziran.2017

Acılar da çeşit çeşittir. Kendiliğinden gelenleri vardır; görüne görüne... Ağır ağır gelenleri vardır; birden, ansızın gelenleri. Hepsi ateştir, “düştüğü yeri yakar”.

İnsanoğlu dayanıklıdır, zaman da ilacıdır acıların. Belki eskisi gibi olamazsın, içindeki ferahlığa, esenliğe bir türlü kavuşamazsın bir daha ama, yine şakalaşır, güler, geleceğe ilişkin hesaplar yaparsın. Kabullenirsin. Acılar, anıya dönüşür bir gün; eninde sonunda dönüşür.

Yük, tüm ağırlığıyla durur sırtında ama kabullenirsin, taşımaya çalışmaya, onunla yaşamaya alışırsın. Bir de ihanetin acısı vardır; bu, ötekilere benzemez. Ötekiler gittikçe körelir; dost acısı, ihanet acısı ise gittikçe büyür. Zaman, öteki acıların ilacıyken, ihanet acısının körükleyicisidir.

Gittikçe derinleşir, uykularına, içindeki hücrelere sirayet eder. Gittikçe, nefret, intikam, hırs, zarar verme duygularını kaşır durur. Dost bildiğin, sonuna kadar güvendiğin birinden gelen ihanet acısı tahrik edicidir, dizginlenmesi oldukça zordur. Şayet atlatacak kadar güçlü bir iradeye sahip değilsen, seni esir alır bu acı; iş yapamaz hâle getirir. Öteki acılar için “Allah’tan geldi, ne yapalım” dersin, katlanırsın.

“Dost kazığına” katlanmak zordur. Sadece katlanıyor gibi görünebilirsin. Hatta karşılaştığında, sana yaptıklarına birtakım kılıflar uydurarak kendini savunduğunda, kaçırdığı gözlerine bakarak gülümseyebilirsin de. Öteki acılar anıya dönüşür bir gün, dost kazığının acısı ise aklından hiç çıkmayan bir olgu olur. İhanet görmek bir tarafa, dostun gülüne bile katlanamaz insan. Dostluğun şakası yoktur!