Haftada bir gün telefonlarımızı kapatalım!

30.Eylül.2017

Teknoloji; mevsimsiz yetişen ürünler gibi girdi hayatımıza; her mevsim bulunan ama ısırıldığında tadı olmayan ürünler gibi! Aynı binalarda yaşayan onlarca insan tanımaz olduk birbirimizi! Komşularımızın hiçbir feryadı figanı ilgilendirmiyor bizi! Bayram harçlığı almak için elimize sarılan minik çocukların heyecanını “dilencidir” diye hiç hissetmiyoruz gönlümüzde! Herkesin sofrasını kendi soframız gibi zengin zannediyoruz!!

Babaları gurbette, kendileri elleri nasırlı annelerine emanet yavrularına hissettirmemek için; sofraya koyacak başka bir şeyi olmadığı için; mısır unundan yapılmış lapanın çok faydalı olduğuna inandırmaya çalışan annenin gayretlerini görmemezlikten gelmeye başladık! Sohbetin “sosyal bir lezzet” olduğunu unutarak, akıllı telefonların akılsız programlarında takıldı kaldı aklımız! Eskiden olduğu gibi bir arada kalabalık ancak, birbirleri ile değil, sadece elindeki son model telefonlar ile konuşacak kadar yalnız olduğumuz dönemler olmamıştı daha önceki hayatımızda! Çeşitli markalar altında, hangi gıdaları kullandığı denetlenemeyen yemek şirketlerinin reklamlarına feda ettik güzelim mutfak kültürümüzü! Öyle ya! Yemeklerin her çeşidi bir telefon kadar yakın her birimize!

Neden çile çekecekmişiz ki! Dünyaya bir daha gelecek değiliz ya! Ama hiçbirinde, annemizin o hünerli ellerinin lezzeti, rayihası yok ki! Bunu bile seçemiyoruz artık! Yıl içinde alıp, bayramdan bayrama giydiğimiz ve de bayram yaptığımız elbiseler yerine; sabahtan giyilip, akşamdan çöpe atılan giysilerle yok oldu heyecanlarımız! Yeni elbiselerimizi giymek için; günlerce beklediğimiz bayram sabahlarının heyecanları kalmadı artık içimizde! Mahalle bakkallarımızı kaybettik! Biraz mahcup, biraz heyecanla söylediğimiz; “Babam fındıkta ödeyecek, yaz deftere” sözlerinin gizemi kaybolup gitti koca koca AVM’lerin lüks reyonlarında! Hayatımıza giren bu dev AVM’lerde, her şeyi bulduk ancak; bizi biz yapan mahalli bütün değer yargılarımızı kaybettik!

Bakkal Turgut amcanın, Hüseyin dayının; 'tamam evladım, babana selam söyle' sözlerine öyle hasretiz ki şimdilerde! Köyde “imecelerimizi” unuttuk! Kendimiz çalışmadığımız gibi, paramızla çalıştıracak insan bulamadığımız için, tarım arazilerimiz yok olup gitti elimizden. Devletin verdiği üç-beş kuruş ile geçinme tembelliğini çağdaşlık olarak bellemeye başladık! Sohbetler bitti, izzetler gitti, ikramlar unutuldu! Sahi ne oldu bize böyle? Hiç olmazsa haftada bir gün telefonlarımızı kapatarak birbirlerimizi, birbirimizin varlığından haberdar edelim ne olur? Dünyanın sonu değildir, korkmayalım!