Yerel Seçimler

01.Aralık.2018

Siyasal partiler, demokrasinin olmazsa olmazıdır. Önümüzde yerel seçimler var. Adaylar ve parti taraftarları yoğun çalışma içine girdiler. Kolay gelsin. Yerel seçim olmasına karşın ulusumuzun yaşamında son derece önemli dönemeç olacaktır bu seçim. Çünkü az gelişmiş ülkelerde demokrasi, ters dönen çark gibi halkın zararına değişimler göstermektedir. Onun için demokrasi adına, halk adına önemsiyorum bu seçimi. Ancak doğrusunu söylemek gerekirse partilerin ittifak arayışlarını yadırgıyorum. Sanki tek başlarına seçime girmekten korkuyorlar da birinin desteğine gereksinimleri var gibi bir düşünce oluşturuyor bende.

Gerçekten ekonomi ve eğitim alanında az gelişmiş ülkelerde halkın iradesi zaman zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Bir taraftan siyasal iktidarın baskısı, diğer taraftan patronların etkisi, seçimlerde önem kazanıyor. Bir de -ki en tehlikelisi- halkın duygularını istismar etmek var. Güzel dinimizi sömürmek, inancımızı oya dönüştürmek çabası, tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Varlıksız hatta yoksul halkımızın ve demokrasinin varlığı büyük şeyler kazandırmayan geniş halk kitlelerinin inançlarını sömürmek bence ahlâki değildir. Bence o halk kitlelerinin yaşam düzeylerini yükseltmek ideal olmalıdır. Yoksa her mahallede birkaç zengin yaratmanın hesabı yapılmamadır. Çağın koşullarına uygun evi olmayan, sağlık koşullarından gereği gibi yararlanamayan, evine ekmek parası götüremeyen geniş kitlelerin yüzünü güldürecek kim olacaksa, o seçilsin başkan, İl Genel Meclisi üyesi ve muhtar.

Trabzon’da ve diğer il ve ilçelerde adaylar aşağı yukarı belirlendi. Belirleme yapılırken o yörenin halkına soran yok. Tepeden inme adaylar bunlar. Mutlaka hepsinin toplumsal saygınlığı var. Hepsini az çok tanıyoruz. Özellikle büyükşehir belediye başkan adaylarını geçmişleriyle biliyoruz. Bu adaylarımızdan beklentimizin başında karşılıklı saygıdır. Sonra hoşgörüdür. Birbirlerine hakaret ederek, birbirlerini küçülterek oy toplama dönemi sanıyorum ki çoktan bitti. Biz kimsenin kara kaşına kara gözüne bakarak oy verecek değiliz. Bu güzel kentimize ve kentlere getirecekleri olumluluklar nelerdir, halkımızın çıkarına yönelik çalışmalar neler olacaktır? Bunları sunmaları ve insanları inandırmaları gerekir ki doğrusu da budur. Yapamayacağını, olmayacak projeyi önümüze sürmemeliler. Örneğin iki dönem Trabzon’da başkanlık yapan ve 61 proje ile karşımıza çıkan sevgili başkanımız, elbette ki güzel şeyler yaptı. Evet, iki dönem başkanlık yaptı ama hani tren yolu, hani Taşbaşı’ndaki asansör? İnsanımız, verilen sözlerin takipçisi oluyor. Seçim dönemlerinde plansız programsız söz vermelerini insanımız izliyor artık.

Ben Türk halkının büyük bir olgunlukla seçimlere katılacağını ve beğendiği proje sahibine oy vereceğine inanıyorum. Tüm değer yargılarımızı hiçe sayan olumsuz tabloya olumlu bakmak niyetinde değiliz. Siyasi partilerimizin, yargı, yasama, yürütme, basın gibi kuruluşlara sahip çıkması ve demokrasi adına onları gözü gibi koruması en büyük isteğimizdir. Montesquieu’nun dediği gibi, “Yargılama gücü yasamadan ve yürütmeden ayrılmamışsa orada hürriyet yoktur. Eğer yargı, yasama ile birleşmiş ise vatandaşın hayatı ve özgürlüğü keyfiliğe bırakılmıştır. O zaman yargı, hüküm veren değil, iktidarın isteği doğrultusunda tahakküm eden olabilir.”

Partiler ve program arasındaki yarış ve mücadele, çamur atarak, iftira ederek yürütüldükçe onun oluşturduğu ürünlerde besleyici değil, zehirli meyveler üretebilir; demokrasimize zarar verebilir. Bugünün iktidarı yarının muhalefeti, bugünün muhalefeti yarının iktidarı olabilir. Ama bu ülke bizim. Demokrasi bizim. Ne ülkemizi değiştirebiliriz ne de demokrasiden vazgeçebiliriz.

Bilmem doğru mu söylüyorum?