Vişne Reçeli

03.Aralık.2018

Ben, orta halli bir ailenin çocuğu olarak büyüdüm. Canım muz çektiğinde sıklıkla maaş gününü beklemek zorunda değildim belki ama yokluğu da bilirdim. Köyde geçirdiğimiz yaz tatillerinde ekmek almak için sahildeki bakkala gönderildiğimde, inek beklemeye gittiğimde, kafamın içinde dolaşıp duran hayallerin, onları gerçek yapmak için gerekli temeller olduğundan da haberim yoktu. Her şeyimiz yoktu ama sahip olduğumuz her şey bizi fazlasıyla mutlu ediyordu. Ama üniversiteden mezun olmama çok az zaman kala, hayalini kurduğum şeye sahip olmama çok az zaman kalmıştı: Bir bilgisayar! Bir aile büyüğü tarafından söz verilen bilgisayardan -bugün nedenini hala çözemediğim bir biçimde- vazgeçilince başıma yıkılan dünya, bir arkadaşımın “Artvin’de baraj inşaatında bitki dikim işi var” teklifi ile yeniden toz pembe olmuştu. Barajın en sorunlu dağ yamacında, toprağın neredeyse hiç bulunmadığı sarp bir arazide kayanın içine çukur kazacak, bitki dikecek ve para kazanacaktık!

Günlerce kavurucu güneşin altında çalışamamız gerekecekti ama sorun yoktu. Şantiyenin ilk günleri sorunlu başlamıştı. Bize verilen kalacak yerde bizden önce kalan işçiler biraz fazla rahat davranmış olmalıydılar ve daha önemlisi, yatakhane temizlenmemişti. Sıcak su yoktu. Yağmurlu günlerde giymek için çizme istediğimizde gönderilen çizmeler kullanılmıştı ve daha kötüsü gaz maskesi olmadan onlara yaklaşmak imkansızdı. Avuçlarımızın içindeki patlamış derinin alanı gittikçe büyüyordu. Yine de yılmadık, hiç isyan etmedik, orada ne işimiz olduğunu sorgulamadık. Ta ki bir gün kahvaltıda o zamana kadar hiç görmediğimiz vişne reçelinin bize yanlışlıkla verildiği söylenip geri istenilene kadar. Hayatımda reçel yediğimi hatırlamıyordum ama o reçel benim için zifiri karanlıkta ortaya çıkmış bir ışık kaynağıydı. Görür görmez şaşırmış, gülümsemiş, peynir - zeytin - domates üçlüsüne yeni katılan bu arkadaşa sevgiyle bakmıştım.

Şimdi ise bir görevli karşımıza dikilmiş, yanlışlık olduğunu söyleyip onu geri istiyor, “Bu formen kahvaltısı, işçilere reçel verilmiyor” diyordu. Formenin ne olduğunu o gün öğrenmiştim. Biz “niteliksiz” işçiydik. Reçeli verip çalışma sahamıza döndük. Çok geçmeden bir haber geldi. Şantiyenin en yetkilisi olan Demir Bey’in evinin önüne bir peyzaj düzenlemesi yapmamız istenmişti! Uzun süre uğraşarak ortaya çıkardığımız kaya bahçesini Demir Bey de çok beğenmişti. Ertesi gün yaptığımız reçelsiz kahvaltı sırasında masamıza gelip teşekkür etti. Şantiyedeki herkesin karşısında el pençe divan durduğu birinden teşekkür almanın verdiği cesaretle “bir şey söyleyeceğim” dedim. “Bize teşekkür ediyorsunuz, çünkü yaptığımız işi beğendiniz. Oysa orada ne yapacağımız bize söylenmemişti. Biz risk aldık, kafa yorduk, bir ürün ortaya koyduk ve belli ki başarılı olduk. Bu ‘nitelik’ değil midir? Biz niçin ‘niteliksiz işçi’ kahvaltısı yapıyoruz ki?” Demir Bey şaşkınlıkla gülümsedi. “Haklısın” dedi. Bir göz kırpışıyla bizim kahvaltıya vişne reçeli dahil oldu.

O günden sonra ben her kahvaltıda bir törene katılır gibi vişne reçeli yedim. Yorucu bir ayın sonunda yarım bir bilgisayar parası ile eve döndüğümde, takip eden ilk sabah annemden kahvaltıya reçel koymasını rica ettim. Kadıncağız şaşkın bir biçimde bunu yaptı ama ben reçele uzanınca gereksiz şekerli bir şeyi yiyor olduğumu hissettim. Sonraki gün de reçel geldi. Ben yine yiyemedim. Sonra bir daha, bir daha... Sonunda emin oldum ki ben reçel sevmiyordum. Uğruna büyük bir risk alarak Demir Bey’e çıkıştığım vişne reçeli aslında 20 sene görmesem aklıma gelmeyecek bir şeydi! Vişne reçelinin benim aklıma gelmesi için dün, aradan neredeyse 20 sene geçtikten sonra, markette alışveriş yapıyorken bir çocuğun reçel kavanozuna çarparak onu yere düşürmesi gerekti. Kırılan cam kavanozun “vişne” yazan kısmı tam ayağımın ucuna geldi. Ben eğilip onu alırken koşarak bana gelen market sahibinin “Abi bırak bırak, ben hallederim, reçel işte, sağlık olsun” sözleriyle irkildim. “Bu parça bana lazım” dedim ve şaşkın bakışları arasında aldığım o cam parçasını odamdaki çekmeceye koydum. Benim için vişne reçeli, hayallerini gerçek yapan yolda aşmak zorunda olduğun engellere karşı alınmış bir zafer demek çünkü. Ve hepimizin rafında bir sonraki reçel kavanozu için bolca yer var.