VAY ANASINA! AMERİKA VE LOZAN (?) 2

02.Mayıs.2018

Sevr Antlaşmasına göre sözde hakem ABD Başkanı Woodrow Wilson, sanki babasının toprağıymış gibi 22 Kasım 1920'de verdiği bir kararla Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis illerini Ermenistan’a verir. Yani ABD, Lozan barış görüşmeleri sırasında ‘Kapitülasyonlar’ konusunda “gözlemci devlet” sıfatıyla görüşmelere dâhil olur. ABD Senatosu Aralık ayında 1923 yılı ikinci dönem oturumlarına başladığında Senatör King, Dış İlişkiler Komitesi’ne bir önerge vererek “Sevr Antlaşması ile Ermenistan’a bırakılan topraklar Türkiye tarafından geri verilmedikçe Lozan Antlaşmasının onaylanmamasını” ister.

Önerge üzerine Senato; “işgal ettiği Ermenistan topraklarındaki askerlerini çekmedikçe” Türk Hükümeti ile diplomatik ilişkilerin kurulmamasını ve Amerikan vatandaşlarının Türkiye’ye mali yardım sağlamasının engellenmesini tavsiye eden bir karar alır. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla ilgili ABD'nin eski İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau, 10 Ocak 1923 tarihinde “The New York Times” gazetesinde şunları söyler: "400 yıldır Türkleri, Avrupa'dan kovmak için çaba harcayan Avrupalılar için Lozan, çok acı bir ders olmuştur. Türklerin Avrupa'dan kovulmaları şöyle dursun, Avrupalıların Türkiye'den kovulacakları anlaşılmaktadır. Türkleri yola getirmenin tek yolu, onlara karşı silaha başvurmaktır." ABD'deki bu seslere rağmen 24 Temmuz 1923'te Lozan Sulh Antlaşması imzalanır. Bu kez Amerikan kamuoyu imzalanan Lozan Barış Antlaşmasıyla ilgili açıkça şu eleştirileri yapar:

Antlaşma ile Türk tarafından alınacaklar alınamamıştır. Başka bir deyişle kapitülasyonların ikamesi için yeterince iyi pazarlık yapılamamıştır. Antlaşma ile Türkiye’deki Hristiyanları koruyacak yeterli garantiler elde edilememiştir. (Türkiye’deki Hristiyanların korunması ile maksat, 1914 yılı öncesinde olduğu gibi Batılı devletlerin gerek gördüklerinde Ermeni ve Rumlar lehine Türkiye Cumhuriyeti içişlerine müdahale etmeleri arzusudur.) Müzakereciler (İngiltereFransa...) ekonomik çıkar elde etmek için Hristiyan azınlıkları kurban etmişlerdir.

Yani, Lozan Barış Antlaşması daha önce imzalanan Sevr Antlaşmasının reddi manasına geliyordu ki bu da; ABD’nin, Avrupalılar tarafından enayi yerine konulduğunun resmi bir belgesi oluyor, “Ermeni ve Hristiyanların hamisi” rolüne soyunan ABD’nin karizmasına ağır bir tokat vuruyordu.

İşte Lozan Barış Antlaşması sonrasında imzalanan Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Antlaşmasının ABD senatosunda kabul edilmesi; Lozan Barış Antlaşmasının onaylandığının, Osmanlının yıkıldığının, Sevr’in yırtıldığının ve yeni Türk devleti kurulduğunun tasdiki olacaktı ki, bu da ABD’nin kendini inkâr etmesi anlamına geliyordu. O sıralar ABD kamuoyunda ‘Türkler savaştan zaferle çıkmış olabilirler ama Türk generaller birbirine düşerler ve bu iş de bir an önce biter’ görüşü hâkimdi. Bu amaçlarla, Lozan Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Antlaşmasını imzalamak şöyle bir yana dursun ABD, 1927 yılına kadar Türkiye’ye büyükelçi dahi göndermemiştir.

İnsanın şaşkınlıktan “vay anasına” demekten başka söyleyeceği söz kalmıyor!