Uzun sözün kısası!

01.Ekim.2018

Çok sayıda okuyucumuz ve dahi gazete yöneticilerimizden aldığımız bir istek var, o da şudur: Hocam, yazılarınızı kısa yazar mısınız? Tabi bu istek bizler gibi ömrünü eğitime adamış, konularını muhataplarına anlatırken en ince detayına kadar açıklamayı görev bilmiş
insanlara önce tuhaf geliyor! Ancak daha sonra; teknolojinin bu kadar geliştiği, hayatın bu kadar hızlandığı, beynin bu kadar zorlandığı ve hormonlu gıdalar gibi hormonlu teknolojik bilgilerin insan beynini bu kadar meşgul ettiği bu çağda, anlatmak
istediklerimizi daha kısa cümleler ve daha az örneklerle açıklamanın doğru olacağı kanaatini bizler de samimi bularak, yazılarımızı
bu gerçeğe uygun olarak hazırlamaya gayret etmeye karar verdik.

Yunus Emre ile Mevlana’nın dostluklarına tarih şahittir. Bu dostluğun bir gereği olarak bu iki değerli mutasavvıf günün birinde Konya’da bir dost meclisinde bir araya gelirler. Yunus'u mana âleminden tanıyan Mevlana heyecanlıdır ve ona hemen
onun için yazdığı altı ciltlik Mesnevisini takdim edip bu eseri değerlendirmesini ister. Yunus şöyle bir eseri ayaküstü karıştırır ve  
kapatır! Mevlana heyecanlı ve aynı zamanda şaşkındır. Kendisinin onca zaman, çokça zahmetler çekerek hazırladığı eseri acaba
Yunus beğenmemiş miydi? Tereddüt edip sordu: "Ne oldu Yunus, eseri beğenmedin mi? Yetersiz mi buldun?" Yunus, "Hayır. Ben olsam; 'ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm derdim'" diyerek kapıyı kapatır ve çıkar! Allah dostu Yunus altı ciltlik Mesneviyi “kalp gözü” ile okuyup hükmünü vermiştir! Ne muhteşem bir kısaltma.

Aslında atasözlerimiz de; çokça konuşulabilecek konular ile ilgili “az ve öz” konuşma kalıplarından oluşmaktadır. Emek
sarf edenler bu kalıpları inceleyip istediği kadar genişletme imkânına sahiptirler. 

Mesela; “Ok gibi doğru olursan, 'yay'a koyup atarlar; yay gibi eğri olursan elde tutarlar” sözüne bakalım! Yaşadığımız bu çağı ve bizi ne kadar güzel ifade eden bir söz. İsteyenler bunun hakkında kitap bile yazabilirler. Ve yine ünlü İslam sosyoloğu İbn-i Haldun’un; “Coğrafya milletlerin kaderidir” lafı ne muhteşem bir tespittir! Aynı şekilde Atatürk’ün; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir, yazan, yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır” tespiti; ideolojik tarihçiliğin zararlarını muhteşem bir şekilde açıklamaktadır! 

Bütün bunların yanında; Peygamberimizin; çağlara hitap eden “iki günü birbirine müsavi olan insan aldanmıştır ”sözü ile ilgili kim bilir kaç eser yazılabilir! 

Sözün özü; maddenin en büyük enerjisi, onun en küçük parçası olan atomda olduğuna göre; sözün en etkilisi de anlamı olan en özlü olanındadır vesselam! Uzun lafın kısası, bundan sonra kısa yazılarımızda buluşacağız, sağlıcakla kalın efendim.