Ulusal gelir

24.Eylül.2018

İnsan ile ekonomi birbirinden ayrılmaz unsurlardır. Bence ekonomi politikalarının hedefi insana daha iyi yaşanılır bir ortam yaratmaktır. Elbette ki politikaların daha iyi sonuçlar verebilmesi için insanı doğru tanımlamak gerekir. Ne yazık ki her sistem, kendi inancı ve çıkarı doğrultusunda insanı tanımlamıştır. Kapitalist sistemde insan, kendi çıkarlarını en yüksek düzeye çıkarma amacı güder. Bu yaklaşıma göre insanın gereksinimlerinin sınırsız olduğu savunulur.

Bir de insanın doğasından kaynaklanan ve gerçek özelliklerinden yola çıkarak insanı tatmin edecek bir modele göre ise yaşam biçiminde eşit veya eşite yakın olması istenir ki bu milli ekonomik sistemlerde vardır. Bu tanıma göre ise insanın gereksinimleri sınırlı, kaynaklar ise sınırsızdır. Ne yazık ki sınırsız kaynağın olduğu bu dünyada, dünya nüfusunun çoğu açlık çekmektedir. İnsanın yemek, içmek, barınmak, ısınmak ,giyinmek gibi sınırlı gereksinimleri varken ;dünya üzerinde bu ihtiyaçları karşılamak için bilinen veya bilinmeyen sınırsız kaynak bulunmaktadır. Ülkemiz, kapitalist ekonomik sistemle yönetilmektedir. Sistemin gereği zengin daha zengin; fakir daha fakir bir yaşam sürdürmektedir. Serbest ve kuralsız bırakılan bireyler istediği gibi ürettiğine veya sattığına değer koymakta ve istediği gibi piyasayı yönlendirmektedir.

Çanakkale’den tarladan 150 kuruşa alınan domates, 90 km uzaklıktaki bir pazarda 600 kuruşa satılıyorsa bu sistemin getirdiği olumsuz oluşumdur. İşte liberalizm adına insana tanınan sözde serbestlik, toplumun büyük kısmını mağdur etmektedir. Bunun yanında yolsuzluk ekonomisinin ortaya çıkmasına da neden olmaktadır. Piyasalar için en uygun anlayışın tam serbestlik olduğunu savunanlar, kendi çıkarlarına dokunulduğunda birçok yasağı hayata geçirirler.

Liberalizm adına ülkemizde tarım ürünlerine uygulanan yasaklar, ülkemizi ne duruma soktuğu ortadadır. Tahıl ambarı olan ülkemizde konulan yasaklar endüstri bitiklerine, hayvancılığa getirilen kısıtlamalar ülkeyi nasıl çıkmaz yola soktuğunu kimse inkar etmemelidir. Güçlünün karşısında zayıfın korunmadığı bir ortamda ekonomimizin zarar görmememsi kaçınılmazdı ve oldu da. Sütü ABD’den samanı Bulgaristan’dan, eti Güney Amerika ülkelerinden almak zorunda bırakılan bu ülkenin insanları, yokluk ve çaresizlik içinde kıvanmaktadır. Çünkü burada 5-10 çıkarcıyı korumak için toplumsal çıkarlar hiçe sayılmıştır.

Merkez Bankasını hiçe saymalar, üretime değil gösterişe yatırılan paralar, bizlerin alım gücünü en az yüzde 40 azaltmıştır. Ülkemizde memura , işçiye verilen zam yüzde 9, banka faizleri ise yüzde 24 olmuşsa sabit gelirli geçimini zor sağlamaktadır. Suçlusu kişiler değil, suçlusu sistemdir diye düşünüyorum. Evrende nasıl doğal denge varsa; insanı ilgilendiren konularda ve insan davranışlarında da olumlu yönlendirme oluşursa aynı uyum sağlanabilir. İnsanı bir eşya gibi gören sistemler, eşyanın doğal yapısındaki dengenin insanda da var olmasını düşünmüşlerdir. Ancak insan, sürekli değişim halindedir. Bu aşamada insanı eğitmez ve başıboş bırakırsak o birey, bencilleşir, kendi çıkarından başka bir şey düşünemez olur ki bu da toplum için çıkmaz sokaktır.