ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI

26.Nisan.2018

23 Nisan1920, siyasi yaşamımızda bir dönümdür. 23 Nisan 1920, toplumsal değişimimiz bakımından müjdeli tarihtir. Ne mutlu bize ki ulusal egemenliğimizin başlangıcı olan bu yüce günü, tarihin sayfalarına gururla yerleştirmişiz.

Biliyoruz ki 23 Nisan 1920, Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı tarihtir. Uzun yıllar tek elden yönetilmiş bu toplum, “kul” olmanın ötesine giderek millet olma, vatandaş olma bilincinin başlangıcıdır. Onun için bu yüce tarih, bizce çok ama çok önemlidir.

Çok önemlidir diyorum. Çünkü bu yazımızda “Bağımsızlık Savaşı’na” karar vermiş gazi meclisten söz ediyorum. Biz buraya kaçmaya değil ölmeye geldik diyecek kadar cesur ve vatansever bir meclistir konumuz.

Meclisimizin gündeminde yalnız savaş yoktur. Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş, yorulmuş bir ordu, umutları tükenmiş bir millet vardır Anadolu’da. Bu nedenle milletvekillerimiz, milletine moral vermek, ordusunu motive etmek için birlik beraberlik duygusunu aşılamayı temel görev kabul etmiştir. Ülke sorunları ile ulusal kurtuluşumuzu birlikte değerlendiren meclis, gururla anılmalıdır ve anılıyor da.

1918’de emperyalist güçlerin ülkemizi paylaşmaları ve Anadolu’da eli kol bağlanmış bir toplum ve o toplumun bağrından çıkan Mustafa Kemal, Samsun'da yaktığı meşale ile insanımıza umut olmuştur. Amasya’da, Erzurum’da, Sivas’ta o meşale güneş olmuş, ülkemizin üzerine çöken kara bulutları yok etmiştir. Amasya’da “Vatanın bütünü tehlikededir!” diye haykıran o yüce ses, halkımızın uyanmasına tek yürek olmasına yeterli olmuştur. Emperyalist güçler ve onların işbirlikçileri, "Bağımsızlık benim karakterimdir" diyen lider karşısında önce şaşırmışlar ve 9 Eylül'de emelleriyle birlikte denize dökülmüşlerdir.

Ulusal ve gazi bu meclis, Kurtuluş Savaşı'na karar vermiş, ülkenin kalkınmasını da gündeminden düşürmemiştir. O kurum, siyasal değişime öncü olmuş ve barışı ise temel ilke edinmiştir. Onlar mecliste tek yürek oldukları gibi, ordumuz da cephede önce vatan demiş ve köyümüzde, kentimizde, kasabamızda insanımızın kalbi vatan için atmıştır. İşte bu yüce duygu

Kurtuluş Savaşı’nı kazandırmıştır bize.

Atatürk Türkiye’sinde “Yurtta barış dünyada barış” ilkesinden esinlenerek ırk, dil, din, renk farkı gözetmeden tüm çocukların kardeş olduklarını düşünmek ve bunu yaşama geçirmek ve bu günü çocuklara armağan etmek gerçekten onurlu bir davranıştır. Dünya çocuklarını ülkemizde toplayarak

kardeşlik duygularını pekiştirmek ise ayrı güzelliktir. Dünyanın hiçbir ülkesinde buna benzer bir örnek olduğunu sanmıyorum.

Unutmayalım ki çocuklarımız da birer insandır. Onların da duyguları vardır. Onların da görüşleri vardır. Onların da doğruları-yanlışları vardır. İşte biz büyüklere düşen temel görev çocuklarımızı da tıpkı büyükler gibi kişilikli görmektir. İşte o zaman Atatürk’ün istediği gençliğin yetişmesine katkıda bulunmuş oluruz.

Mohandas Gandi, bir zamanlar şöyle demişti: "Şayet dünyada gerçek barışı öğretmek istiyorsak ve savaşa karşı gerçek bir savaş yapmak istiyorsak, işe çocuklardan başlamak gerekir."

Umarım ulusal egemenliğimiz bozulmadan, çocuklar arasında dostluğun, kardeşliğin, barışın pekişmesine katkıda bulunan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız, tüm dünya uluslarına örnek olur,

Sevgili çocuklar, bayramınız kutlu olsun!