Türkiye ne yapacak?

10.Ağustos.2018

Türkiye gerçek anlamda bir ekonomik savaşta.

Bir başka deyişle kur kıskacında!

Dolarla yatıp dolarla kalkar olduk.

Yani ABD Türkiye’yi kontrol altına almak için çemberi daraltıyor.

F-35’leri vermemekle tehdit ediyor.

Rusya’dan S-400’leri almamıza karşı çıkıyor.

Türk bankalarına ceza sopasını sallıyor.

İran’a yaptırımlara uymaya zorluyor.

Rusya, İran ve Çin ile iş birliğinden koparmaya çalışıyor.

Akdeniz’de kendi doğal gazımızı çıkarmak istememizi istemiyor.

Suriye’de kalmamızı hazmedemiyor.

Yani her bir milli atağımıza karşı duruş gösteriyor.

“BANA RAĞMEN YOK” diyor.

Başkan Erdoğan da “BAĞIMSIZ TÜRKİYE” vurgusu yapıyor.

İşin özü bu.

Tehditler altında dolar, euro aldı başını gidiyor.

Baskı altında Türk lirası resmen eriyor!

Merkez Bankası net döviz rezervi azalıyor.

Özel sektörün döviz borcunun TL karşılığı yükseliyor.

Faizlerdeki yükseliş de ayrı.

Tam anlamı ile Türkiye’ye bir operasyon çekiliyor.

“Ben ne dersem onu yapacaksın” diyen ABD resmen Türkiye’nin altını oymaya çalışıyor.

Sonu nereye varır?

Bilinmez. Eski bakanlardan Ufuk Söylemez şöyle diyor:

Türkiye’nin önünde temel olarak iki farklı yol gözüküyor.

Birisi, finans kapitalin-emperyalizmin tam anlamıyla kıskacına girecek, diz çökecek ve teslim olacak bir yol; diğeri ise, kendi irademizle ulusal bir uzlaşmayı ortaya koyarak, toplumsal bir fedakarlık programını birlikte dayanışma içinde hayata geçirebilmek.

Finans kapitalin sözcüsü Financial Times gazetesinde T. Orlova imzası ile geçen gün yayımlanan makale bir anlamda ilk seçeneğin ne olduğunu gösteriyor.

Diyor ki;

“Türkiye faizlerini rekor düzeyde arttırmalı, ABD ve finans kapitale ters düşecek karar ve politikalardan (S-400’ler gibi) vazgeçmeli, yeni Kemal Dervişlere ekonomiyi teslim ederek, IMF’ye diz çöktürmeli. Aksi takdirde Türkiye, uluslararası sermaye piyasalarından borç bulamaz, mevcut borçlarını çeviremez, resesyona sürüklenir, döviz kuru krizine girer, rezervlerini yitirir vb.”

Aynen böyle diyor.

Yani kısacası diyor ki; “faizleri yüzde 40’lara çekin, ekonomiyi IMF’nin adamlarına bırakın, yoksa sonunuz kötü olur.”

İşin özü bu.

Yani tehdit...

Türkiye, üzerindeki bu tehdidi nasıl savuracak?

Mutlaka Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir hesabı var.

Çünkü bu suskunluğunun arkasında bir şeylerin yattığını düşünüyorum.

Ah... Ah!

Rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Yaşadığımız bu güzel memleketin hiçbir zaman C planı olmadı. Daima A-B-D planları devreye sokuldu.”

Türkiye bugün C planını devreye sokmaya çalışmasının bedelini ödüyor.

ABD'nin kara kutularından eski Pentagon yetkilisi ve 15 Temmuz kalkışmasından yaklaşık 4 ay önce yazdığı bir yazıyla Türkiye'de darbe olabileceğini söyleyen Michael Rubin bakın ne dedi:

“Tarihçiler Türkiye'yi kimin kaybettiğini tartışabilir; ancak açık olan bir şey var ki, o da Türkiye artık bir dost ve müttefik değil, bunun yerine bir rakip ve potansiyel düşmana dönüşmüş durumda.”

İşte işin özü bu.

DOLARLA ALIŞVERİŞE DEVAM MI?

Ortada bir ekonomik savaş varsa o zaman ‘İş başa düştü’ misali el birliği şart.

Önce bu ülkede devlet dahil dolar üzerinden alışveriş dönemi bitmeli!..

Yasaklanmalı...

Bu topraklarda hangi iş olursa olsun tüm harcamalarda Türk lirasını kullanma mecburiyeti getirilmeli.

Altta kalanın canı çıksın misali olan dar gelirli insanlara oluyor.

Dolarla ev kiralama...

Dolarla ev satma...

Dolarla alışveriş yapma...

Bitmelidir kardeşim!

“Bir dairem var, veririm dolarla kiraya...”

Yok arkadaşım!

Bırakın ABD’yi bir kenara kendi insanımıza artık kendimizin dolar üzerinden zulüm yapma dönemi bitmelidir.

Bu ülke “dolar-euro çıktı” diye sevinen azınlığın ülkesi artık olmamalı.

Mesela devlet köprü ücretlerinde dolara endeksli işleri bırakmalıdır.

Bir düşünün, sadece bu ülkede AVM’lerde iş yerlerinden dolar üzerinden kira olarak çıkan para 1,5 milyar dolar!

Yani diyeceğim şu ki;

Bu ülkede artık dolar ile alışveriş dönemi bitmeli.

Yabancılarla alışveriş bir kenara...

Ama Türk insanının bir başka Türk insanına evini, dükkanını, arabasını dolar üzerinden satması veya kiraya vermesine karşı ortak bir eylem planı devreye girmelidir.

MUHALEFET NEREDE?

Bir okurum mesaj gönderdi. Sözü ona bırakmak isterim. İlginç sözler söyledi.

*

Türkiye ciddi bir ekonomik kıskaç içindeyken, aklı başında olmayan bir muhalefet bile buna sessiz kalabilir mi?

CHP ve İP parti içi çekişmelerinden dolayı sessiz, HDP zaten konuşmaz.

Yani bu gerçekte böyle midir?

Bence bu, kurgunun bir parçası.

Aksi olsa, yani iç çekişmeleri söz konusu olmasa, bu partiler, CHP-İP ister istemez konuşmak zorunda kalacaklar.

1- Mevcut yönetime vuracaklar

2- Bazı acı gerçekler yüzünden ABD’ye karşı çıkmak zorunda kalacaklar.

Bu da, toplumdaki ABD vd. karşı olan büyük tepkinin daha da artmasına yol açacak.

Belki sokak eylemlerine neden olacak.

Filan falan.

Oysa şimdi, yeni geçilen cumhurbaşkanlığı sistemi ile ABD yalnız bırakılmış durumda.

Sistemin işe yaramadığını bundan daha güzel ne ispatlayacak?

Hele bir de olayın iç yüzü unutulup, iş tamamen dövizin artmasına, ekonominin bozulmasına endekslenirse...

CHP hiç muhalefet yapmadan amacına ulaşmış olacak.

Kılıçdaroğlu’nun sükutu, tebessümü bu yüzden mi acaba?

*

Okurum böyle diyor.

Katılıp katılmamak sizin takdiriniz.