TÜRKİYE’DE ET TÜKETİMİ YETERLİ Mİ?

21.Nisan.2018

Sağlıklı yaşamın başlıca koşullarından biri de yeterli ve dengeli beslenmedir. Bunun için önce karbonhidrat, protein ve yağ tüketimi arasında bir denge kurulması gerekiyor. Bu dengenin en geçerli tanımı; günlük enerjinin yaklaşık %50 karbonhidrattan, %20  proteinden  ve %25 yağdan karşılanmasıdır. Tek yanlı diyet tutkunları hariç, diğer konu uzmanları bu oranlarda uzlaşıyor. Bu oranlara yaklaşılmışsa kalan %5'in hangisinden sağlanacağı o kadar önemli değildir. Ayrıca; vitamin,mineral, amino asit, yağ asidi gibi yaşamsal besin ögelerinin de her gün belirli miktarda alınması gerekiyor.

Proteinin yaşam için önemini bilmeyen yoktur. Vücudun başlıca yapısal ve işlevsel bileşenidir. Yetersizliği, çocuklarda fiziksel ve bilişsel gelişme geriliğinin başlıca nedenidir. Özellikle de hayvansal protein eksikliği önemlidir. Çünkü; çoğu bitkisel protein, bazı yaşamsal amino asidleri (lisin, treonin, triptofan gibi) yeterince içermiyor. Hayvansal proteinin başlıca kaynağı ise ettir. Hayvan sayısının ve et tüketiminin böylesine tartışılmasının başlıca nedeni de budur.

Türkiye’de kişi başına yıllık et üretimi, 2016 verilerine göre 37.3 kg’dır. Bunun  14.8 kg’ı kırmızı et, 22.5 kg’ı ise kanatlı etidir. Bu veriler, dünya ve başka ülke verileri ile karşılaştırılınca, Türkiye’nin kendine özgü durumu daha net görülüyor:

Göze çarpan birinci fark, et tüketiminin düşüklüğüdür. Gerçi kişi başına yıllık et tüketimi ülkeden ülkeye oldukça farklıdır. Hindistan’da 4.4 kg iken Çin’de 58.2 kg, Brezilya’da 85.2 kg ve ABD’de 120 kg dolayındadır. AB ortalaması 77.1 kg,  dünya ortalaması 42.8 kg’dır.  Türkiye’de kişi başına yıllık et tüketimi (37.3 kg), dünya ortalamasından bile düşüktür.

İkinci fark, toplam et tüketiminde kırmızı et ve kanatlı etinin payıdır. Dünyada kırmızı etin  payı %67, kanatlı etinin payı  ise %33 dolayındadır. Türkiye’de ise durum tersinedir. Kanatlı etinin payı daha fazla (%61), kırmızı etin payı (%39) daha düşüktür. Gerçi kırmızı et bazı besin ögelerince (amino asit, demir gibi)  daha zengindir. Fakat Türkiye’de kanatlı eti  önemli bir protein kaynağıdır.

Üçüncü fark, tüketilen etin hayvan türüne göre dağılımıdır. Bu fark, kendini özellikle domuz ve koyun eti tüketiminde gösteriyor. Dünyada domuz etinin payı %37 iken Türkiye’de sıfıra yakındır. Buna karşılık Türkiye’de koyun etinin payı %13,   dünyada ise %2  dolayındadır.

Türkiye’de başka bir tartışma konusu, kişi başına kırmızı et tüketiminin artıp artmadığıdır. TÜİK verilerine göre, 2002 yılında 6.7 kg olan bu değer, 2016 yılında 14.8 kg olarak gözüküyor.  Yetkililer de bu verileri kamuoyuna açıklıyor. Ancak bu artışın gerçeği yansıtmadığı anlaşılıyor. Çünkü; 2010 öncesi TÜİK verileri mezbaha dışı  kesimleri  kapsamıyor. Nitekim 2009’dan 2010’a kırmızı et üretiminin 412 bin tondan 781 bin tona çıkması bunu doğruluyor. Nerdeyse iki kata varan bu artışın nedeni;  mezbaha dışı kesimin de istatistiğe dahil edilmesi ve bu nedenle 2010 öncesi et üretiminin olduğundan daha düşük gözükmesidir.

Konu uzmanlarına göre; eğer mezbaha dışı kesimler de dikkate alınırsa 2002 yılı kırmızı et üretimi 1 035 700 ton ve kişi başına düşen miktar 15.7 kg’dır. 2016 yılı kırmızı et üretimi ise TÜİK verilerine göre 1 173 000 ton ve bundan kişi başına düşen miktar 14.8 kg’dır. Dolayısıyla kendimizi kandırmanın gereği yoktur. 2016 yılında kişi başına kırmızı et tüketimi, 2002 yılına göre fazla değil tam tersine daha düşüktür.

Kaldı ki, 2002 yılına göre artış olsa bile, 2016 yılındaki kırmızı et ve toplam et tüketimi dünya ortalamasından bile düşüktür ve dengeli beslenme için gerekli miktarın oldukça altındadır. Dolayısıyla, Türkiye’de et tüketimi yeterli değildir. Dengeli beslenme için kırmızı et tüketiminin bugünkü düzeyin en azından  2 katı çıkarılması gerekiyor. Doğru politika, et ithalatına son verilmesi ve bu artışın  yerli üretimle  karşılanmasıdır.