Türk Devleti

22.Ocak.2018

İlk sözümüz: “Gazamız Mübarek Olsun.”

Her zamanki duamızı da tekrarlamak isterim: “ALLAH TÜRK ORDUSUNA GÜÇ VE SAĞLAM İRADE VERSİN.”

Gün eleştiri günü değil, ama gel de hatırlama! Biz, her gün bu duayı yaparken birileri Türk Ordusuna nasıl tuzak kurulacağını (aynen E. veya Y. gavuru gibi, aynen pkk katili gibi) planlıyordu, diğer birileri de bundan cennete(!) gitmiş gibi zevk alıyor ve elindeki imkanları tuzakçılara peşkeş çekiyordu. Yine de şükürler olsun, benim her zaman sahip olduğum duygularla geç de olsa bugün Türk Ordusundan ümit bekleyecek hale geldiler.

Ne kadar süreceğini ise Allah bilir!!!

Türklerde devlet kavramı şöyle ifade edilebilir: Devlet, bir yönetim (hükümet) idaresinde teşkilatlandırılan siyasi topluluktur. Devlet kavramı bizde binlerce yıldan beri aralıksız devam etmektedir. Türk milleti bekasını (yani geleceğini) devletiyle bir gördüğü için devlet tehlikeye düşünce hemen yenisini kurabilmiştir.

Orhun abidelerinde “İl” kelimesi “devlet” anlamında kullanılıyordu.

Kaşgarlı Mahmut’un (1040’lı yıllarda yazdığı) sözlüğü “Divan-ı Lugat’it Türk”te “İl” kelimesi “sulh, barış” anlamında kullanılır.

İl kelimesinin bu iki değişik anlamı Türklerde “barış” ile “devletin” birbirine ne kadar bağlı olduğunu gösterir. Tarihimizde devleti yönetmek “kut” sahibi olmak anlamına gelir.

Biz bugün bile; Irak Türkmeneli, Suriye Türkmeneli demiyor muyuz? Zaman içinde “il” kelimesinin “el” kelimesine dönüşmesi veya ikisinin de kullanılması normaldir.

Milletleri meydana getiren insanlar canlı olduğu gibi milletler de toplum olarak da canlı varlık olarak kabul edilirler. Öyleyse ister istemez bir şeyleri hatırlıyorsunuz. Allah aşkına, neydi bir zamanlar, mesela, Ahmet efendinin haykırmaları: “Kobani’ye Selam Olsun”. Türkiye Cumhuriyeti adına bu ne demekti?

Beyler, bugünlere durup dururken gelmedik. Sadece yabancıların dış tezgahlarıyla da gelmedik.

İçeride ruh ve beyin yumuşaması (!) olmadıkça dışarısı kolay başarılı olamaz.

Biz buralarda sadece konuşuyoruz. Askerimiz çarpışıyor. Tek hedefi başarmak. Mutlaka başarır. Fakat siyasi başarıyla tamamlanmadıkça askeri başarıların kalıcı olmayacağını da herkes bilir.

Bize düşen dua etmek olduğuna göre(!) diyeceğimiz şudur: “Allah, idarecilere izan ve doğru düzgün irade versin.”

Her zaman hatırlatmaya çalıştığımız “Türk Devlet Aklı”na göre hareket etsinler.

Barzani o kadar kolay ortadan kaybolunca kafamda bir endişe belirmişti. O günlerde Fırat’ın doğusu dedikleri yerler, yani Suriye’nin kuzey yarısı Barzani bölgeleriyle fiilen zaten birleşmişti. Türkiye ise Fırat’ın batısı deyip duruyordu. Barzani kayboldu, ABD bu kısma büyük kuvvet yığdı. Burada Rusya da pek yok. Suriye’de Fırat’ın doğusu-batısı başkalarının olunca mecburen federasyon olacaktır. Bu da Irak’ta bağımsız bir devletin hemen kurulup tanınmasını kolay bir hale getirir. Oysa biz sadece Suriye sınırının küçük bir kısmıyla meşgul durumdayız.

Türkiye’nin hem terörden kurtulması hem de beka konusu bu ülkelerin siyasi birlik içinde toprak bütünlüklerini sağlamalarıyla mümkündür. O halde Afrin ve Münbiç’iç alınması meseleyi halletmeyecektir. Suriye devleti ile işbirliği şarttır.

Tehlikenin asıl kaynağı ise Fırat’ın doğusundadır.

Buna göre politika ve strateji uygulanmalıdır.