Silsile, şecere, tomar!

12.Şubat.2018

Bakar mısınız toplum olarak ne hallere düşürüldük! Görsel ve yazılı basında duyduğumuz ve okuduğumuz halde çoğumuzun dikkatini çekmeyen önemli bir haber geçti! Nedir bu haber diye merak edenler için açıklayalım...

e-devlet portalında, vatandaşlarımızın kendi şecerelerini, soylarını ya da Tomar denilen aile köklerini aramak yoğunluğundan bu sitenin ilgili bölümü çöktü! İslam dininin bundan tam 14 asır önce yasakladığı ve ayıpladığı “asabiye ruhu” geri mi geliyor? Toplumu bir arada tutan müşterek değerlerin erozyona tabi tutulmasına “bir şey olmaz” vurdumduymazlığı ile yaklaşırsak, olacağı buydu! Kendisini müşterek değerler veya şahsi kabiliyetleri ile ifade etmekten alıkonulan insanlarımız bu sefer kendini ifade edebileceği ve fakat meşruluğu tartışılan, hatta İslam’a göre tartışılması bile, yasaklanan bir çürük dala tutunmaya çalışıyorlar! Şunun oğlu, filan oğullarının torunu, aman oğullarının akrabası! Ne kadar da önemliymiş bu yakınlıklar! Bunları yapan bizlerin, Müslüman bir toplumun mensupları olduğumuzu da hatırlayınca durumun ciddiyeti daha da ağırlaşıyor!

Oysa peygamberimiz “Arabın Aceme üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır” diyerek asırlar önce bu meseleyi kökünden halletmişti. Elbette ki bu olumsuz gelişme durup dururken ortaya çıkmadı. Uzun zamanların ihmallerinin, insanın karnının doyurulup, ruhunun aç bırakılmasının, kendi değerlerine sahip çıkma şuurunun teknoloji kültürü ile yok edilmesinin bu gelinen noktada çok önemli etkilerinin olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Zamanının büyük bölümünü televizyon dizileri karşısında harcayan, üretmeyen, hazırdan yemeye alıştırılan, gıda teröristi yabancı şirketlerce yiyeceği bütün gıda mamulleri katkı maddeleri ile zehirlenen insanların doğrusu yapacağı başka da bir şey kalmamış gibi! Kendi tarihinden habersiz bırakılmış, dinini ve dilini gerçek manada öğrenmek kabiliyetinden mahrum bırakılmış insanlar başka ne yapabilirler ki! Konuştuğu zaman ses tonunun bile kendi cinsiyet kimliğini ifade etmeyen, sözlerinde kendi kültürü ile ilgili hiçbir anlam bulunmayan insanlar her yönü ile boşlukta kalınca, bu sefer kendisini başkaları üzerinden ifade etmeye çalışmaktadır! Filancanın oğlu, falan akrabadan, onun torunu, bunun yakını gibi hiçbir anlam ifade etmeyen açıklamalar insanımızın geldiği son noktayı göstermesi bakımından çok önemlidir! Peki, biz bu noktaya nasıl ve niçin geldik?

Bir kere evde, anne baba ile evlatlar arasına “özgürlük fitnesi” soktuk! Çocuklar özgürdür dedik, anne-baba öyle her istedikleri şekilde çocuklarına müdahale edemezler dedik. Devamında eşler arasına girdik, kadının kadınlığına, erkeğin erkekliğine müdahale eder hale geldik. Okulda öğretmenler ile öğrenciler arasına girdik. Alo hatları kurarak her gün öğrencilere öğretmenlerini şikâyet hakkı tanıdık. Olur, olmaz şikâyetlere maruz kalan öğretmenlerimiz sorumluluklarını terk ederek sadece zaman doldurmaya başladılar! Katili takip eden polise karıştık, marketi soyan hırsızları kovalarken başına ne geleceğini düşünen polisi görevinden alıkoyduk! Komutanının emrini yerine getirmekte tereddüt eden askere uygulanacak disiplin cezalarına karıştık! Hâsılı geleneklerimizin genleri ile oynadık! İnsanları kendi elimizle kişiliksizleştirince, bunun tabii sonucu olarak herkes bir yere tutunmaya çalışmaktadır! Tutunulacak bu yer de maalesef; silsile, soy-sop, tomar olmaktadır.

“Yüzü astarından pahalı oldu” derler ya! Çürük bir dala tutunsak ne olur?