SEN NERDEYDİN?

31.Mart.2018

İnternet sitelerinde: “Müjde”- “O geliyor”-“Göklerin egemenliği gerçekleşiyor”- “İsa Mesih”-“İsa Mesih Tanrı mı”… gibi misyonerlik faaliyetleri içerikli bazı reklamlara şahit oluyoruz. Bazı dostlarım; “Böyle reklamlara neden izin veriyorlar?” diye kendilerine göre haklı bir sitemde bulunuyorlar!

Misyonerlik: “Farklı ülkelerde, farklı dinlere mensup kişilere ya da dinsizlere kendi dinini anlatma faaliyeti” olarak biliniyor ve bu işlerle uğraşanlar kişilere de  “misyoner" deniliyor.  Hemen şunu peşinen belirteyim, ülkemizde misyonerlik faaliyetleri yasalarımıza göre suç değil. Hatta tam aksine! bu faaliyetlere engel  olmak veya engel olmaya çalışmak suç(?!) Zira Türk Ceza Kanunu'nun 115. maddesinde, "Bir kimsenin dini, siyasi, sosyal, felsefi düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlamak ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan men etmek; toplu dini ibadet ve ayinleri engellemek 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır" deniliyor. Avrupa Birliği uyum yasaları gereği 2005 yılından itibaren ülkemizde “misyonerlik” faaliyetleri serbest bırakılmıştı. Oysaki 2005 yılına kadar Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB)'nde "vatandaşların sorunlarını istismar ederek taban kazanmaya yönelik çalışmalar"  olarak kabul edilen ve en büyük ulusal tehdit olarak görülen misyonerlik faaliyetleri hakkında; MİT Müsteşarlığının 2001 yılında hazırladığı ve Milli Güvenlik Kurulu'nda okunan: "Etnik ve sosyal yapıdaki unsurları da kullanmak suretiyle planlı ve bilinçli yürüttükleri bölücü ve yıkıcı faaliyetler…” olduğu ifade edilen ve gerekli tedbirlerin alınması istenen raporunu bilmem ki hatırlayanız var mı?

ABD, 2005 ve 2006'da yayımladığı “İnsan Hakları ve Din Özgürlüğü” raporlarında; Türkiye'de misyonerlik karşıtı kamusal bir kampanya yürütüldüğü, yetkililerin, misyonerliği devlet için tehdit gibi gösterdiği“ eleştirilerinde bulundu. Hem ABD hem de AB'nin eleştirilerinin odağına Diyanet'i aldı, kurumun 2005'te misyonerlik karşıtı hutbe yayımlamasına vurgu yapıldı. AB'nin son İlerleme Raporu'nda da, Diyanet ile yerel dini makamların zaman zaman misyonerlik faaliyetlerine karşı hasmane tutum sergilediklerinin altı çizildi. Hemen düğmeye basıldı ve “Dinler arası diyalog”  masallarıyla CIA ajanı Fethullah Gülen öncülüğünde Türkiye’de sözüm ona “hoş görü” rüzgârları estirilmeye başlanıldı. Bu amaçla:

 İmar Kanunu’ndaki “cami” ifadesi “ibadethane” olarak değiştirilmiş, AB mevzuatına uygun Türk Gıda Kodeksi’nde, domuz eti satılabilir kasaplık et olmuş ve satışı serbest bırakılmış, Kelime-i Tevhidin ikinci kısmı olan "Muhammed ’ün Resulullah" din dersi kitaplarından silinmiş, 2005’te yapılan TCK değişiklik ile zina suç olmaktan çıkarılmış, İçişleri Bakanlığı’nın 2006 yılındaki 2227 sayılı kararı ile nüfus kâğıtlarından “Dini İslam” ibaresi kaldırılmış (İnanmıyorsan veya neden diyorsan yeni nüfus kâğıdına bak), "Allah katında tek din İslam’dır" ayeti, AB ve ABD’den gelen tepkiler nedeniyle, cuma hutbelerinden kaldırılmış, Milli Eğitim Bakanlığı, İmam Hatiplerde Dinler Tarihi dersine Hristiyan rahip ve hahamların davet edilmesini ve gençlere ders vermesini istenmişti. Hatırladınız değil mi; Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Trabzon’daki Sümela Manastırı ve Mersin’deki Saint Pauls Kilisesi'nin de yılda bir kez ibadete açılacağını söylemişti. Bugün, bütün bu gelişmeler sonucunda; Feto'nun ihanetleri anlaşılınca yapılan bu yanlışlar düzeltilmeye çalışılmış ancak henüz yeterli sonuca ulaşılamamıştır.

Yani anlayacağınız Fethullah Gülen Efendi yalnız bu ülkeye ne 15-27 Aralık’ta, ne de 15 Temmuz'da ihanet etmemişti! Unutulmamalıdır ki günümüzdeki misyonerlik faaliyetleri; uluslararası sendika örgütleri, yardımlaşma ve dayanışma dernekleri, arama ve kurtarma ekipleri, doğal hayatı koruma etkinlikleri, “Erasmus” gibi eğitim ve öğrenci değişimleri, dinler arası diyalog girişimleri perdesi altında yürütülmektedir! Gelinen bu noktada; eskiye takılıp kalmadan, sen haklıydın-ben haklıydım lafları ile zaman kaybetmeden; Feto'nun ihaneti anlaşılıp etkili bir mücadeleye yürütüldüğüne göre, o hainin marifetleri ile atılan yanlış adımların düzeltilmesini beklemek bizimde hakkımızdır elbet! Şimdi “Böyle bir reklama neden izin veriyorlar?” diyen kardeşim, öncelikle gösterdiğin duyarlılık ve hassasiyet için sana teşekkür ederim ama bütün bu olup bitenler yaşanırken “ah be güzel kardeşim” sen neredeydin? Nerelerdeydin!