Sahipsiz kalmış bir millet!

08.Ekim.2018

Türk devlet yöneticileri on yılları değil, yüzyılları, bin yılları hedef alan bir anlayışla ülkeyi yönetmek zorundadır. Siz hiçbir şey yapmasanız da kurulu düzen var olduğu için 10-20 yıl ülkenin işleri kendiliğinden devam eder. Fakat sonrası... işte yaşıyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra ufuk sahibi yönetici göremedik desek yanlış olmaz. Hemen söyleyelim, niyetimiz eleştiri değildir. Bir karşılaştırma hiç değildir. Fakat siyasi, ekonomik, kültürel ve manevi alanda geçirdiğimiz sarsıntıları bu zeminde düşünmekte fayda vardır. Atatürk’ten sonra millet olma sürecimiz kesintiye uğratıldı ve Türk milliyetçilerinden başka hiç kimsede bunu düzeltme gayreti görülmedi. Ana hedef; sadece ülkemizi sadece yönetmek değil, yüce Türk milletini birleştirmek, birliğin doğuracağı güçle sözü geçen, zengin ve mutlu bir millet olmaktır.

Hepimiz, dünyanın her yerindeki Türk devlet ve topluluklarını Türklerin idare etmesine ve onların Türkiye ile sıkı bağlarını kurmaya çalışmalıyız. Bütün Türk coğrafyasının yeraltı ve yerüstü kaynaklarını Türklerin kullanmasını ve yönetmesini sağlamaya çalışmalıyız. Trump düşman ama Erzincan’da iki tane altın işletmesi var... Çocuklarımızı tarih şuuru sahibi devlet, millet, bayrak, vatan, dil ve din gibi kutsal değerlerimizi bilen, seven ve koruyan birer bekçi gibi yetiştirmeliyiz. Bütün bunları yönetim yönlendirmeli, inandırıcı olmalı, hepimiz de buna uymalıyız. Durum öyle mi? Gerçekçi olalım. Bugün, kısmen yabancı, kısmen yerli (fakat ruhu yabancı), kısmen de yabancıların yerli maşaları olarak az sayıda kişiyle koca Türkiye’yi esir alan sermayeyle karşı karşıyayız. Gelip giden kaygan sermaye, aşırı faizlerle Türkiye’nin öz tasarruflarını sömüren, ülkeyi üretim ekonomisi yerine tüketime döndüren, gerektikçe kriz ekonomisi yaratan sermaye. Bir yanda bütçe açıkları artarken, döviz rezervleri azalırken, vicdansızca sürdürülen ithalat, zalimane devam ettirilen israf, sınırsız harcamalar, gösteriş yönetimleri, gösteriş toplumu... Öte yandan özelleştirme nöbetiyle titrerken, AB’ye girme krizleri geçiren, başka çare olmadığına inanan (veya öyle görünen) çaresizler...

Sonra da aldandığını görünce bütün bu kutsal teşebbüs saydıklarından vazgeçenler... Ve her türlü güçlüğü yenebilecek sabır ve dayanıklılığı gösterebilecek, fakat sahipsiz bırakılmış bir millet! Pazarcının 70 kuruşa aldığı domatesi 5 liraya sattığını belediye başkanı yakalamış! İyi etmiş, iyi etmesine de siz yöneticiler o köylüyü esir etmediniz mi? Ona birlik kurdunuz mu? Köylü mü pazar fiyatını ayarlayacaktı? Hem şimdi mi fark ettiniz? 7-8 yıl önce Türkiye’nin çok fakir ve güçsüz bir devlet olduğunu söyleyince bazıları bunu anlamamıştı! Şimdi anladılar mı acaba? Kağıdımız yok, şekerimiz yok, soğanımız, sarımsağımız yok!!! Özelleştirmenin tam bir felaket getireceğini söyleyince de beleşten geçinen takım fırsatçılığın kolaylaşacağını düşünerek bayram ediyordu. Şimdi öz üretimi son derece düşük bir devlet olduk.

Törenlerde “her karışı kanla sulanmış vatan” diye nutuk atanlar şimdi ayakta kalmak için vatan toprağını zebil niyetine satıyorlar. Son 6 yılda 112.933 konut yabancılara satılmış. Niçin? Biz niçin bu duruma düşüyoruz? Köylünün yüzünden mi? Asla. İşçinin yüzünden mi? Asla. Oğlu şehit olan fakirin yüzünden mi? Tevbeler olsun, hayır! Makam ve menfaatten yana gözü ve gönlü doymayan, yalakalıktan geçinen okumuş grubu ve ufuksuz idarecilerin yüzünden!