SAĞIRLIK SULTANLIKTIR

12.Mayıs.2018

Yaşadığım küçük karışıklıktan ve bürokratik sorunlardan ötürü eğitim için geldiğim Japonya’ya gir-çık yapmam gerekiyordu. Bir öğrencinin ne yapması gerekiyorsa onu yaptım. Henüz yeni yeni gelişmekte olan internetten bilet almak o dönem için mümkün değildi ama öğrenci birliklerinin oluşturduğu yurtdışı turlarının en ucuzunu buldum. Bedavadan biraz daha pahalıya, üniversitemin tasarım kulübü ile birlikte 3 günlük bir Güney Kore turuna katılacaktım.

Çoğunluğunu kaligrafik yazı meraklılarının oluşturduğu grubumla kaynaşmak çok zor olmadı. Farklı bölümlerden otuz civarı öğrenci ve araştırmacıydık. İçimizde Japonlar da vardı, benim gibi yabancılar da. Kore’ye iner inmez bizi karşılayan otobüsümüze bindik ve yola çıktık. Anlaşılan firma, Uzakdoğu’nun hizmet sektöründe ne kadar ayrıcalıklı olduğunu ispatlarcasına her detayı düşünmüştü. Bir ara “Dünyada sadece burada yiyebileceğiniz çok özel bir çikolata ikramımız olacak” anonsu geldi. Vakit çikolata için çok erken olsa da “Dünyada sadece burada” vurgusu hepimizi heyecanlandırmıştı. O sırada koridorun diğer yanında oturan, ilk karşılaştığımız zamandan beri işaret dili ile konuşmaya çalıştığı için işitme engelli olduğunu anladığım ve o an elindeki deftere çizimler yapan çocuğa baktım. Anonsu duymamıştı. Ona durumu anlatmanın bir yolunu da bulamamıştım. Sadece üzüldüm. Tepside sunulan çikolataya bakıp “istemem” işareti yapınca daha da üzüldüm. Normal koşullarda bende istemezdim ama bu “dünyada tek” idi!

Hevesle ağzıma attığım çikolatadan ilk 5-10 saniye fazla bir şey anlamadım. Çikolataydı işte! Ama yuttuktan sonra midemden yukarı doğru yayılan çok keskin bir aroma beni kendime getirdi. Çok net bir sarımsak tadı var gücüyle çikolatadan bağımsızlığını ilan etmiş, önce ağzımıza, sonra da tüm otobüse yayılmıştı. “Dünyada tek” olan sarımsaklı çikolataydı!

Otele vardığımızda hepimiz kireçle kaplanmış gibi duran yüzlerimizle birbirimize bakıyorduk. Çikolata kötü müydü emin değildim. Ama hiç beklemediğimiz bir aromaya, çok ters bir zamanda, boş bir mideyle yakalanmıştık. Lavabo başında kıvranmalarımız da kâr etmedi. Bütün günü ağzımızın tadı kaçmış, keyifsiz ve bir şey yemeden geçirdik. Bir kişi hariç! Söyleneni duymayan o çocuk... Ona göre saat çok erkendi. Ve ne çikolata yemesi için bir gerekçe ne de kaçırılmaması gereken bir fırsat vardı.

Bu hafta içinde beni ziyarete gelen ve kendisi hakkında sürekli konuşulmasından şikayet eden bir arkadaşıma bu anımı anlattıktan sonra “bazen sağırlık sultanlıktır” diyerek noktayı koydum. Yapıcı olmadığına inandığımız şeylere karşı sağır olmaya, kaliteden taviz vermeden doğruluna inandığımız yolda yürümeye ve midemizi ekşitmemeye devam. Bazen kaçtı sandığımızın kaçması, gelmesinden çok daha iyi oluyor!