Popüli̇st li̇derler

22.Haziran.2018

Rejimler de canlı varlıklar gibidir. Çağa zamana ve ortama göre güç bulur, büyür ve görevini yapar ve zamanla yıpranır ve ölür. Şimdi de özellikle gelişmiş ülkelerde otoriter popülizm ön plana çıkmaya başladı. Onun için Avrupa popülist liderlere alışmaya başladı bile. Akla he-men şu soru geliyor: “Demokrasi ölüyor mu?”

Yazar, hukukçu Taha Akyol’un bir yazısından çok etkilendim. Onun yazısını esas alarak yazıyorum bu yazımı.

 

Rejimler de ülkeden ülkeye, toplumdan topluma göre değişiyor. Bizde olduğu gibi gücün, yürütme erkinin elinde toplanması, yargının siyasallaşması, medyanın yürütme gücünün elinde toplanması, kamu mallarının kişisel çıkarlar için kullanılması, otoriter popülizmin bir göstergesi değil midir? Doğal olarak klasik demokrasinin gerilemesine zemin hazırlanmıyor mu?

Yukarıda da belirttiğim gibi otoriter halkçılık, demokrasinin içinde gelişiyor ve demokrasinin hoşgörüsünden yararlanarak kendine zemin oluşturuyor. Popülist liderler, seçimleri benimsiyor ancak kuvvetler ayrılığına önem vermiyorlar. İşte bu nedenle bu tür liderler Anayasayı değiştirip kuvvetler ayrılığı prensibini aşındırarak bağımlı bir yargı, bağımlı bir ordu oluşturuyorlar.

Otoriter yapılanmalarda işçi hakları, emek, özgür düşünce yaklaşımları ya kaldırılır ya da zayıflatılır. İşsizlik sorunu, geçim, yönetimleri korkutmaktadır. Özellikle Avrupa’da göçmen sayısı nüfusun yüzde 23’ünü oluşturmaktadır. Bu sorun bizim ülkemiz için de geçerlidir. Doğal olarak yabancı karşıtlığı ve yerlilik duy- guları Avrupa’da olduğu gibi bizde de kabardı. Onun için popülist liderler “sorun” kavramı yerine “düşman” kavramını kullanarak birtakım yeni teoriler oluşturuyorlar. Toplumda kamplaşma oluşturarak ve düşmana karşı savunma duygusunu körüklüyorlar.

Demokratik değerleri etkisizleştirerek kendi yöntemini uygulamaya çalışan bu tür liderler zamanla demokrasiye yenik düşüyorlar. Çünkü insanın vazgeçilmez değeri bireysel özgürlüğüdür. Bunu yok etmek, bir an için mümkün ama uzun süreli otoriter rejimle bireyin yaşama konuşma özgürlüğünü sınırlamak olanaksızdır.

81 milyon nüfuslu bir ülkenin ve Atatürk’ün ilkelerini koyduğu cumhuriyetimizin de sınavıdır bu seçim. Ülkemizi çağdaş uygarlığa ulaştıracak ve dünyada saygınlığımızı koruyacak kişinin seçilmesi en büyük dileğimizdir.