Para bazen uçar

06.Ocak.2018

Avrupa’dan her yıl 350 milyar dolar ABD’ne akıyor. Bu avro ile doların birbirleriyle giriştiği düşüp kalkma yarışından mı kaynaklanıyor, yoksa başka nedenlerimi var? Bu konuyu bir ekonomist olarak değil, bir edebiyatçı gözüyle ve sözüyle anlatmaya çalışacağız.

Para özgür insan gibidir, devlet yöneticilerinin ona yüklediği vergi yükü, özgürlüğünü kıstığı anda alır başını özgür yurtlara doğru uçar gider. Serbest piyasa sisteminde para her zaman uzaklara uçmaz. Kimi zaman bir kentten diğer kente, bir bankadan ötekine, bazen bir sürü cepten tek bir cebe uçar gider. Paranın en tehlikeli uçuşu, bir sürü cepten tek cebe uçuşudur. Çünkü tek cebe giren paralar bir daha geri dönmez. Bunlar sadece özgürlüğü kısılan paralar değil soyguncunun eline esir düşen paralardır. Burada paranın serbest dolaşımı olmaz. Bu tür paraların kaynağı karanlıktır. Özgür paralar sınır tanımadan dolaşırken, peşine düşenler akla gelmedik yöntemler geliştirirler. Bu genelde “tavşana kaç tilkiye tut” politikasıyla bağlantılıdır. Burada tavşan halkın boğazı sıkılarak alınan vergilerden bankalarda biriken paralardır. Tazılar ise parayı yönetenlerdir. Bunlar çoğuldan tekile para akıtma kanalını kullanırlar. Bu tür paralar yağlı tavuk gibidir uzak uçmazlar. Bunlar en yakın çevredeki yandaşların birbirlerini kandırmasıyla kımıldamaya başlar.

Örneğin Avrupa’daki inançlı Türk emekçilerin iman tahtasına yakın göğüs cebinden uçup, cennetin anahtarını satmaya kalkanların, cebine giren paralardır. Bu tür paranın peşine düşen tazılar avlarını yakalamak için tezgâh kurmaya dahi gerek duymazlar. İnançlı insanların kendi paralarıyla yaptıkları mescit ve camileri kendi tezgâhları gibi kullanırlar. Bu tezgâhçılar inançlı insanları kolay kandıracaklarını çok iyi bilirler. Bu insanların yıllarca alın teriyle biriktirdiği çok büyük miktardaki paraları ceplerinden uçup gitti. Öncelikle bu tür paraların kaynağını avlamak için dini alet ettiler, sanki alın teriyle kazandıkları paralar helal değilmiş gibi “Müslümanlara helal kazanç” sloganıyla gelen dolandırıcılara yüz milyonlara varan Mark, Avro ve Dolar cinsinden paralarını kendi ibadetleri için yaptıkları camide, kendi helal paralarını bir fatura alarak sahtekarlara teslim ettiler. İnançlı bir mekânda ibadet için toplandıkları camide inançlı göğüs ceplerinden çıkardıkları paraları inancı kullanan sahtekarın cebine koydular. Sonra tazıları kıskanan çakallar devreye girdi. Onlar da Müslümanları mezhep ayırımına göre böldüler. Böldükleri yandaşların paralarını bir tavuk uçuşu kadar mesafeden kendi ceplerine doldurup gittiler. Daha küçük grupların elinde kalan paraların peşine çakalları kıskanan kurtlar düştü. Onlar da Müslümanları tarikatlara bölerek, kurtları kuzu postuna sokup kendi yandaşlarını soyup soğana çevirdiler. Böylece amip gibi bölünen insanlar, bölücülerin oltasında çırpındı, dini kullananlardan vurgun yediler. İnananlar battı, inancı kullananlar altın dağlarını aştı. Örneğin bir kişiden aldıkları 1 milyon doların % 30'unu kazanç kârı olarak anında geri ödediler, yanı 300 yüz bin dolar yıllık kârını peşin ödediler. Ticarethanesi olmayan bir insan bu kârı nasıl öder diye düşünen olmadığı gibi, kendi parasından 300 yüz bin dolar kâr aldım diyerek tanıdıkları arasında yankesicinin reklamını yaptılar. Jet Fadıl “Araba fabrikası kuracağız, Türkiye’deki yakınlarınız sizin fabrikanızda çalışacak” deyip Avrupa’yı soyup soğana çevirdi. Sonradan yalan söylediği ortaya çıkınca paralarını istemeye gidenleri devlet içinde devlet kurarak, bodrum katını hapishane olarak kullanarak korumacıları sıra dayağına çektiler. Avrupa’da biz yaşananların binde birine özet olarak değindik, Türkiye’de bu ayrıntılar bilinmiyor. Jet Fadıl kısa bir süre hapis yattı. Çıkınca yapacağımız devre mülk lüks otelden kral odası alanların oteli işleterek elde edeceğimiz kârla araba fabrikasına yatırım yapanların parasını ödeyeceğim dedi. Adam potansiyel suçlu olarak kanını emdiklerinin, canını da almaya çalışıyor.