Keşke koruyabilseydik!

04.Aralık.2017

Kışlaya, camiye, okula siyaseti sokmayacaktık!

Beceremedik, iddiaları ne olursa olsun, niyetleri bu kurumlarda etkili olmak ve kadrolaşmak olan bütün sivil görünümlü, dini ve sosyal yapılar, cumhuriyet dönemi boyunca bu kuramlarda etkili olmak için çalıştılar. Zaman zaman devletin duvarına toslayıp niyetlerinin deşifre edilmesine rağmen her defasında bunu toplumun iyi niyetinden yararlanarak devletin yasal faaliyetlerine engel olduğu şeklinde pazarlayarak kendilerini korumaya çalıştılar.

Hatta iyi niyetli olduklarını söyleyerek, çocuklarımıza dini ve milli görevlerini öğretmekten ibaret çok masum ve alıcı bulan propagandalar ile onlarca evladımızı alıp kendi tezgâhlarında dokudular. Din öğretiyorum, diyerek başka amaç ve niyetlerinin paylaşımını yaptılar. Bunların içinde gerçekten samimi olup sadece Allah rızası için çalışıp gayret edenleri her zaman değerli biliriz. Ancak bu tür kurumlarda; sorgulama kültürü yerine “biat kültürü” etkili olduğu için, art niyetli kişi ve görevliler kendilerini bu yapılar içerisinde daha kolay saklayabilmişlerdir. Bu niyet ve hedefleri okuyamayan yapılar zamanla bu kişi ve niyetlerin elinde bir güç olmuş ve devletin başına bela olabilmişlerdir.

İşte bunların en bariz örneği olarak, neredeyse ülkemizin bütün kurum ve kuruluşlarını ele geçirmiş olan cemaat yapılanmasının neler yaptığını hep beraber gördük. Uçurumun kenarından dönen ülkemizi tekrar bu tehlikeli sona getirecek hiçbir çalışma ve yapılanmaya devlet artık müsamaha göstermemelidir!

Kışlaya siyaseti sokmayacaktık! Atatürk daha cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında bununla ilgili tedbirini alarak en yakın silah arkadaşlarına bile; “ya meclisi ya da kışlayı” tercih etmelerini söyleyerek ne kadar ileri görüşlü olduğunu ortaya koymuştu. Ona göre bir komutan, hem mecliste milletvekili hem cephede komutanlık yapamazdı. Doğru olan da buydu. Ama 15 Temmuz olayı, kışlada siyasetin ne kadar etkili ve tehlikeli olduğunu ortaya koydu.

Camiye siyaseti sokmayacaktık. Camiler kutsal mekânlarımızdır. Orada kürsüde konuşan hoca efendinin sözleri saygı ile ve dikkatlice dinlenmelidir. Ama gelin görün ki bugün durum böyle değil. Hocanın söyledikleri ile okuduklarına cemaat ya içinden ya da cami adabına aykırı olarak sesli olarak itiraz edebilmektedir. Bu adaba cemaat kadar hoca efendilerin de uymalarının önemli olduğu unutulmamalıdır. Cuma hutbelerinde, cemaati uyumayan cami artık bulunamaz oldu. Çünkü konuşulanların samimiyetinden cemaat son derece kuşku duymaktadır. Böyle olmasa bile artık algılama bu duruma getirilmiş.

Okullarımıza siyaseti sokmayacaktık. Hayata koşan onlarca tertemiz genç insan, onların öğrenmeye en çok ihtiyacı olduğu bir dönemde, ders dışında siyasi amaçlı söylemlerle yönlendirilmesi son derece zararlı olmuştur. Sınıf kardeşliği, okul arkadaşlığı, grup kültürüne mağlup olmuştur. Okullar sadece tek bir renge boyanmıştır. Zannedilmiştir ki tabiat tek renklidir diye. Çok değerli eğitim kadroları darmadağınık yapılmıştır. Sonuç ortada; PİSA'da yokuz, ABİ’de yokuz! Yazık değil mi?

Keşke bu üç kurumumuzu koruyabilseydik! Hiç olmazsa bundan sonrasını düşünelim!