Kadına yönelik şiddet

29.Kasım.2017

Anayasa, insanların yaşama hakkını ve bedensel bütünlüğünü koruma altına alır. Bu koruma altında, kadına yönelik her tür şiddet anayasal bir hakkın ve kadının insan haklarının ihlalidir. Yalnızca cezalandırılması için değil, şiddetin gerçekleşmeden önlenmesi veya süren şiddetin sonlandırılması için de devlete önemli sorumluluklar düşer. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa’ya göre şiddetin Tanımı: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içiren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranıştır. Toplumumuzda ev içinde şiddet gören çoğu kadın için şiddetten kurtulabilmenin tek yolu evi terk etmektir.

Türkiye’de son 10 ayda 20 sığınma evi daha açılmış ve bu sığınma evlerinin kapasitesi 1800 kişidir. Ancak pek çok kadın için bu farklı sebeplerden dolayı mümkün olmayabiliyor. Bazı durumlarda ise kadınlar şiddet gördükleri halde evlerini terk etmek istemiyor. Bu yüzden 1998 yılında çıkarılan ve koruma emri olarak da bilinen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Yasa, evden uzaklaştırılması gereken kişinin şiddeti uygulayan kişi olduğunu söylüyordu. Daha sonra ihtiyaçların artması sonucu 8 Mart 2012 tarihinde, 4320 sayılı yasanın geliştirilmiş hali olan yeni bir yasa kabul edildi. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa, şiddet gören veya görme tehlikesi altında yaşayan kadınları ve aile bireylerini korumayı amaçlıyor. Bu kanunun çıkması, ülkemizde şiddete maruz kalan kadınlarla ilgili gerçekten tarihi bir dönüm noktasıdır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız bu çerçevede şu ana kadar şiddete uğramış 20 bin kadının davasına müdahil olarak mağdur kadınlarımızın yalnız olmadığını göstermiştir. Kadına yönelik şiddetten sadece kadınlar değil çocuklar, aile kurumu ve toplum da zarar görmektedir. Bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda sadece devlete değil; sivil toplum örgütlerine, yerel yönetimlere, siyasi partilere, sendikalara büyük görev düşmektedir. Devlet ve sivil toplum örgütlerinin koordineli işbirliği ile kadına yönelik şiddetin önlenmesinde önemli adımlar atılabilmesi mümkündür. Hukukun üstünlüğünü, eşit yurttaşlığı, insan haklarını ve demokrasiyi yerleştirmek için kadına yönelik ayrımcılığı ve şiddeti ortadan kaldırmak zorundayız. Kadınlara yönelik ayrımcı, dışlayıcı ve şiddet içeren uygulamalar sona erdirilebildiğinde, geleceğe daha da güvenle bakabileceğimiz muhakkaktır.