İYİ OLMAK YA DA OLAMAMAK!

20.Temmuz.2018

İnsana dair en güzel duyguların yara aldığı, hatta kaybolduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bugün toplumun her kesimi, özellikle de siyasiler ve partiler “değer ve kavramları” dillendirirken nasıl bir ilişkide olduklarını ve içini neyle doldurduklarını gözden geçirmelidirler. Söylemleri ile eylemleri örtüşmüyor. Dolayısıyla toplum değerlerine büyük zarar veriyor, sıradanlaştırıyorlar... Ülke gündeminde kavgalar, tacizler, kandırmalar... Siyaset alanında ise dün dost dediği aynı ekmeği paylaştığı ve aynı idealler için yan yana mücadele ettiği arkadaşına düşmanca hisler beslemekten, merhametsiz ve hoşgörüsüz olmaktan hatta kötülük yapmaktan çekinmeyen insanlar. Ne acıdır ki bu insanlar, içlerinde besledikleri bu türden kötü duygularının sebebini, İYİ olma haline bile bağlayabilmekte...

Hâlbuki İYİLİK içinde, saygı, sevgi, doğruluk, hayır etmek, lütuf, kerem, âlicenaplık, güzellik, fayda, erdemli tutum ve davranış barındırır. Dostlarımızın, ailemizin, ülkemizin ve insanlığın hayrına çalıştığımız, kötülükleri azaltma yolunda emek harcadığımız, samimiyet ve doğruluk başta olmak üzere insana dair tüm erdemli davranışları ortaya koyduğumuz müddetçe iyi olunacağını bilmeliyiz. İyilik kavramının içinde ‘vermek’ eylemi önemli bir tamamlayıcıdır. İnsanlara kalbinizi, ilginizi, zamanınızı, vefanızı, merhametinizi verirsiniz. İyi olma yolunda emek harcarken önce, nefs ve kibrinizi yok etmeye, kötülük barındıran hallerden kurtulmaya ve arınmaya çalışırsınız...

Hz. Peygamber (SAS) iyiliğin tanımını insanın kendi iradesine ve vicdanına bırakır: “İyilik gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir. Kötülük ise gönlünü huzursuz eden ve içinde bir kuşku bırakan şeydir...” Bu noktada vicdan devreye girmiştir. Vicdan, yanlışlarımızı sorgulatarak bizi iyiliğe sevk edecek, iyi olma yolunda olgunlaştıracak en sağlam yol göstericidir. Burada bilmemiz gerekenler iyiliğin ne olduğu kadar ne olmadığıdır. Önce kendi noksanını ve yanlışını göremeyen, öfkesine hâkim olamayan ve gönül yıkan insanlar iyi olamazlar. Demem o ki, iyilik ve iyi olma hali öyle “sözde kalacak” bir kavram değildir. İyi olmak her şeyin önünde feraset gerektirir, idealistlik ister. İyi insanlar kendilerini iyiliklere adar, gönül eridirler. Güzel insan olma hasletlerini topluma yayma gibi bir sorumluluğu üslenir, kimliğini de bu amaçla anlamlandırırlar. Derdimiz, sıkıntılarıyla tutunacak bir dal arayan, yalnızlık sarmalında kalan insanımızın yüreğine girmek, onun gözündeki tek bir damla gözyaşına umut olabilmektir. Bu amaçla yola çıkan siyasiler dilleri ile özlerini bir tutmalıdır. Siyaset, sabır ve tahammül gerektiren bir alandır. Ülkeyi iyileştireceğinizi ve iyi olduğunuzu iddia ettiğiniz noktada eleştirilere açık olmanız gerekir. Siz gibi düşünmeyenleri düşman ilan etmek gibi bir yanlışa düşmemelisiniz. Umut var-etmek gibi muhteşem bir duyguyu ancak, özü sözü bir, başka insanların dertleriyle dertlenen, yüreğinde iyi duygular besleyen, vicdanıyla hesabı olmayanlar başarabilirler. Resul-i Ekrem (sas) duası duamız olsun: “Allah’ım! Yaşamayı benim için her türlü iyiliği artırma vesilesi yap.”