İyi Deneme

31.Ekim.2018

“Bu şehrin nüfusu kaç ki?” diye söze başladım. Mississippi Devlet Üniversitesi’ndeki ilk haftamın içindeydim ve okul takımının futbol maçı için kampüse toplanmış mahşeri kalabalığa anlam vermeye çalışıyordum. “20 bin civarı” dedi Amerikalı arkadaşım. “Peki stadyum kaç kişilik?” diye sordum. “Şu an 55 bin. Ama yetmiyor, bu yüzden 6 bin daha ekleniyor” dedi. “Dünya derbisi” diye tanımlanan futbol maçlarını 30-35 bin kişi seyredince mutlu olunan bir ülkeden, 20 bin nüfuslu bir şehrin okul takımının Amerikan futbolu maçı için stadyumda 55 bin, stadyumun önünde de 5-10 bin kişinin olduğu bir ülkeye gelmiştim. Merak ve heyecanla içeri girdim.

Amerikan futbolu satranç gibi bir oyundu. En önemli mevki “quarterback” denen bir mevkiydi ve iş büyük ölçüde onda başlayıp bitiyordu. Bizim okulun bu mevkide oynayan oyuncusu methiyeler dizilen bir çocuktu. Yine de bence gereksiz olan fanteziler deniyordu. İnsan heyecanlandığında ve kızdığında aslına rücu edermiş ya; ben de bu gereksiz bulduğum her hamlede “ya bıraksana!” diye bağırıyormuşum. Bağırıyormuşum diyorum, çünkü farkında değildim. Zor da olsa kazandığımız maçtan sonra gittiğimiz cafede, Amerikalı arkadaşım Türkçe’de “nice try” demenin nasıl söylendiğini sorunca “iyi deneme” diye cevap verdim. “Hayır, maç sırasında başka bir şey söylüyordun” diye üsteledi. “Haaa, tamam, anladım! Ya bıraksana!” diye cevapladım. Bozuk bir telaffuzla tekrarladı. Sonra başka konulara daldık.

 

Birkaç dakika sonra, başka arkadaşlarımız da gelince daha kalabalık bir grup olduk. “Ben kahve alacağım, isteyen var mı?” diye sordum. Benden başka üç arkadaşım daha kahve istediler. Kahveleri aldım. Her zaman kullandığımız karton tepsilerden kalmamıştı. Dört bardağı da iki elimle tutmaya çalıştım ama olmadı. Attığım ilk adımdan sonra elim yanınca geri döndüm. Önce iki bardağı getirip masaya bıraktım. Sonra da gidip diğer ikisini aldım. Fazlasıyla nezaket sahibi arkadaş grubumdan teşekkür beklerken, o arkadaşımdan “Ya bıraksana!” diye bir ses geldi. Güldüm ve “O şimdi söylenecek bir şey değil!” dedim. Gülümseyerek “Dört bardağı birden taşımaya çalışman iyi denemeydi, o yüzden söyledim” diye cevap verdi. O an anladım ki, bir Amerikalının, bir girişim başarısızlıkla dahi sonuçlansa, onu takdir etmek ve yeniden denemesinin önüne geçmemek için söylediği “iyi deneme!” sözünün bizdeki karşılığı “Ya bıraksana!” diyerek ve aslında “Ya sen kimsin de böyle bir şey deniyorsun!” demek isteyerek hesap sormaktı! Ve bunu anlamam için dört kişiye kahve ısmarlamam, onları ayaklarına kadar getirmem ve teşekkür beklerken “Ya bıraksana!” lafını duymam gerekmişti...

Bir işi başarmanın olmazsa olmazının, o işi bitirmeye önce cesaret sonra da teşebbüs etmek olmasından hareketle, zor gözükmesine rağmen kendimize inandığımız bir konuda, hiç kimsenin bize “iyi deneme!” demeyeceğinden emin olsak bile denemeye devam! Bu coğrafyada “iyi deneme” lafını size söyleyebilecek bir tek kişi var. Onunla da sadece aynada göz göze gelebilirsiniz! O yüzden, zafere giden yolda, her yere düşüşten sonra, ayağa kalkmadan ve üstünüzü temizlemeye başlamadan bile önce kendinize hak ettiğiniz payeyi verin ve itiraf edin: İyi denemeydi! Mucize sandığımız şeyler hiç de uzak değil.