İTTİFAKLARDA ARANAN KAN SAADET

12.Mart.2018

Son günlerde devamlı olarak Saadet Partisi'ne ve Genel Başkanları Bilge Başkan Temel Karamollaoğlu'na ilgi hayli artıyor. Saadet Partisi bu ilgiyi beyanat ve stratejileri ile gayet iyi götürüyor. Parti içinde birlik açısından şu ana kadar hiçbir problem yaşanmadı. Saadet Partisi'ne olan bu ilgi nasıl anlaşılmalı veya nasıl yorumlanmalı? Saadet Partisi'nin bu anlamda geliştirdiği strateji ve söylemlere bakmak lâzım. Hele son günlerde dinde yeniden tanımlama gibi söylemler muhafazakâr kesimi mutsuz etmiştir. Bu söylemler sağ parti iktidarından olunca seçmeni sol bir partiye değil, daha sağ bir partiye yönlendirecek. Hele de Saadet bir sağ parti ile ittifak yaparsa barajı aşma gayreti mutsuz muhafazakar seçmeni buraya kanalize edecektir. Bunun karşısındaki, yukarıda kolay olan aşağıdaki, zorlama ittifaklar istenen toplam sonucu başka partilere kayabilir. Her seçmenin veya büyük seçmen kitlesinin ikinci tercihi vardır. Ya sandığa gitmeme veya kendine yakın bulduğu ikinci parti tercihini kullanır. Millet gönül ittifakı yapmazsa, sonuca yansır. Ekmeğini bölüşür, oyunu bölüşmez.

Bugüne baktığımızda sayısal olarak % 25’lik olan ana muhalefet partisi CHP mi yoksa % 1’lik Saadet Partisi mi daha fazla gündem oluyor? Partilerin siyasal kapasitelerinin veya özgül ağırlıklarının sayısal güçlerinin önüne geçtikleri bugün daha net görünüyor.

Aslında Saadet’in bu denli merkezileşmesi, sadece Saadet’in bu dönem için geliştirdiği siyasal stratejiye bağlı değil. Bir diğer belirleyici de, özellikle AK Parti’nin Saadet’i “Cumhur İttifakı”na katma konusundaki ısrarı. Bu ısrar, hem AK Parti tabanında hem de muhalefet kesimlerinde aynı anda Saadet’in daha da kilit konumuna geldiğini göstermeye hizmet etti. Bu nedenle Saadet Partisi'nin ittifaka katılmamasından daha fazla, en azından şu an için, AK Parti'nin Saadet Partisi'ni ısrarla ittifaka katmaya çalışmasının siyasal algılara etkisi var.

Siyasal etki ise daha da belirleyici. AK Parti ile MHP’nin kurmak istediği “milliler-gayrimilliler”, “dindarlar-dinsizler” eksenli seçim-siyaseti kutuplaşmasını zayıflatıyor. Saadet Partisi'nin karşı pozisyonda bulunma görüntüsü.

Bu siyasal etkinin sayısal zaaftan daha belirleyici olduğu ortada. Ve sanıyorum Saadet Partisi’nin asıl avantajı, aynı anda hem iktidar bloğunda yarattığı bu etkinin hem de muhalif kesimlerde oluşturduğu sempatinin farkında olan, ayaklarını pergelin iki ayağı gibi iki zemine de dokunduran bir strateji geliştirmiş olması.

Bir yazarın yazdığı aşağıdaki ifadeleri okunmaya değer: "Saadet Partisi şu an için karpuz gibi ikiye ayrılmış iki toplumsal kesime aynı anda seslenebilen tek siyasi parti konumunda olduğunu ya da stratejisini sürdürürse olabileceğini görüyor. Uzlaşmacı, kutuplaştırmayan çizgi, bu strateji içinde anlam kazanıyor. Ve bu da iki tarafta da sempati alıyor. HDP’nin siyasal süreçte etkisizleştirilmesiyle birlikte, özellikle Kürt muhafazakar seçmenler arasında artmaya başlayan temsil krizini/boşluğunu okuyarak özel olarak bu bölgeye ve tabana dönük bir yan strateji izleniyor. Burada da güçleniyor."

Ayrıca vatandaşın oy vermek istemediği bir parti neden kendi oyu ile barajı aşsın? Son olarak Cumhurbaşkanı adayı ismi netleşmemesine rağmen ismin psikolojik doğuşu başladı. O psikoloji bile Saadet Partisi'ni güçlü gösteriyor. Bütün bu şartlar, bu yollar Saadet Partisi'nin önünü açıyor. Rahmetli Erbakan Hoca devamlı olarak 'Biz kazandık' derdi. Kazanmaya devam edecek gibi duruyor Milli Görüş siyaseti.   

Yazarın Diğer Yazıları