İsraf ekonomisi, ağlanacak durum ve biat kültürü…

16.Nisan.2018

2017 yılı enflasyon oranının % 10.5 olduğu açıklandı. Piyasalar iki katını gösteriyor! Büyüme oranı ise % 7. 4 imiş. Öyle dediler, yani konuşanlar oldu!

Büyüme oranı, iki alanda mutlaka etkili olur, kendini gösterir: 1) Çalışanların maaşları artar. 2) İşsizlik oranı düşer. Bunlar hissedilmedi. Faizlerin, enflasyonun ve işsizliğin çift rakamda kaldığı bir ülkede ekonomik büyüme hayaldir. Dış borç ve dış ticaret açığı devleşti! Biz ufak bir karşılaştırma yapalım.

Cumhuriyet tarihinin en büyük büyüme oranı % 8 ile (1923-1938) Atatürk dönemine aittir.

Bu dönemde Osmanlı’dan kalan dev borçlar ödenmeye başlanmıştı.

Bütün dünyayı sarsan asrın en kötü krizi, 1929 “Dünya Ekonomik Krizi” yaşanmıştı. Yetmedi, bu dönemde dış borç almadan dev yatırımlar yapıldı.

Türkiye İş Bankası, Sümerbank, Etibank’ın yanında kumaş ve şeker fabrikaları kuruldu.

Madenler işletildi, yabancıya satılmadı.

O dönemde yolsuzluk yoktu, gösteriş ve israf yoktu.

Düşünceler de öyleydi, yapan da yaptıran da yerli ve milli idi.

Bu anlayış sayesinde sadece saman ihraç eden bir Osmanlı’dan sonra uçak fabrikası da kuruldu, tren fabrikası da kuruldu ve ihraç da edildi. Fakat tesisleri gâvura satmak hiç düşünülmedi.

Yapanlar her şeyleriyle yerli ve milli idiler. Ekonomi de yerli ve milli idi. Yerlilik ve millilik de onlarda kaldı! Çünkü, satılan, yabancının elindeki malın neresi yerli kalır, neresi milli kalır?

**

99 yıl önce 10 Nisan günü Kaymakam Kemal Bey idam edildi. Bu unutulamaz.

Suçu: Boğazlıyan ilçesinde Ermenilerin Türk katliamı yapmasına izin vermemesi.

İdam yeri: İstanbul Beyazıt Meydanı. Burası Osmanlı sarayının burnunun dibi. Devlet, Yozgat ili Boğazlıyan ilçesine tayin ettiği kendi kaymakamını koruyamıyor.

Acizlik budur, güçsüzlük budur, zavallılık budur. Allah bir daha böyle durumlara düşürmesin. İşte bizim yaptığımız eleştiriler hep bu endişeye dayanıyor. Kimsenin hatasını bulmak normal insana zevk vermez. Biz, kalkınma seferberliği istiyoruz. ABD belası başımızda. Gücümüzü boşa harcayamayız. Durmadan üretim diyoruz. Asla israf yapmayın diyoruz. Temel atma töreni de yapmayın, açılış töreni de yapmayın, millet her şeyi zaten görecektir. İşsiz adamın nafakasını ziyan etmeyin diyoruz. “Güçlü Devlet” olmak zorundayız diyoruz. İsraf önlense (ki, istemedikleri için önlemediklerini düşünüyorum) hiçbir kuruluşu satmaya lüzum kalmaz. Her şey ortada, görmek için iyi niyet yeter, biraz da helâl yemek ister.

**

Sultan II. Abdülhamid'in torunu olduğunu söyleyen Nilhan Osmanoğlu, Cumhurbaşkanlığı sistemine neden “evet” dediğini “Bizim canımıza yetti parlamenter sistem artık” sözleriyle anlatmaya çalışmış(mış)! Kafa karıştırıyor!

Bu kadın hiç güven vermiyor ve hep boş konuşuyor. Sanki içeride az parazit varmış gibi.

Sadece kendi niyetini belirtse daha dürüst olur. Ne yani, Cumhurbaşkanlığından halifeliği mi anlıyor acaba? Daha kolay geçiş olacağını mı zannediyor yoksa! Canına ne yettiyse bilemeyiz de, anlaşılan sıkıntısı parasızlık filan değil. Eğer öyle olsaydı ciddi işlerle uğraşırdı. Sultan II. Abdülhamid İngilizlerden koruyamayacağını anlayınca Musul-Kerkük petrollerini şahsi malı yapmış ve kendi üzerine tapu etmişti. Bu durumda torununa düşen dedesinin tapulu malını aramak, gidip Musul-Kerkük petrollerinin kendi malı olduğunu söyleyip üzerine oturmaktır. Aksi takdirde zaten önüne gelenin konuştuğu Türkiye’de onun zırvalarına hiç de ihtiyaç yoktur.

**

Kaçınılmaz sonuç: “Mutlak biat kültürü” ile yetişen nesillerde, “idarî kadroların sorgulanamazlığı” ve “mutlak teslimiyet” kaçınılmazdır. Bu özellik idareci sınıfın millete yabancılaşmasına yol açar.