İran'da neler oluyor?

08.Ocak.2018

Her gün dünyada ve Türkiye’nin etrafında çok önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle de doğu komşumuz İran'da başlatılan isyan hareketleri, Türkiye’nin çok temkinli olmasını gerektirecek kadar önemli görülmektedir. Nüfusunun yarıdan çoğu Türk asıllı olduğu halde ve 1925 yılına kadar Türk hanedanlar tarafından yönetilen İran ile her ne kadar “Kasr-ı Şirin” anlaşmasından sonra çok ciddi olarak karşı karşıya gelmemiş olsak bile; İran, Orta Asya Türk Dünyasına giden yolun üzerinde, Anadolu Türklüğü için daima büyük engeller oluşturmuştur. Anadolu Türklüğü, İran’ı aşarak, geldiği ata yurduna ulaşmayı bir türlü başaramamıştır. Müslüman bir devlet olmasına rağmen “Şia felsefesini” bir mezhep olarak yorumlayıp, ideoloji halinde savunması, Osmanlılar döneminde de Anadolu Türklüğü için büyük tehditler oluşturmuş, bunu gören Yavuz Sultan Selim; o dönem İran'da hâkim olan “Safevi Türk devletine karşı” savaşarak; o zaman için bu tehlikeyi önleyebilmişti. Geçen asırlar içerisinde İran’ın Anadolu Türk devletine bakışında önemli bir değişiklik olmamıştır. 1979 lu yıllardan sonra, tamamen “otokratik yönetimlerin” söz sahibi olduğu İran, tercih ettiği yönetim anlayışından dolayı Türkiye ile bir türlü olması gereken ilişkilere ulaşamamış, hatta içimizdeki bazı kesimleri de etkileyerek “Humeyni anlayışının” bir gereği olarak ülkemizde, “c uma namazlarının” bile kılınmamasına sebep olacak propagandalar ile yine tarihteki “din merkezli” kışkırtıcı rolüne geri döndüğünü göstermiştir.

Türkiye her seferinde tabiri caizse “alttan alarak” durumu idare etmeye çalışmış, hiçbir zaman oradaki yüksek oranlı Türk nüfusunu teşkilatlandırarak, İran’ın karşısına bir güç olarak dikmeyi düşünmemiştir! Doğruluğu tartışılan bu politikalarımıza rağmen İran, Türkiye’yi yıpratıcı, fırsatları değerlendiren ve özelliklede PKK konusunda Türkiye’nin aleyhinde olan tutum ve davranışlardan kaçınmak için hiçbir çaba sarf etmediği gibi, zaman zaman da, teröristlerin sıkıştığı durumlarda onlara lojistik destek verildiği iddialarıyla da gündeme gelmiştir!

Halkını demokratik olmayan yol ve yöntemlerle baskı altında tutup kontrol etmeyi güç zanneden bu tehlikeli anlayış İranla sınırlı kalmayıp, bölge ve dünya ülkeleri için bir tehdit ve tehlike olmaya başlayınca, hatta Ortadoğu’da; oyun kuruculuğa soyunup önemli oranda, askeri eğitim almış milis güçlerini bölgedeki etkinlik alanlarına gönderince, hem içte ve hem de dışta rejimin sorgulanması ve bunun tabii sonucu olarak tepkilerin sokağa inmesi planı uygulamaya konulmuş görülüyor.

Türkiye’yi de rahatsız eden bu gelişmelere karşı ülkemiz hiçbir zaman İran’ı istikrarsızlaştıracak kozların fazlasına sahip olduğu halde bunları kullanmadı, kullanmayı da düşünmedi. Yanlış siyasetlerine rağmen, İran’ın istikrarsızlaştırılmasının Türkiye’ye hiçbir fayda getirmeyeceği ortadadır. Hal böyle iken; İran’ın da her seferinde, içinde sadece düşman ilan ettiği anlayışların rolü olmayan iyi niyetli özgürlük isteklerini bile silahlı sokak güçleri ile bastırması, tekrar eden olaylardan ders alınmadığını göstermektedir.

Türkiye’nin bütün iyi niyetli tutum, davranış ve yaklaşımlarına rağmen 80 milyonluk nüfusunun 40 milyona yakını Türk olan İran orada bulunan bu kahır Türk nüfusun kültürel haklarına, kendi dilini gereği gibi kullanmalarına, gelenek ve göreneklerini yaşatmalarına asla müsaade etmemektedir. Bu hastalıklı anlayış ile İran’ın, sadece askeri ve milis güçlerin şantajı ile nereye kadar bu tutumunu sürdürebileceği meçhuldür. Bu yaklaşımı ile İran, kendi ayaklarına ateş eden adam durumundadır. İran, kendi devlet varlığına saygı duyulmasını istiyorsa, elbette ki kendisinin de başka devletlerin içişlerine hangi hakla karıştığını, kendi halkının özgürlük isteklerini her seferinde, yabancı ajanların kışkırtmaları tanımından vazgeçerek insanların en tabii haklarına saygı duymanın artık bir mecburiyet olduğunu anlamalıdır!

Tahran bugün İstanbul'dan sonra dünyada en fazla Türk nüfusu barındıran şehir olmuştur. Azerbaycan, Halaç, Türkmen, Horasan, Kaşkayı Türklerinin kendi iç dinamikleriyle oluşturduğu yeni Türk ulusu, Anadolu'yu Fırat'ın doğusundan bölerek Turan ve İran'ı parçalamayı amaçlayan 150 yıllık emperyalist politikalara en iyi cevap olmuş ve oyun bozulmuştur. İran bunun farkında olmalıdır artık!

İran’ın içinde bu kadar güçlü olan Türkiye buna rağmen İran hakkında hiçbir zaman olumsuz politikalar oluşturmamışken, bu gün dahi, İsrail ve Amerika tarafından İran’ın içine düşürülmek istendiği durumdan memnun değildir. Başka devletler ve milletler için büyük fırsatlar olan bu durumlardan bile yararlanmayı kendisine yakıştıramayan Türkiye ye karşı İran’ı yönetenler de hatalarını anlamalı ve Türkiye’nin gerçek bir dost olduğunu görmeli ve karşılığında da Türkiye ye dost olduklarını, samimi niyetlerini oradaki Türk nüfusun haklarına, en azından “uluslararası standartlar seviyesinde” saygı duyan uygulamaları başlatarak göstermelidirler!

Ancak ne yazık ki, bugün İran’ı yöneten molla sınıfının anlayışları bu konuda yeterli görülmemektedir.