İki 12 Eylül'den bu milletin çektikleri!

13.Eylül.2018

Mustafa Pehlivanoğlu! Burada! Ali Bülent Orkan! Burada! Selçuk Duracık! Burada! Halil Esendağ! Burada! Fikri Arıkan! Burada! Cevdet Karakaş! Burada! Ahmet Kerse! Burada! Cengiz Baktemur! Burada! İsmet Şahin! Burada! 12 Eylül 1980 tarihinde yapılan Amerikan patentli askeri ihtilal sonucunda, dönemin kudretli Neron’larınca “bir sağdan, bir soldan astık” mantığı ile şehit edilen ülkücü arkadaşlarımız için yaptığımız yoklama sonucunda hepsinin gür sesleri ve yüksek imanları ile şehadetlerinin yıl dönümünde aramızda olduklarını gördük. “İhtilal olgunlaşsın diye bir sene bekledik diyerek” bu milletin has evlatlarının katliamlarına göz yuman, hatta düşmanın arasına sokmaları gereken casuslarını evlatlarımızın arasına sokarak kışkırtan ve Amerikan çanaklarından beslenenlerin ise esamisi okunmaz olmuş şimdilerde! “Kalemi, kelamı, selamı” kıbleye dönük olan bu destan yiğidi kardeşlerimizi elbette ki unutmadık, unutmayacağız!

Çünkü bizler; ülkücülüğü “sıradan siyasi bir hareket değil, bir medeniyet iddiası olarak görüp, yüreği Türk vatanı için çarpan, gönlü Türk-İslam dünyasını kucaklayan bir davanın; “milli, insani ve İslami” hasletlere sahip bir duruşun temsilcileri olarak görüyorduk. Mamak zindanlarında, C-5 denilen özel işkence odalarında asrın en güçlü işkence silahları ile imtihan edilen Türk milliyetçileri çok şükür ki; inandıkları yüce dinlerinden aldıkları güç ve kuvvetle ve Başbuğlarına duydukları sonsuz güvenle; kendilerine işkence edenlerin karşısında dağ gibi durarak, onlara ve rütbelerini her şey zannedip, ölümsüz olduklarını zannedenlere karşı, küçük ve zavallı yaratıklar olduklarını göstermişlerdir! 12 Eylül 1980 harekâtı, bu milleti köklerinden ayırıp, ruhsuz, inançsız, kültürsüz ve tarihsiz bırakmak isteyen dış kaynaklı desteklerle gerçekleştirilen tıpkı 15 Temmuz hareketinin bir benzeri ihanetti! Kim ne derse desin; bunca işkenceye, iftiraya, haksızlığa uğramışlığa rağmen bugün bile kirli ellerin ve emellerin hedefi olan Türk milliyetçileri birbirlerini “rozetleri ile değil yürekleri ile” sevmenin olgunluğuna ulaşmışlardır. Hiçbir beşeri gücün bu sevgi yumağını bozmasına gücü yetmeyecektir. Yiğit arkadaşlarımızın ruhları şad, mekânları cennet olsun. Hafızalarımıza; “Feto’nun, “mezardakileri de kaldırın oy kullansın” dediği 12 Eylül 2010 referandumu ile milletin yargısını ele geçirenlerin ihanetleri de gelmektedir. Adalet Bakanlığı eski müsteşarı Birol Erdem’e göre Türkiye’de vesayet “yargı üzerinden” ve öyle basit bir formülle kurulmuş ki bütün yargıyı ele geçirmeye de gerek yok, “idari kurumu” ele geçiren bir anlamda ülkeyi de ele geçiriyor. FETÖ de bunu ilk fark edenlerden! Hükümetin o günkü konjonktürde yargıda vesayetin tek sorumlusu olarak gördüğü YARSAV’a karşı bu melun güçlerle işbirliği yapması gafleti süreci 15 Temmuz gecesine kadar getirecek olaylar zincirinin başlangıcını oluşturmuştu! Hükümet; bu konuda yapılan eleştirilere kulak asmadan “yağmurdan kaçarken, doluya tutulmuş” Fetocu sinsi ve hain casuslar örgütünün ihanetine uğramıştı!

Milletin feraseti ile defedilen 15 Temmuz kalkışması, zehrin her daim “altın kâse” içinde sunularak hedefe gidildiğini bir kere daha göstermiştir. Ne gariptir ki; 12 Eylül 1980 milletine ve demokrasiye ihanet hareketini yapanlar ile 15 Temmuz 2015 hain kalkışmasını yapanların arkasındaki güç aynıydı! 12 Eylül’ü yapanlara “bizim çocuklar”, 15 Temmuz'u yapanlar için ise “delil bulamadık” diyerek sahiplenen Amerika! 12 Eylül zindanlarında ülkemizde yaşanan olayların tarafı olarak suçlanan ülkücülerin, 15 Temmuz ihanetini yapan odakların bugün ortaya çıkmasıyla masum ve vatansever oldukları bir kez daha ortaya çıkmış bulunmaktadır! Ne 12 Eylül’ü ne de 15 Temmuz’u yapanları ve yaptıranları bu millet asla unutmayacaktır!