Hakikate yönelmek iyilik, doğruluk ve güzelliği yaşamaktır

02.Nisan.2018

İnandığımız Kur’an hükümlerine göre bütün iyilik ve güzellikleri başkalarından daha çok Müslümanların yapmaları ve yaşamaları gerekir. Öyle ya, Yüce Yaradana diliyle ve gönlüyle tam olarak iman eden Müslümanın yapması gereken; hayatı boyunca ve her yerde iyilik, doğruluk ve güzelliği düşünmek, hissetmek ve iyiyi, doğruyu ve güzel olanı uygulamaya çalışmaktır.  Ve başarmaktır. Ama gerçek böyle değil! Her şeyden önce yalanın ölçüsü yok. Hak? Hukuk? Onlar da neymiş? Nerede bulunur? Camiden çıkar çıkmaz her şey eski tas eski hamam. Değişen hiçbir şey yok.

Herkes bunlara birçok açıklama getirebilir. Fakat, aynı bu herkes, Müslümanın hayatındaki yanlışların ve mağduriyetlerin en önemli sebebinin “akıl dışı bir hayat” olduğunu da kabul etmek zorundadır.

Toplum, kendini yönetenlerin başarıları yerine onların kendilerine yüklediği görüntüye bakıyorsa o ülkede akıl yok demektir. İnsanın başarısı bir ölçü olmaktan çıkmış, bizden mi-ötekilerden mi sorusu ölçü haline gelmişse o diyarda insanlık da ölçü olmaktan çıkmış demektir. Bu durumda sormak istiyoruz: Öyle bir yerde din kardeşi olmak ifadesi bir anlam taşır mı? Kurallarına uyulmayan ortak dinin toplum hayatında yeri kalmış mıdır? Yaşanmayan İslam..! Bunun ifadesi bile çok acı! Biz, bu olmamalıyız. Öyleyse akıla müracaat edilmeli. Birinci derecede sorumlu olan Diyanet önce kendi aklını başına toplamalıdır. Cumhurbaşkanı, bu kurum için, niye bunları düşünmüyorlar, dememeliydi.

Bu durumda halktan ne bekleyebiliriz?

Erzincan’da büyük bir arazi üzerinde kurulu “Şeker ve Makine Fabrikası” ve tabelası var. Tabela diyorum, çünkü, bir süre önce makine fabrikası kapatıldı. O fabrika şeker fabrikalarının makinelerini imal ediyordu. Sonra Türk Şeker Kurumu kapatıldı. Şimdi de yaklaşık 10 milyon insanın geçimini sağlayan şeker fabrikaları özelleştiriliyor. Yani kapatılacaklar. Yetkililer 5 yıl garantisi var, kapatılmayacak diyorlar. İşte, insana akıl burada lazımdır. Makine fabrikasını kapat, Türk Şeker Kurumunu kapat, teker teker özelleştir, 5 yıl ömür ver, sonra da kalkıp bunlar kapatılmayacak deyiver. Burada, ayrıca, karşılıklı akıl sağlığının acıklı durumu da boy gösteriyor maalesef!

Diyanet mutlaka bir yolunu bulup biat kültürünün yanlışlarını insanlara anlatmak zorundadır. Biat kültürü olan toplumlarda kimse kitap okumaz, araştırma yapmaz, öğrenme biter. Toplum konuşan cahiller yığını olur. Cami insanları korkutmak ve para toplamak yeri değildir. Normal bir Müslümanın Allah’ın tüm yarattıkları gibi diğer insanlara da saygı göstermesi gerektiğini fakat Allah’ın hiçbir kuluna asla biat edemeyeceğini bilmek ve öğretmek zorundayız. İslam’da tam itaat Allah’adır. İslam’da körü körüne itaatin yeri yoktur. Kur’an’a bakınca adeta “AKIL, BİLGİ ve İMAN” sıralaması görülüyor. İmanı kuvvetli gösterilene itaat değil, kendi aklına ve bilgine itaat (uyma) ve Allah’a tam itaat ama daha düzgün çalışma şartıyla. Allah bunu istiyor. Ardından yukarıda bahsettiğimiz iyiyi, doğruyu ve güzel olanı aramak. Böylece, Hakikate yönelmek.

İyi niyetli olması bir yana, bizim insanımız helal-haram sınırını, kul hakkını iyi bilemiyor. Karşılıklı konuşmalar pek de anlamlı gelmiyor. Anlık duyumlar veya insani duygular konuşuluyor.

Unutmayalım, her yerde medeniyet göstergelerinden birincisinin “çalışma adabı ve iş disiplini” olduğu kabul edilir.  Kur’an da bizden medeni olmamızı, iyilik ve güzelliğimizi istemiyor mu?