Fadime ile Berivan, düşman çatlattı!

20.Şubat.2018

Her ne kadar bir işi "akıl ile gerçekleştirmek" öncelikli ise de, "Gönülden yapmak" da çok ama çok önemlidir.

Çünkü, aklın enerjisidir gönül. O nedenledir ozanlar, aşkı "Gönülden sevmek" diye tarif ederler.

Soracaksınız ki; "Nerden esti şimdi akıl ile gönül işi?"

Anlatayım:

İçişleri Bakanlığı tarafından desteklenen, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti tarafından gönül insanı meslektaşımız Ahmet Külekçi'nin takdire değer organizatörlüğünde Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde görev yapan basın mensuplarıyla karşılıklı muhabbete yönelik "Gönül Elçisi Projesi" kapsamında 35 arkadaşımız Trabzon'a geldi. İstişare eylediler, muhabbet ettiler, gezdiler gördüler ve döndüler.

Sonra duygu ve düşüncelerini basın üzerinden paylaştılar. Bunlardan biri de urfafanatik.com'dan Gülizar Gülbek isimli genç kardeşimizdi.

Hiç uzatmaya gerek duymadan son cümlesini paylaşmak isterim.

"Ayrılık günü geldi çattı derler. Ama bizimkisi ayrılık günü değildi. Kardeşlik zincirini tek tek kurduğumuz gündü. Trabzon'da bizi ağırlayan kardeşlerimize hoşça kal demedik. Daha görüşeceğiz dedik. Elçi olarak geldiğimiz Trabzon'u illerimize gidip anlatma zamanımız gelmişti artık."

Bir de İçişleri Bakanı Soylu'ya şöyle bir çağrısı var:

"Trabzon'dan Doğu ve Güneydoğu'nun en ücra köşesine kadar uzayan bir kardeşlik zinciri var artık. Bu zincir sadece biz gazetecilerle sınırlı kalmasın. Hainler bu kardeşlik zincirini kırmasın. Bu zincire dolanıp boğulsunlar istiyorum."

*

"Fadime ile Berivan bir araya geldi. Düşman çatlattı" diyen Gülizar'ınkine benzer birçok değerlendirmeyi diğerleri de yaptı. Yapmayı da sürdürüyorlar. Çünkü bu bir akıl ile yol bulan gönül yapma projesi. Yunus Emre'nin dediği gibi:

"Ben gelmedim davi için,
Benim işim sevi için.
Gönüller dost evi için,
Gönüller yapmaya geldim."

***

TAVŞAN KANI ZEHİRE DEVAM!

Her şeyi kısa yoldan, ben diyeyim "emek vermeden", siz söyleyin "hak etmeden", hem de "Beş dakikada Beşiktaş" hesabıyla elde etmeye alışmış bir insan yığını haline dönüşmüşüz yaaaa!

Onun için, normal şartlarda 15-20 dakikada demlenen çayı bile "Beş dakikada tavşan kanı" diye methederek kullanıyoruz. Ama, 5 dakikada koyu kırmızı olan o çayın rengini gerçekte kansere sebep olan glikoz ile karbonat ile yoğrulmadan aldığını hiç aklımıza getirmiyoruz.

Gitmişiz bir markete. Bakmışım yan yana duran çaylara. Paketler aynı. Kiloları aynı. Fiyatları biri bir kilo çayın maliyetinin altında yani 17 lira, diğeri 25 lira. Niye fazla para versin ki alıcı? Değil mi?

Anlı şanlı marketlerin raflarına konduğuna göre, devletin toplum sağlığı ve haksız rekabetle ilgili kuruluşları da bunları kontrol etmişlerdir. Vatandaş daha kime güvenecek ki?

Yapacağı, gerçek çayın maliyetinin altındaki fiyattan o çayları almak. 15 dakika yerine 5 dakikada demlemek (zaman ve yakıt tasarrufu da cabası), sonra da, üfleyerek içmek!

Daha sonra!

Dahası başta kanser olmak üzere, kendi yanlışı ile hastalıklara yakalanıp, "Ne yapalım Allah'tan" demek!

Öyle mi?

Öyle değil! Allah kuluna verdiği vücudun sağlığını korumayana hesabını soracaktır. Kullarının sağlığı ile görevi olup da yapmayan ise daha fazla hesap soracaktır!