En önemli meselemiz...

18.Aralık.2017

Hiç şüphesiz milli eğitimdir.

Çünkü millet varsa devlet vardır.

Milli Eğitim Bakanı “Elmastan değerli bir eğitim sistemimiz var” diyor, fakat devamlı sistem değişikliği yapılıyor!

Adıyaman Üniversitesi Rektörü “yabancı bir kadınla tokalaşmak ateş tutmaktan daha kötüdür” diyor, ertesi günü “lüzumsuz bir meşguliyete sebep oldum” diyebiliyor.

Devamlı “yeni proje” lafı ediliyor.

Proje şuurlu bir plan, geniş kapsamlı bir program demektir.

Niyetlerinin kötülük yapmak olduğu da belli değil ama güvenemiyorum.

Bunlara iyimser bakışımız şudur ki; bunlar bu işleri bilmediklerini bilemeyecek kadar, hiçbir şey bilmiyorlar!

Bundan dolayı bunların “bilim adamı” olanları dünyadaki bilim adamlarından, “fikir adamı” gibi görünenleri de dünyadaki fikir adamlarından çok daha cesur ve atılgan olmaktadır. Anlaşılan, yönetici konumunda olanlar da pek farklı değiller!

Belki de, köklü, ciddi bir geçmişi olan belirli bir millete hitap ettiklerinin farkında değiller!

Dünyada dini inceleyenler şu soruyu sorarlar: Bu milletin dini nedir? Kaynaklara göre nedir? Kültürümüzdeki etkileri nedir? Bizimkiler kendileri yönlendirir, şu soruların cevabını ararlar: Bir kısmı için milletin dini nasıl olmalıdır? Bir kısmı için ise hiç olmasa olmaz mı?

Dünyadaki idareciler ve bilim adamları çok açık ve kolay bir işle uğraşırlar: Geçmişimizde neler yaşanmıştır? Nasıl olmuştur? Niçin öyle olmuştur? Bizimkiler daha yaratıcıdır(!): Bu milletin tarihi nasıl olmalıdır? Nasıl olursa maksadımıza uygundur? Ortaya hayali bir tarih çıkar. İlkel bir toplumu yönettiklerini zannetmeye başlarlar! Böylece sanal projeler peş peşe sıralanır, biri gider, biri gelir...

Gerek Marksistler, gerek siyasi ümmetçiler, topluma baktıkları zaman, sahip oldukları ideolojileri milleti görmelerine, tanımalarına engel oluyor. Milleti sadece ırklar, kabileler, kavimler, yani etnisiteden ibaret görürler. Çünkü her ikisi de enternasyoneldir, milli değildir. Diğer bir ortak özellikleri “Toplumu millet yapan ana unsurun Ortak Yüksek Kültür olduğunu kavrayamazlar. Dedik ya, bilmedikleri konulardan haberdar olamayacakları için işin farkına varamazlar. Ayrıca milliyet kavramından, milliyetçilikten de sıkıntıları (noksanlıkları) vardır.

Kimi biraz Vahhabi, biraz İhvan-ı Müslim ilhamlıdır.

Kimi laikçiler kültür unsurlarını öylesine traşlarlar ki, ulus dedikleri şey sadece kavim ve etnisiteden ibaret kalır.

Zaman zaman hoşa gidecek, doğru sayılacak kavramları kullanırlar ama kısa geçerler, çünkü içlerini doldurmak istemezler. Millet kavramı tam olarak ortaya çıkar ve herkes kavrayacak olursa işleri zorlaşabilir! İdeolojileri buna engeldir!

Nerede kaldı, öz değerler? Bizi biz yapan değerler!

Değerler, bireyin ve toplumun hayatına yol gösteren ortak ilkeler ve vasıtalardır. Dil, din, tarih, bayrak, vatan, toprak ve beraber yaşayışın bütün kuralları gibi daha birçok unsuru içine alır.

“Kürdü, Arnavutu.., cemaati, tarikatı, Alevisi, Sünnisi, Hanefisi, Caferisi... var” gibi ifadeler ise sadece bozgunculuk getirirler. Bunlar varsa vardır, fakat, toplumu bunlara göre tarif edemezsiniz. Hepsinin üstünde “ortak yüksek değerler” bulunur. Bu değerler de, belirli bir isimle anılan, tek bir millette toplanır.

Millet bütün varlıkları ve bütün değerleriyle millettir. Değerlerin yarısıyla millet olunmaz, olursa bugünkü gibi olur! Sevgisiz ve beka korkusuyla yaşar, gidersiniz. Buna da ne denir bilemem!

Önce millet vardır, bütün sınırları o çizer.

Devletin sınırlarını da, yaşayışın sınırlarını da...

Ulus devlet budur.

“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözünün de anlamı budur.