Elveda sevgili MHP!

23.Ekim.2017

1972 yılında okuduğum; büyük devlet adamı Başbuğ Alparslan Türkeş’in “1944 Milliyetçilik Olayı” kitabındaki; “savaşta ölmeyi göze alabilecek kadar cesaretli olmak zafer getirmez” şaheser ifadesi ile “Türk milliyetçiliği davasına” gönül verdim. Demek ki tam 46 yıldır, tabiri caizse 7 gün 24 saat bu davaya hizmetle ömrümü yaşadım. Vakıf şubelerimizde, ülkü ocaklarımızda, yurtdışı teşkilatlarımızda kutsal davamız ile ilgili 300’ün üzerinde konferans verdim. Varlığından onur duyduğum ve şimdilerde devletimizin çeşitli kademelerinde çok değerli hizmetler yapan onlarca öğrenci yetiştirdim.

Görev yaptığım bütün okullarda; siyasetin çirkefliğinden uzak, bütün öğrencilerime, renklerine bakmadan “Allah’ın yarattığı kutsal emanetler olarak” hizmet ettim. Hiçbir öğretmenimi; görevindeki başarısının dışında renginden dolayı asla bir tasnife tabi tutmadım. Peygamberimizin; “iki günü birbirine müsavi olan insan aldanmıştır” hikmetli sözüne göre hayatımı yoğun bir çalışma temposu ile dolu dolu yaşadım. Ülkü Ocakları, Ülkü-Bir, Kamu Çalışanları Vakfı gibi “sivil toplum kuruluşlarımızın” her biriminde başkanlık ve yöneticilik görevlerinde bulundum.

MHP’den üç defa Trabzon’dan milletvekili adayı olma şerefini yaşadım. Eğitim alanında; “dünyanın en çok kitap okuyan okulu olarak, Guinness Rekorlar Kitabı’na girme, dünyada ilk kez, Fuzuli Projesinin gerçekleştirilmesinden tutun da diğer birçok alanda arkadaşlarımla birlikte sıra dışı başarılar elde ettik. Dünyada 25 ülkeyi ve onlarca farklı şehri gezip inceleme fırsatım oldu. Sosyal birikimlerimi yayımladığım altı eserle kalıcı hale getirdim. Devletimiz tarafından yüksek sayıda takdirname ile ödüllendirilmeme rağmen; FETÖ tezgâhı ile bunca başarıya rağmen şahsımızı tanımayan idareciler tarafından değerlendirilerek sözde yeterli puan alamadığımız için okul müdürlüğü görevinden adeta sokağa atıldık. Bir kez olsun liderimizin itiraz sesini duymadık! Büyüklerimizin bir bildiği vardır diye “tevekkül” ettik!

Her devrin iktidar partileri devlet kadrolarını kendi yandaşları ile doldururken; bugün sahip olduğumuz belediyelere bile bir tek ülkücünün yerleştirilmediğini görüp, bu acımasızlığa bile “liderin bir bildiği vardır” hurafesi ile ses çıkarmadık! 1980 Amerikan patentli askeri darbesinden sonra camiamızın üzerinden adeta dozerlerle geçildi. Kervanımız basıldı ve lider kadromuz liderimizle birlikte haksız ve hadsiz olarak tutuklandı. Dışarda kalanların bir kısmı, yurtdışına çıktı, bir kısmı yeni siyasi partilere girdi, bir kısmı da “mafyatik” gruplara montajlandı. Yapılan onca haksızlık, zulüm ve işkencelere rağmen, asaletinden hiçbir şey kaybetmeyen ülkücü arkadaşlarımız ve liderimiz Alparslan Türkeş; kendisini yargılayan mahkeme heyetine karşı; “biz olmasaydık sizler, bizleri burada yargılayamazdınız” diye haykırınca, bütün suçsuzluğu ile 1987 yılında beraat etti.

On yıl sonra “Rahmeti Rahmana kavuşunca” sancılı bir geçişten sonra MHP liderini yeniledi; ümitlenmiştik! 1999 üçlü koalisyon döneminde; camiamıza yıllarca yapılan haksızlıkların en azından sona ereceğine inanıyorduk. Ne gezer! Daha büyük haksızlıklarla karşılaştık! Devlet kadrolarına doğru dürüst bir tek arkadaşımız alınmadığı gibi, bunun kalıcı olarak engellenmesi için de KPSS diye yeni bir uygulama başlatıldı. Liderimizin bir bildiği vardır diye bekledik yıllarca! Antalya Türk Kurultayı kaldırıldı, bekleyelim dedik, Kayseri Zafer Kurultayı yasaklandı, acele etmeyelim dedik, Ülkü Ocaklarımız işlevsiz bir konuma getirildi, “her şerde bir hayır vardır” dedik, ozanlarımız partimizden kovuldu, liderdir, yapar dedik! Yazarlarımız–çizerlerimiz değersizleştirildi, çok konuşmasalardı dedik!

Ülkücülük, ülkücülere unutturuldu! Lider siyaset yapıyor zannettik! 7 Haziran seçimlerinde 80 milletvekili ile altın tepsi içinde milletimizin verdiği iktidar ortaklığı gücünü; mevcut iktidarı PKK, CHP ve HDP ye muhatap kılarak adeta reddettik! 3 Kasım seçimlerinden sonra daha önce söylediğimiz bütün sözlerden vazgeçerek bu sefer kayıtsız şartsız iktidar partisinin “sözcüsü” olmayı siyaset belledik! Siyasi parti liderleri siyasetlerini kendi tabanları ile yapar dedik; liderin tek başına aldığı bütün hayati kararlar sonrası; “Size mi soracaktım” azarlanmasıyla hakarete uğradık! Devletin bekası iddiasına rağmen; mevcut iktidarın desteklenmesi; ülkücü camiaya bizzat liderleri tarafından yapılan aşağılama ve hakaretlerle; “şark kurnazlığı” yapılarak engellendi! Hâlbuki bizim camiamız; söz konusu vatan olunca, değil Cumhurbaşkanının yanında olmak; ona sıkılacak düşman kurşunlarına karşı, onun önünde olmayı görev bilecek bir terbiye ile yetiştirilen insanlardır!

Sonuç olarak; yeni bir parti kurulacağı için değil; “Ülkücülüğüm ve MHP’liliğim baki kalmak üzere” bütün bu sebeplerden dolayı, hiçbir ümidimiz kalmadığı için biz bu partiden gider olduk; kalanlara selam olsun! Her ülkücünün benzer bir hikâyesinin mutlaka bulunduğunu hatırlatarak; yetişmesinde “karınca kararınca” katkıda bulunduğum değerli öğrencilerim, gençler ve dava arkadaşlarım; bilin ve bildirin ki; devletine-milletine ve bu davaya kendi genel başkanından daha çok hizmeti olan ve de olacak olan Hasan Suiçmez; gözü yaşlı, gönlü kırık ve de sebep olanlara asla hakkını helal etmeyerek “Elveda Sevgili MHP” diyor!