Eği̇ti̇mde yeni̇ bi̇r i̇nkilâp yapma zamani geldi̇ de geçi̇yor!

25.Haziran.2018

Geçtiğimiz günlerde 8. sınıf öğrencileri Liseye Giriş Sınavı diye kısa adıyla LGS olarak bilinen bir sınava girdiler. Öğrenci velilerinin bütün çabası çocuklarını daha iyi bir eğitim almaları için nitelikle lise diye tabir edilen okullara sokabilmekti. Maalesef yurdumuzdaki nitelikli liseleri belirleyebilmek için bakanlık yetkililerince belirlenen kriterlere uygun 34 ilimizde nitelikli lise olmadığı tespit edildi.

Düşüncesi bile korkunç! Türkiye’nin 34 ilinden bahsediyoruz! Ülkenin neredeyse yarısında öğrencilerin gidebileceği nitelikli bir lise yok. Hem nitelikli lise de ne demekmiş? Milli eğitim Bakanlığı, ‘öğrencileri seviye sınıfları yapmadan kendi yaşıtları arasında her seviyeden oluşan karma sınıflarda eğitim yapacaksınız’ dememiş miydi? Şimdi aynı bakanlık dün dediğini bugün inkâr edercesine kalkıp okulları nitelikliniteliksiz diye seviyelere ayırmakta! Bir tarafta nitelikli öğretmen nitelikli öğrenciler, diğer tarafta niteliksiz öğretmen ve niteliksiz öğrenciler öyle mi?

Bakanlık yetkililerinin her şeyden önce bilmesi gereken bir gerçek var, nitelikli bir eğitim ancak nitelikli öğretmenlerle olur. En ucuz fakülte kurmanın yolu, eğitim fakültesi açmaktan geçtiği ülkemizde her yıl, yeni eğitim fakülteleri açılmakta, işsiz öğretmenler ordusuna, her yıl yeni neferler katılmaktadır. Bazı ilçelerimizdeki polis karakollarındaki öğretmen kökenli polis sayısı o ilçedeki öğretmen sayısından fazla. Soma’da çıkan maden yangınında ölen öğretmen adayı gibi, inşaatlarda yaşanan kazalarda ölen onlarca öğretmen adayını da unutmamak gerekir.

Öğretmenin kalitesini artırmadan nitelikli eğitim veya nitelikli okuldan bahsetmek mümkün değil. Ülkemizde öğretmen yetiştiren iki tip eğitim kurumu var. Dil-Tarih-Coğraf- ya fakülteleri gibi okullardan mezun olanlar pedagojik formasyon eğitimi alarak öğretmen olabili- yorlar. Öğretmen yetiştiren diğer kurumlarsa eğitim fakültesi. Taze bilgilerle bu her iki kurumdan mezun öğretmen adayl rının öğretmen olabilmeleri için Öğretmenlik Alanı Belirleme Testi (ÖABT) denilen bir sınava girmek zorundalar. ÖSS tarafından hazırlanan bu sınava giren öğretmenlere kendi branşlarıyla ilgili 40 soru soruluyor. 2017 yılında yapılan ÖABT sınavında ÖSS’nin resmi sitesinde verilen sonuçlar bir hayli ilginç.

Bu sonuçlar ÖSS’nin resmi sitesinden alınmış hiçbir şekilde tartışmaya açık olmayan resmi sonuçlardır. Öyle anlaşılıyor ki 4 yıllık eğitim sonucunda öğretmen olmak için yetiştirilmiş adaylar kendi yeterlilik alanında bile sınıfta kalmış. Bu öğretmenlere diyorsunuz ki alın Türk gençlerini yetiştirin. Burada genç öğretmen kardeşlerime suç bulmuyorum. Bir yanlışa işaret etmek istiyorum. Aslında sınıfta kalan; bakanlığıyla, fakülteleriyle, okullarıyla, öğretmen ve öğrencileriyle bir ülkenin koskoca eğitim camiasıdır.

Bugünlere nasıl mı geldik? 6 aylık öğretmen yetiştirme kurslarıyla her branşta öğretmen yetiştirir- ken, bu da yetmemiş gibi iktisat fakültesi, orman fakültesi... vs gibi 4 yıllık eğitim veren fakültelerden mezun işsizleri siyasi beklentilerimiz uğruna bir gecede çıkarılan kararnamelerle öğretmen yaparken, “Çocuklarınızı okutun hiçbir şey olamazsa öğretmen olur” derken. Son yirmi yılda eğitim hayatına baş- ladığı aynı sistemle eğitimini tamamlayamamış heba olmuş binlerce gençle. İşte bu hale böyle gel-

dik. Nereye mi geldik? 70 ülkenin katıldığı PISA sı- navında 50. sıraya geldik. Bu sorumluluk, Mustafa Kemal sonrası iktidara gelmiş olan tüm siyasile- rindir.

Hani bizim için ço- cuklarımız çok önemliy- di? Evet, bu ülkede eği- tim reformu değil eğitim inkılâbı yapmak farz ol- muştur.