Cumhuriyetle yaşıt yazar

08.Kasım.2017

Almanya’dan Türkiye’ye her gelişimde yurt düzeyinde edebiyatçı ve yazar dostlarımla her konuda sohbetlerimiz olur. Özellikle Avrupa’da spor, sanat, ekonomi ve politika konularında sordukları soruların yanıtlarını benden duymak isterler. Bu sohbetlerden hiç unutmadığım birini Cumhuriyetin ilan edildiği yıl 1923’te İstanbul’da doğan, 2015 yılında Muğla’nın Gökova körfezi kıyısında Akyazı beldesindeki yazlığında vefat eden Türkiye’nin Edebiyat abidesi Oktay Akbal ile yapmıştık.

O İstanbul’un yorucu yaşamından ayrılmış Akyazı’daki yazlığında yaşıyordu. Ben de Almanya’dan Sarıgerme’deki yazlığıma geliyordum. Yazlıklarımız yakın olduğundan ara sıra onu ziyaret ediyordum. Buluşmamızdan o da mutlu oluyordu.

Son buluşmamızda kısa ve ilginç bir açıklama yaparak merak ettiği bir konuyu benim anlatmamı istedi; “Bizde pozitif bilimleri öğrensek de kâğıt üzerinde kalırlar, onları insanlık yararına kullanıp faydalı buluşlar yapmamız mümkün olmaz. Sosyal bilimleri öğrensek de, kurallarını anayasamıza yazsak da onları yaşama uygulamaktan korkarız. Batının teknikte son yıllardaki buluşlarını biliyoruz. Sen yıllardır o düzenin içinde yaşadığın için soruyorum, insan haklarına, hukuka ve eşitliğe dayalı gerçek demokrasi orada yaşanıyor mu?”

Soruyu soran bilge insandı, o bu kavramları teorik olarak biliyordu, benden beklenilen bu kavramların pratikte uygulanıp uygulanmadığını içeren bir yanıt olmalıydı. Bu edebiyatın ötesinde bilgi birikimiyle yanıtlanacak bir sınav sorusuydu. Avrupa’da yaşanmış birkaç örnekle yanıt vermeye çalıştım. Dedim ki, “Norveç’te yapılan demokratik seçimler sonunda çoğunluğu kazanan bir partinin başkanı hükümeti kurma çalışmaları yapıyordu. Kendi partisinden bakan olarak seçtiği milletvekillerine durumu telefon açarak bildiriyordu.

İçişleri bakanı olarak tayin ettiği bir milletvekiline ‘seni içişleri bakanı olarak tayın ettim’ diyen başbakan adayının aldığı yanıt ilginçti. ‘Bakanlık zor iştir ben bakan olmak istemiyorum, ısrar edersen milletvekilliğinden de istifa edebilirim’ diyerek bu görevi ret etti. Bu görevi alsaydı maaşı bir işçinin maaşından çok fazla olmayacaktı.”

Bu gerçeği duyan Oktay Akbal’ın gözleri gülümsedi. Birkaç örnek de Almanya’dan verdim; “Bir milletvekili parlamentodaki ofisinde yanıt vermesi gereken bir mektuba evine giderken bir arkadaşının ofisinde yanıt yazdığı için milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalmıştı. Yakın tarihte Almanya Cumhurbaşkanının eşi bir bankadan yarım sent ucuz faizle kredi aldığı için eşi Cumhurbaşkanlığından istifa ettirilmişti. Avrupa’da demokrasi duygu sömürüsü yapmak değil, gelişmiş olmak, yasalar karşısında eşit olmak, çağı yakalamak eğitimli ve onurlu yöneticiler olmak demekti.”

Bu sözlerle sorusunu noktaladığımda, Oktay Akbal çok mutlu olmuştu. Işıklar içinde yatsın.