Çok gergin toplum olduk

08.Şubat.2018

“Usul değil üslup önemlidir” sözünü ben her zaman önemsemişimdir. Bir toplumda nezaket kuralları rafa kaldırılmışsa, görgü kuralları hiçe sayılmışsa o toplumdan korkacaksın. Çünkü ortaya bireycilik çıkar ki bu tehlikeli bir yaklaşımdır.

Gün geçmiyor ki aile şiddeti duyulmasın, gün geçmiyor ki aile ölümleri ile karşı karşıya kalmayalım. Güçlü olan güçsüzü boğazlıyor. Bu sosyolojik olaya toplumbilimciler mutlaka yanıt aramaktadırlar. Ama ne yazık ki atı alan Üsküdar’ı geçiyor bile. Düşünebiliyor musunuz bir genç baba ayrılmak isteyen karısından intikam almak için kadının en sevdiği iki çocuğunu öldürüyor. Bu çocuklar onun da çocukları ama ruh yok, duygu yok insanda.

Maalesef toplum silahlanıyor. On beş yaşında gençler bellerinde ruhsatlı, ruhsatsız silahla sokakta dolaşıyor. Yasadan korkmuyor, ailesinden çekinmiyor, en önemlisi toplumdan utanmıyor. Utanmasından vazgeçtik o silahla insanlara meydan okuyor. Maalesef devlet de buna seyirci kalıyor.

Toplumun jandarması var, polisi var ama bu arada sivil kişilerin silahlanması hatta örgütlenmesi kulağımıza geliyor. Devletin istihbaratının gökte uçan kuştan haberi vardır da bu silahlanan çetelerden haberi mi yok diyeceğiz. O zaman ilk akla gelen yöneticiler bu çetelere göz yumuyor.

Bu çeteler, zamanla öyle bir hal alırlar ki devlet bile bunları yok etmekte zorlanır. Çünkü bunlar, insanları haraca kestikleri gibi devletten de nemalanırlar. Hatta onlara göz yumanların bile korkulu rüyası olurlar. O nedenle yılanın başını zamanında ezmek gerekir.

Ne yalan söyleyeyim siyasi liderlerin üslupları hoşuma gitmiyor. Siyasi farklılık bir ulusun zenginliğidir. Bu zenginlik ulusun demokrat olmasını sağlar. Hatta siyasi farklılık iktidardaki partilerinin de güvencesidir. Rejim düşmanlarının önünü ancak siyasi olgunluk keser. Ama görüyoruz ki meydanlarda salonlarda makamlarına yakışmayacak söylemlerde bulunuyorlar. Kabadayılık meydan okuma gibi yaklaşımlarda bulunmaları kendilerine fazla puan kazandırmıyor. Ama olan topluma oluyor. Yukarıda belirttiğim gibi toplumu geriyorlar.

Benim anlayışıma göre ve şu zamana kadar okuduğum ve yaşımın gereği edindiğim yaklaşımlara göre liderlik hiç de kolay değildir. Liderlikle siyasal parti başkanlığını lütfen birbirine karıştırmayalım. Liderin en büyük özelliği birleştirici olmasıdır. Yalnız kendi yandaşlarını değil, kendisi gibi düşünmeyenleri de kucaklamasıdır. Bir grubu alkışlar diğer bir grubu ötekileştirirsen sen o zaman ancak ve ancak bir partinin başkanı olursun.

Zaman zaman yazdım ama yine örnekleyeceğim:

Bir bayramda Anıtkabir’e gidiliyor. Önde 41 yaşında Başbakan Süleyman Demirel, arkasında diğer siyasi parti liderleri ve millettekileri Aslanlı yolda ilerliyorlar. Başbakan Süleyman Demirel yavaşlıyor. Çünkü arkasında İsmet Paşa vardır. İsmet Paşa olayı fark edince yakalaşıyor ve:

“Başbakanım yürü. Sen bu ülkenin başbakanısın.”

Ben siyasi liderlerin birbirlerine saygılı olmalarını beklemekteyim. Ben bu başkanların toplumu yumuşatmak için üsluplarına dikkat etmelerini beklemekteyim. Biz bir parti başkanını seçerken kültürü ile nezaket kuralları ile hem kendi partisindeki insanlara hem de topluma örnek olmasını beklemekteyiz. Biz bir parti başkanını seçerken sokak kabadayısı olarak değil örnek insan olarak görmek istiyoruz. İstiyoruz çünkü bu kişiler toplumun gerisinde değil topluma lokomotif görevi görmelerini bekliyoruz.

Ne dersiniz?