Bu ruh yenilmez!

07.Ağustos.2018

Geçen hafta; Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde, astsubay eşini ziyarete gittiği üs bölgesinden evine dönen Nurcan Karakaya’nın kullandığı otomobilin geçişi sırasında, PKK’lı teröristlerin önceden tuzakladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucunda, Nurcan Karakaya ve 11 aylık bebeği Mustafa Bedirhan Karakaya’nın şehit olduğu haberini bütün Türkiye büyük bir üzüntü ile öğrenmişti.

Ailesini kaybeden Astsubay Çavuş Serkan Karakaya "Vatan sağ olsun" demiş ve intikam alınacağından emin olduğunu söylemişti. Dünya terör tarihi incelendiği zaman görülecektir ki; dünyada çocukları acımadan katleden ve bunu bir gaye için yaptıklarını söyleyebilen tek millet Ermenilerdir. PKK denilen katiller sürüsünün içinde de kendine yer bulan ermeni “taşnak ve hınçak” kalıntıları da, sipariş üzerine kendilerine verilen öldürme ve katliam emirlerini bunun için gözlerini kıpmadan yerine getirmektedirler. Birinci dünya savaşının Osmanlı İmparatorluğu açısından o zor günlerinde,1071 Malazgirt Muharebesinden sonra; yıllarca içinde beslediği, sofrasında ağırladığı, kilisesine dokunmadığı, paşa yaptığı, bakan yaptığı, milletvekili yaptığı bu vefasız insanlar merhametine sığındıkları büyük Türk Milletine ihanet etmişlerdir. Özellikle 1878 Osmanlı-Rus Muharebelerinden sonra yüzbinlerce Müslüman Türk’ü, çoluk-çocuk demeden en ağır işkencelerden geçirip katleden bu katiller sürüsünün bu gün de, özellikle PKK içindeki gücü ile yine acımasızca; Polis-Asker, Güvenlik Korucusu demeden evlatlarımızı katlettiklerini görüyoruz. PKK’nın taşeron bir örgüt olduğunu yıllarca söyleyen Türkiye’nin sesine sözde batılı devletlerin kulak asmaması bu canilerin nerelerden beslenip desteklendiklerini de ortaya çıkarmaktadır. Tek başına bu sebepten dolayı bile, Türkiye’nin Amerika ve batı ile olan ilişkilerini “tarihin altın terazisinde” yeniden tartma mecburiyeti vardır. Düşmanları ve düşmanlıkları büyüterek bu coğrafyada yaşamanın zorluğunu tarihte en iyi bilen millet Türk milletidir. Ancak batının, ikiyüzlü, “kindar ve dindar” tutumundan dolayı bu coğrafyada, güçlü devletlerden merhamet dilenerek yaşanamayacağını da en iyi bilen yine Türk Milletidir. Son yüzyılda bunun için batının acımasız katliamları, yaptırımları, kaypaklıklarına karşı çok bedeller ödeyen milletimizin sonunda tehlikenin nereden geldiğini, kimler tarafından finanse edildiğini ve hangi güçlü devletler tarafından desteklendiğini açık ve net olarak öğrenmesi büyük bir kazanımdır.

Bu gün bu dostluğa yakışmayan niyetlerin organizatörü olarak görülen asırlık müttefikimiz ABD artık bu düşman niyetlerini saklamak ihtiyacı bile duymadan, üzerimize saldırdığı “din adamı” görünümlü ajanlarının yakalanıp sorgulanması karşısında adeta çıldırmış ve Türkiye’ye açıktan tehditler savurmaya başlamıştır. Bu gelişmelerin, devletlerarasında, zaman zaman diş ilişkilerde bozulup-düzelmeler ile ilgisi yoktur. Yeri gelmişken bir tarihçi olarak şunu hatırlatmalıyım ki; Amerika hesabını-kitabını tuttuğu, planını en ince teferruatına kadar yaptığı bir hazırlığı, peyderpey uygulamaya başlamıştır. Öyle ki bu planın uygulanmasında Türkiye’nin muhtemel yardım alabileceği Ortadoğu ülkelerini tamamen güçsüzleştirip kendi hegemonyası altına aldıktan sonra, İran’a karşı da büyük bir yaptırım başlatarak Türkiye’nin canını almadan önce, kolunu-kanadını kırma stratejisini açıktan ve haykırarak yürürlüğe koymuş bulunmaktadır. Devletimizin ve milletimizin yaklaşan bu büyük tehdit ve tehlikenin farkında olarak hazırlıklarını eksiksiz olarak tamamlaması son derece önemlidir. Bu büyük ve yakın tehlike karşısında birlik olmanın yanında güçlü de olmak zorundayız. Az konuşup, çok çalışmalıyız.

Enerjimizi birbirilerimize karşı haklılıklarımızı ispat etmek için harcama yerine, yarın kapışacağımız düşman niyetlere karşı her an hazırlıklı tutmalıyız. Unutulmamalıdır ki; dün, ülkemizi işgal eden düşmanlar kimsenin neci olduğuna göre işlem yapmamışlar, bu gün ve dahi yarınlarda da yapmayacaklardır.

Astsubay Çavuş Serkan Karakaya’nın; 11 aylık evladı ile 25 yaşındaki eşini kaybetmesine rağmen, ağlamadan, sızlamadan “vatan sağ olsun” diyebilmesi; milletimizdeki yüksek dereceli “vatanseverlik ruhunun” bir tezahürüdür

Bu ruh yenilmez, ancak;yeter ki tehlikenin farkında olalım!