Bu kadar uzmana rağmen!

13.Kasım.2017

Bu günlerde; aldığı tartışmalı kararlarla, Milli Eğitim Bakanlığı yine toplumsal gündemin ilgi alanı haline geldi. Milli Eğitim Bakanlığının aldığı kararların tek başına, kendisinin inisiyatifinde olmadığını bundan önceki “Fulbrighyt” komisyonu yazımızda belirtmiştik. Millet hayatının devamında bu kadar önemli olan ve aldığı kararlar seksen milyonu direkt ilgilendiren bir bakanlığın yapısı oluşturulurken neden acaba “uzman eğitimciler görevlendirilmez” diye her zaman merak etmişsinizdir! Öyle ya; bir Milli Eğitim Bakanlığı düşünün ki;

İsmet Yılmaz (Milli Eğitim Bakanı): Hukuk Fakültesi mezunu

Yusuf Tekin (M.E. B Müsteşarı): Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu

Alpaslan Durmuş (TTK Başkanı): İlahiyat Fakültesi mezunu

Yusuf Büyük, Muhterem Kurt, A. Emre Bilgili, Muammer Yıldız, Ercan Demirci, M. Hilmi Çolakoğlu (Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcıları) bulundukları üst düzey görevin; eğitim planlamacılığı, strateji koyma ve çağdaş anlamda yenileme çalışmalarını yapacak “eğitim becerilerine” sahip insanlarımız değil! Kendi alanlarında görevlendirilmiş olsalar başarılı olabilecekleri muhtemel olan bu insanlar ile eğitim işleri maalesef “yaz-boz tahtasına” çevrilmiş durumda. Nereden biliyorsunuz itirazlarına karşı “sonuç ortada” diye rahatlıkla cevap verebiliyoruz!

Devleti yönetenlerin de zaman zaman dile getirdikleri “eğitimde başarılı olamadık” itiraflarına rağmen; eğitimde bizi başarıya getirecek “gerçek eğitim uzmanları” neden işin başına getirilmiyor? Neden on hanelik bir mahalle camii imamlığından milli eğitim kadrolarına geçirilip oradan da üst düzeye getirilen yöneticilerden hala mucizeler bekliyoruz ki?

Einstein diyor ki; “Aynı şeyleri yapıp, farklı şeyleri beklemek çılgınlıktır!”

Yani bizler; sanki gizli bir elin marifetiyle, koskoca Milli Eğitim Bakanlığını başarısızlığa mahkûm ediyoruz, ondan sonra dönüp, bu alanda ‘biz başarılı değiliz’ diyoruz. Bir bakıma; kendi kendini yeme (otofaji) hastalığının pençesinde şifa aradığımızı zannediyoruz; Eleştiriler ortada; Sınavlar, “eğitim için çözüm değil, sorundur.”

Ne demek nitelikli lise? %8 nitelikli liselere imtihan ile gidebilecekken; %92 çoğunluk niteliksiz liselere sınavsız gitmeye razı olur mu?

Türkiye’nin her bölgesinde “evine en yakın okul” sayısı yeterli mi?

Soru sayısının 60 olması nasıl bir müfredat kapsayıcılığı yapacaktır? 6. ve 7. sınıflardan soru sorulması ne kadar doğru ve pedagojik bir yaklaşımdır?

Adres taşınması mecburiyeti sınavları nasıl; “stressiz, kolay, sade ve anlaşılır” bir özelliğe sahip kılacak!

“Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa/58)

Eğer bu ayetin hükmüne göre hareket etmezseniz, Milli Eğitim Bakanlığında bulunan bu kadar uzmana rağmen “işi ehline vermezseniz” olacağı budur!

Bir durup düşünmeliyiz!