Bu hekim iyi dinleyin!

20.Ağustos.2018

Adı: Serdar Hakan

Soyadı; Çiftçi

Mesleği: Doktor

Geçtiğimiz günlerde yaptığı bir paylaşım çok ama çok dikkat çekti.

Bu paylaşımı sizlerle paylaşmayı insanlık adına kendime görev sayıyorum.

İster katılırsınız ister katılmazsınız ama iyi okumanızda fayda var.

Gelin Dr. Serdar Hakan Çiftçi’yi dinleyelim.

***

46 yaşındayım. 

Evliyim 20 yaşında ikiz kızlarım var.

GATA mezunu tıp doktoruyum ve halen hekimliğe aktif olarak devam etmekteyim.

Sağlıkla ilgili yazılanları okuduğumda gördüm ki; çok fazla malumat, bilgi eksikliği ve kavram kargaşası var. Konuşulanlara ayrı
ayrı değil, umumi bakış, genel olarak cevap vermeye çalışacağım.

Öncelikle Tıp Fakültelerimizde gıda, besin tamamlayıcılarıyla alakalı bir ders okutulamadığından, Türkiyedeki doktorların
yüzde 95’i doçent, profesör de olsalar, balık yağı, polen, arı sütü gibi ek besin maddelerini ve kullanım alanlarını bilmemektedirler.
Geri kalan yüzde 5 ise tıbbi çalışmalarda veya yurt dışı kongrelerde tesadüfen bunlarla karşılaştığı için bilir ama onlar da nerelerde ve ne dozda kullanılacağını bilmezler.

Burada suç biz tıp doktorlarında değil, Türkiye'deki Tıp eğitimindedir. Yurt dışındaki hekimler bu tür ürünleri bilmekte ve “tamamlayıcı tıp" olarak kendileri de dahil herkeste kullanmaktadır. Aksi takdirde Türkiye de hiçbir vicdanlı doktor; 

-9 tane balık yağıyla; romatoid artriti,

-Aloe vera ve propolisle; reflü, gastrit ve ülseri,

-Aloe vera ve propolis ve balık yağıyla; astımı,

-Balık yağı, B12 ve folik asitle; psikiyatrik rahatsızlıkları,

- Balık yağı ve argiyle; damar tıkanıklıklarını,

-Ginsengle; migreni,

- Polen ve pomesteenle; kansızlığı,

-Aloe vera, polen, fields of greens ve balık yağıyla; şekeri,

-6 tane besin tamamlayıcısıyla; kanseri, vurabileceklerini bilselerdi, kullanmazlar mıydı?

Onca insan kilo problemiyle boğuşurken, zayıflatıp sağlıklarına kavuşturmazlar mıydı onları? Tabii ki kullanırlardı ve tabii ki kavuştururlardı. Meslektaşlarımın bu çeşit ürünlere menfi, olumsuz tepki vermelerinin altında sadece bilgi eksiklikleri değil, sağlığı paraya dönüştürmeye çalışan, tıpta “ŞARLATAN" dediğimiz ucube yaratıkların piyasadaki engellenemeyen varlığı da yatar. O yüzden bir hekime balık yağını, polen ya da propolisi sorduğunuzda; “Bırak bu saçmalıkları, sen doğru beslenmene bak” cümlesini duyarsanız şaşırmayın. Çünkü onlar gıdaların, besin maddelerinin besin değerlerini yitirdiğinin, neredeyse bütün nebatatın, bitkilerin genetik yapılarıyla oynandığının ve hastalıkların altında yatan sebeplerin yine bu mevcut tüketilen besin maddelerinin olduğunun farkında değiller!

Gelelim doğru malumat ve bilgilere:

Nebati omega3, asla hayvani omega3’ün yerini tutmaz!.. Yani ceviz, ıspanak, semiz otu yiyerek bu iş olmaz!.

"BALIK YAĞI; doğumdan ölüme kadar herkesin sistemli, düzenli ve devamlı kullanmak mecburiyetinde olduğu, en mühim ilave gıda, ek besin maddesidir.”

Türkiye'deki meslektaşlarım bilmeseler de, dünyada en çok bilinen ve üzerinde en fazla tıbbi çalışma yapılmış (2.400 den fazla
çalışma var) maddedir üstelik Omega3. Tıbbi olarak 4 hususiyeti, özelliği vardır balık yağının; 

1)Antiinflamatuar; iltihap giderici,

2)Antioksidan; temizleyip yenileyici,

3)Antitümöral; kitle engelleyici,

4)Antiaterosklerotik; damar sertliğini, daralma ve tıkanıklıkları önleyici.

Amerika'dan İngiltere'ye, Avustralya'dan Almanya'ya kadar herkese, üstelik doktor nezaretinde kullandırılmaktadır balık yağı.

Japonya'da ise balık yağı kullanımında, direkt sağlık bakanlığı devrededir.

Yeni doğan bebeğe -Biz Türkiye'de, bebek 6 aylık olana kadar anne sütü dışında bir şey vermezken - anne sütüyle birlikte balık yağı da vermektedirler.

- Üstelik de neredeyse bizim büyüklere verdiğimiz doz olan 0.9 gram/gün olarak.

- 3 ile 5 yaş arası bütün çocuklara; bizdeki erişkin dozunun 1.5 katı olan1.5 gram/gün verilmektedir.

- 50-70 yaş arası kadınlara; 2.5 gram/gün,erkeklere 2.9 gram/gün,

- Hamilelere; 2.1 gram/gün,

- Lohusalara; 2.5 gram/gün kullandırılmaktadır.

NETİCE

Sonuç ne sizce?

Türkiye'de kalpten ölüm oranı yüzde 50 iken yani 2 kişiden biri kalpten ölürken; Japonya'da bu oran yüzde 13 tür!

Japonya’da 100 yaş üzeri yaşayan insan sayısı ise; (Verileri görmeme rağmen inanmakta ben bile güçlük çekiyorum) tam 300.000 kişidir! 90 yaşında birisi öldüğünde: “Vah vah! Genç yaşta, çiçeği burnunda gitti” diyorlar oralarda.

Bizde ise: “Maşallah. Dünyaya kazık çakmış, amma da yaşamış” deniyor.

Piyasada çok ucuza satılan, Norveç, Alaska kökenli olduğu söylenen balık yağları var. Bunların bir çoğunun prospektüslerini
okudum. 

Hiçbirisinde hangi cins balıklardan ve balığın neresinden elde edildiği yazılmamış! Bu kadar ucuz olmaları, düşündürücü değil
mi sizce de? Benim ailemde ve kendimde kullandığım balık yağı, “somon, sardalye ve uskumru" gibi “soğuk deniz balıklarının” gövdesinden elde edilmekte. 150 devlette denetlenmiş ve o ülkelerde satılan bir balık yağı ayrıca.

Ben bir hekim olarak, bu yazıyı yazmakla vicdani mesuliyetimi yerine getirmiş oluyorum. Fakir ya da zengin hiç kimsenin bebeğinin
ya da ailesinin hayatı, diğerlerinkinden kıymetli değildir ve herkesin doğru malumatlara, doğru bilgiye ulaşma hakkı vardır... 

Selâm.

***
Evet sevgili okurlar Dr. Serdar Hakan Çiftçi bunları söylüyor. Son derece önemli gördüğüm  bu paylaşımı sizlerle paylaşmayı
görev saydım.

İyi okuyun derim.

Kurban Bayramınızı kutluyor sağlıklı, mutlu ve huzurlu bayramlar diliyorum.