ARTVİN'İN KURTULUŞU

08.Mart.2018

Artvin, yazarı, ozanı çok olan bir yöredir. Doğa güzelliği etkilemiştir insanımızı. Kendi içindeki sevgi ve güzellikle doğadaki güzellik birleşince iyiye, güzele yönelme sevincini dizeleriyle satırlarıyla dökerler önümüze. İşte bu yaklaşım bizi çağdaşlığa taşımaktadır.

Altı bin yıllık tarihi geçmişiyle, kültür ve uygarlıktır Artvin. Çoruh üzerinde sıralanan derelerimizde asırlara meydan okumuş kemer köprüleri, geçmişin kültürünü yansıtan ibadet yerleri, savunma amaçlı kaleleri ile bizi altı bin yıl gerilere götürmektedir de.

Güney Kafkasların kültürü ile yerel kültürün birleşimi ayrı bir duyarlılık ayrı bir sevgi yığını sermiştir önümüze. Serilen duygu çağdaşlığa taşımaktadır bizleri.

Artvinli; acı ile tatlıyı; güzellikle çirkinliği iç içe yaşamıştır. Sert, hırçın doğa insanımızı pişirmiş, olgunlaştırmıştır. Artvin’in insanı, bilgeliği, insanlığı, saygıyı, dostluğu bu hırçın doğada törpülene törpülene elde etmiştir.

Bu bilge insanımızı yücelten, paylaşmasını sevmesidir. Aldıkları; aile, toplumsal, okul eğitimleri; beraberlerinde getirdikleri gelenekler onları ‘insan’ yapmıştır. Elinde olanı komşusu ile paylaşır. “Benden sonra tufan...” diyen ve düşünen insanlara hep gülmüştür. Çünkü acıyı da güzeli de komşusuyla paylaşmak ona ayrı bir haz verir. Ekimde, biçimde beraberdir insanlarımız. İmece usulü çalışır. Güçsüzün tarlasını, çayırını çıkar beklemeden biçer. Çünkü onu, insanlık borcu olarak bilir.

Artvin insanının özünde vurmak kırmak yoktur. İncelendiğinde görülür ki Artvin tutukevlerinde cinayetten insan bulunmamaktadır. Hapisteki insanlarımızın suçu ormandan ağaç kesmektir. Silah taşımaz ve onu tehdit aracı olarak göstermeyi ayıp sayar. Çünkü onun ruhunda kavga değil barış, düşmanlık değil dostluk vardır. Doğayı tahrip ederek, Artvin insanının nefes almasını sağlayan Kafkasör ve yöresinde altın arama girişiminde bulunanlara insanımızın gösterdiği onurlu mücadele bile o yörenin insanın kültürünü ve vatanseverliğini gösterir. İnsanımızı terör örgütleriyle eşit tutmak eminim ki haksızlıktır.

Bu güzel insanlar tarih boyunca acılarla, ayrılıklarla iç içe olmuşlardır. Osmanlı- Rus Savaşı ki bir adı da 93 savaşı’dır ya. Bu savaş bizi tam 43 yıl tutsaklığa mahkûm etmiştir. Ruhunda, yaşama biçiminde özgürlük bulunan insanlarımız, 43 yıl gibi uzun tutsaklığı “aslanı kafese koymak” gibi geliyor bana. Doğasına aykırı yaşam sürmek... Acıları, acısı olmuş insanımız için. Kimisi göç etmiş Anadolu’nun içerlerine. Kimisi beklemiş kurtuluşu.

Göç eden insanımız, gittiği yerde Artvin’i unutmamış yaşamı boyunca. Belki bir asır belki daha fazla yaşadığı, karnını doyurduğu o yeri gurbet, Artvin’i ise sıla olarak görmüş. Çünkü babadan evlada ve elden ele dolaşan o özlem ateşini hiç söndürmezler. O sevgiyi torunlarına taşırlar ömürleri süresince.

Ne yazık ki göçü durduramıyoruz bugün de. Örneklersem 1975 yıllarında Şavşat’ta yaşayan insan sayısı 48 bin iken bugün 17 bine düşmüştür. Suçlu kimdir? Sorusunu sorduğumuzda herhalde halkımızdır diyemeyiz. Oraya üretime dönük yatırım yapamayan kişilerdedir dersem doğruyu söylemiş olmaz mıyım?

Göllerinde yüzer yaban kazları

Yaylalarda turnalarla büyüdük

On yedide gelin ettik kızları

Davullarla zurnalarla büyüdük. (O.K.)

Ozan, Artvin’e hayat veren ve dağlarına, derelerine, ormanlarına güzellik katan özünde insandır. İnsanın olmadığı yerde doğa güzelliği neye yarar ki? Çünkü her güzel, kendini görecek göz, sevecek gönül arar. Aradığı gönül yoksa kime sunacak ki güzelliğini?

Tek kurtuluşumuzun Artvin’in ‘Turizm ve eğitim kenti olmasıdır’ diyen yetkililerimizin girişimlerini bekliyoruz. Oteller, kayak merkezleri bunun ötesinde UR festivallerin düzenlenmesi ve tanıtılması için çaba istiyoruz.

Görüyoruz ki değerlerimiz teker teker yok ediliyor. Tarihi ile doğası ile tarihe ışık tutan topraklarımız anlamsızlaştırılıyor. Artvin insansızlaştırılıyor, yaşam alanları daraltılıyor.

Ne dersiniz, Artvin’imiz bu olumsuzlukları hak ediyor mu?