Amerika Kudüs kararından vazgeçer mi?

11.Aralık.2017

Vazgeçmez!!!

Kudüs’ü İsrail’e başkent yapma kararı hem Trump’ın kendi yerini koruması hem de Amerika’nın dış prestiji için oldukça önemlidir.

Üstelik yıllardır devam eden BOP’un ana hedefidir.

ABD bu kararından vazgeçerse dünya siyasetinde ciddi bir ağırlık kaybeder, adeta kendi kıtasına çekilmek zorunda kalır. Dileriz böyle olsun. Çocuklarımızın o günü göreceklerine de inanıyoruz.

Haberlere bakıyorum: Türkiye, Malezya, Ürdün, Bangladeş, Endonezya’dan başka ciddi tepki gösteren yok. Arabistan ve Mısır’dan ses yok. BOP ile önceden paramparça edilen Cezayir, Tunus, Libya kendi dertlerine düşmüşler. Irak ve Suriye çökmüş, yarı ölü durumunda! Ortada bizden başka ciddi bir devlet de yok. İran! Bizim de hemen her konuda sıkıntılarımız var. Sadece sıkıntılarımız değil, çok ciddi yanlışlarımız da var. Filistinlilerin kendi başlarına bir şey yapmaları ise imkânsız. Rusya’ya güvenilmez! PYD ile birlikte olduğunu görüyoruz. Asırlardan beri yerleşmek istediği Ortadoğu’ya girmiş olmanın zevkini çıkarıyor. Hafta başında İsrail Şam’daki İran üssünü vurdu, İran’dan ses yok!

Filistin yönetiminin ise ne kadar aklı başında olduğu söylenebilir? Filistin yönetimi başkanı Mahmut Abbas Kıbrıs Rum Kesimi'ni ziyaretinde Kıbrıs meselesinde Rum lideriyle birlikte Türk askerinin Kıbrıs’taki işgaline son verilmesini söylüyorlardı. Çipras da Türk askerini işgalci görüyor. Farkları nerede?

Elbette tepki göstermeye devam edeceğiz. Fakat, devletler ekonomik ve askeri güçleri kadar konuşabilirler. Bundan ötesi kendi milletinin gazını almaktan öteye geçemez.

Biz ne yaptık? Özelleştirme ve tüketim ekonomisiyle maddi gücümüzü yok ettik. Kendi mahkemelerimiz eliyle, sahte davalar uydurup ordumuzun caydırıcı gücünü ortadan kaldırdık. Bizim bildiklerimizi fazlasıyla yabancı ülkeler de bileceklerine göre bizi takarlar mı? Dışişleri Bakanlığımızda tecrübeli uzman kaldı mı? Eğer kalmış olsaydı, bu kadar fahiş hataları yapmazdık.

Ege Denizi’nde bulunan 18 (evet, on sekiz) adet adamızın on beş yıldan beri (her halde!) sırf AB’ye girmek için Yunanistan’ın işgaline ses çıkartmadık. Şimdi de AB’den kovulduk, biz de sözüm ona rest çekiyoruz! Üstelik, Kıbrıs rum kesiminin AB’ye girmesi için biz izin verdik. Ne kazandık? Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rumlarının Atina’daki AB’ye giriş döneminde rumlar imza atarken salondan çıkmıştı. Yani protesto etmişti! Yalaka basınımız böyle yazdı. Oysa aynı Abdullah Gül tören öncesinde bu girişe izin vermiş fakat salonda protesto etmişti! Aklımızla oynuyorlar beyler, bayanlar! Açıkçası aklı evvellerin gazını alıyorlar! Var mıdır başka açıklaması? Ya Kıbrıs’ta Annan Planı neydi ki? Kıbrıs’ı tümüyle vermek değil miydi? Kıbrıs Türklerini referandumda “evet” oyu vermeye kim zorlamıştı?

Yunanistan gezisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunan başbakanına ağzının payını veremedi. 18 adamızın işgalinden bahsedemedi.

Aksine Lozan’ın değiştirilmesinden bahsetti. Onun yerine ne konulabilir ki..?

1923 yılında biz galip devlet idik, yenilen devlet olan Osmanlının mecburen imzaladığı Sevr Antlaşmasını yırttık. Lozan’da imza atan devletlerin karşısına bugün neye dayanarak, hangi güçle çıkacağız? Benim küçük aklım diyor ki, Lozan’ı değiştirmeye kalkarsak, önce bağımsızlığımızdan vazgeçmiş, sonra yeniden bağımsızlık istemiş oluruz. Niye versinler ki? Bu durumda elimizdeki vatan topraklarını bile korumak mümkün olabilir mi? Aklım almıyor. Çünkü Lozan’ı tekrar masaya yatırmak demek Misak-ı Milli’den de vazgeçmek anlamına gelmez mi? Bu işler nutuk atmakla olmuyor?

Bu durumda Sevr’de var olan bizim topraklarımızda bir Kürdistan ve Ermenistan devletlerinin kurulmasını nasıl önleyeceğiz? Bugünkü şartlarda imkânsız değil mi? 

Bilinmesini isterim ki, hiçbir zaman niyetimiz kimseyi eleştirmek değildir. Yüreğimiz kan ağlıyor. Niyetimiz; vatanın, milletin ve devletin varlığını korumak ve yüceltmek için hep birlikte akıl, niyet ve eylem birliği yapmamızın şart olduğunu ilan etmektir.

Türkiye varsa İslam alemi vardır, bu böyle bilinmeli.