AKIL BUNUN NERESİNDE..?

14.Mayıs.2018

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bir adı da GAZİ MECLİS’tir.

Duvarında “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diye yazar.

Bu yazı orada duruyor ama irade saraya taşındı!

Gazi Üniversitesi’ni parçalamışlar ve sözde “Araştırma Üniversitesi” statüsünü sağlayan Eczacılık, Tıp, Diş Hekimliği, Mühendislik, Mimarlık gibi temel fakülteleri ondan ayırıp “Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi”ni kurmuşlar.

Gazi Üniversitesi’ne araştırma üniversitesi özelliği veren fakülteler bundan sonra bir din büyüğü ve tasavvuf âlimiyle anılacaktır.

Gazi adı, Türkiye ve dünyada “Atatürk” ile anılan, onun imzasını üniversite logosunda taşıyan bir isim idi. Üniversitenin temeli de vaktiyle Atatürk’ün girişimi ile atılmış idi.

Şimdi, Gazi’yi çıkar, onun yerine Hacı Bayram’ı koy. Bu ne demektir? “Yeni Cumhuriyet”in kuruluşundaki inanç, felsefe ve Atatürk’ün adını zihinlerden silme demektir. Bunları yazıyor G.Ü.’den emekli Prof. Dr. Nurettin Abacıoğlu.

Nurettin hoca tamamiyle haklı. Hacı Bayram mühendis mi, doktor mu, mimar mı? Onun ismini sosyal bilim alanında kullansaydılar istismar kibar olurdu! Kasıtlı hareketler sırıtıyor..!

Birileri de çıkıyor, beyefendileri övgü yağmuruna tutuyor. Neymiş Trabzonlu vs siyasiler (KTÜ’yü parçalamak için!) büyük emek sarfetmişler, vs.

Ne yapmışlar? Yoğun çalışma yapmışlar, Ankara’dan istekte bulunmuşlar! Aferin!!

Marifete ve övgüye bakın! Bu onların işi değil ki, sen de onlar da bu işlerden anlamazsınız ki!!!

Böyle bir ihtiyaç nereden çıktı, belli değil! Eğer üniversitelerde bir sıkıntı varsa ki var; bu da siyasilerin oy hesabıyla keyfi olarak kurdukları anlamsız, gereksiz, uyduruk yeni fakülteleri açmalarından kaynaklanıyor. Hiçbir üniversiteyi kendi planlamasına bırakmıyorlar! Üniversitelerin durumu hakkında hangi makamlar ne gibi ön araştırmalar yürütmüşler? Birilerinin kurun, kaldırın emrinden başka!!! KTÜ’de 60 yıldan beri ekleme inşaatlar niçin bitmiyor?

İstanbul Üniversitesi’ni bile parçalamak istiyorlar.

Bilim, üniversitelerin bünyesinde zaman ve mekân içinde gelişir. Üniversiteler ise belirgin olarak yetişmiş insan, bilgi, kaynak, görgü, tecrübe birikimi yanında bilim yapma geleneğine de sahip olmakla bu unvanı hak ederler.

Sahip olunan teknolojik varlıklar elbette gereklidir. Fakat, bilinmelidir ki bunların önemi zaman ve mekân içinde büyük emeklerle oluşan düşünme, öğrenme ve öğretme geleneğinden sonra gelirler. Bilim geleneği olmayan kuruma üniversite denemez. Bu da tabela ile oluşamaz.

Bir duvarın kapısına veya penceresine özellikle- karacahil bir adamın ismini yazmakla bu güzel unvanı hak edemezler. İşte siyasetçi bunları bilemez ve onun her müdahalesi de bunu bozar.

Yeni dedikleri uyduruk yerler için harcayacakları parayı mevcutlara verseler ve yeni fakülte açmasalar üniversitelerimizin dertlerinin yarısı çözülmüş olur. Daha da önemlisi bilim hürriyete kavuşur. Siyasetçiler dürüstlük yapsınlar, ellerini çeksinler. Milli eğitimin hiçbir safhasını düzeltemediler ki yüksek okulları düzeltsinler.

Yani, ülkemiz siyasileri bilimin nasıl geliştiğini hiç bilmiyorlar, fakat bozmayı iyi beceriyorlar.

***

Ramazana iki gün kaldı. Unutmayalım hakikat yolu “iyilik, doğruluk ve güzellikten” geçer.

Ramazan; pide, iftar çadırları, gazetelerdeki uyduruk dini yazılar, TV’lerdeki yalan yanlış uyduruk menkıbe ticareti değildir.

Sadelik, kibarlık, helal kazanç, kul hakkına saygı ve sevgi esastır. Yardımlar gizli yapılır. Kalabalık iftarlara gitmesek ne olur?

Ramazan iyilik yaparak, okumakla, öğrenmekle, öğrendikten sonra, yani bilerek sohbet etmekle geçirilirse daha güzel olmaz mı? Bir de gösterişsiz ibadet!

Bunlara çok ihtiyacımız var. Mübarek olsun.