Akbaba

10.Şubat.2018

Dünyanın en büyük doğa tarihi müzelerinden birindeydik. “Yeryüzündeki tüm canlılar varlıklarını devam ettirmek için çaba sarf ederler” diye söze başladı rehber. Birçok hayvan türünün geliştirdikleri adaptasyonlardan söz ediyordu. Küçük bir çocuğun başımızın üstünde duran akbaba ile ilgili sorusu bir anda herkesin ilgisini bu ilginç türe çevirmişti. Rehber, “akbabalar da varlıklarını devam ettirmek için çok ilginç yöntemler geliştirmişlerdir” diye sözlerine devam etti. “Var oluşları hiçbir zaman kimin kazanan ya da kaybeden olduğuna aldırmamaları ile mümkündür. Kazanan aslansa, aslanın yanında yer alır ve bizondan arta kalanı yer. Eğer bizonun boynuzu aslanın karnını deştiyse, bu kez bizonun dostudur ve o giderken yaralı aslanın ne kadar dayanabileceğini hesaplayarak müstakbel yemeğini seyreder. Eğer bu ikili mücadele ediyorken oradan geçmekte olan bir safari kamyonu bunlara çarpar ve her ikisi birden yola yapışırsa, akbaba için değişen bir şey yoktur. Bu kez kamyonun tarafındadır ama asla müteşekkir değildir. Gidip hem aslanı hem de bizonu yiyorken, aklından ‘şu kamyon kaza yapsa da gidip şoförü mideye indirsem’ diye geçirir. Akbabanın tarafı yoktur. O hep kazananın tarafında, onunla birlikte kazanandır!”

Bir doğa tarihi müzesine giriyorken aklıma gelebilecek son şey olmuş ve günlük hayatta en sık karşılaştığımız manzaralardan biri hakkında güzel bir analiz dinlemiştim. Yaşam tarzları önce kimin kazanacağı konusunda renk vermeyip kazanan belli olduktan sonra karnını doyurmak olan, sonra o kazananın devri dolduğunda yeni kazananın yanında yer alma işini de tereyağından kıl çeker gibi gerçekleştiren kanatsız akbabaların, gerçek akbabalara öğretebilecekleri ne çok şey olduğunu derin bir tebessümle düşündüm. Her şeyin bir tercih olduğu hayatta, karınları sürekli tok olsun diye omurgasızlığı bir yaşam biçimi haline getirmiş konjonktürel akbabalar da, asalet ve saygınlığın uzun vadede hem karnı hem de ruhu gayet iyi doyurduğunu bilseler keşke!