“Can suyu”

03.Eylül.2018

Eskiden bir söz vardı “Su akar, Türk bakar” diye, ancak son yıllarda yapılan  “HES” lerle (Hidroelektrik santraller) bu söz geçerliliğini büyük ölçüde yitirmiş görülmektedir. Şöyle ki, su, belli bir alanda tutulup, ana yatağından başka mesafelere taşınıp sonunda yüksekçe bir yerden daha aşağıda bulunan santral binasına indirilip elektrik elde edilmeye başlanır. Ancak bu arada suyun eski akar alanında, yatağında bulunan canlılar hayatlarını devam ettirsinler diye belli bir miktar su baraj alanından eski dere yatağına bırakılır ki, burada yaşayan canlılar hayatını devam ettirsinler. Bu canlılar için bu su o kadar önemlidir ki, bundan dolayı bu suya “can suyu” denilmiştir. Zaman zaman üretici firmanın cimriliğinden dolayı bu su dere yatağına olması gerekenden az miktarda verilince, bu alandaki başta balıklar olmak üzere diğer canlılar ölmeye başlar ve bu durum halkın tepkisi ile karşılaşır ve toplumsal öfke ivmesi artar!

Okuyucularımız haklı olarak, herkesçe bilinen bu uygulamanın neden örnek verildiğini merak edeceklerdir! Bizim esas amacımız; Karadeniz’in, kıyı kesimi ile dağlık turizm alanlarında yapılan turistik tesislerde bizim insanımızın ihtiyaçları ile imkânlarının çoğu kez işletmeci firmalar tarafından dikkate alınmadığını anlatmaya çalışmaktır. Kendi hayat alanlarımızda yapılan bu tür işletmelerin hepsinin fiyat uygulamaları ekonomik gelirleri yüksek olan turistlere yönelik olduğu görülmektedir. Öyle ki; canınız istese, bir yorgunluk anında bu işletmelerin birinde bir bardak çay içmek isteseniz bardağı 5 TL’den aşağı çay içemiyorsunuz! Çoluk-çocuğunuz ile bir kez yemek, yiyelim derseniz, maaşınızın önemli bir bölümünden fedakârlık yapmak zorunda kalmaktasınız!

İnsanlar, kendi mahallelerinde, kendi yaylalarında, kendi kıyı alanlarında yapılan bu tesislere ve hatta otellere zamanla yabancı kalmakta, onların ne işe yaradığını bile unutmaktadırlar. Yetkililerin bu duruma bir çare bulmaları gerekmektedir. Bir işletmede, elbette ki, yerli ve yabancı diye iki fiyat uygulaması olmaz ama bu durumun mutlaka bir çözümü olmalıdır! Bazılarının dediği gibi “parası olan yesin kardeşim” sallaması ile bu iş elbette ki çözülemez! Bizlerinde hakkı bu tesislerden yararlanmak, bizlerinde çoluk-çocuğu ile bu işletmelerin; ayda-yılda bir imkânlarından yararlanma hakkımız olmalıdır! Tıpkı suları başka alanlara aktarılan dere yataklarındaki canlıların hayatlarını devam ettirmesi için oraya bırakılan “can suyu” gibi; insanlarımıza da bu tür işletmelerden yararlanma hakkı tanınmalıdır! Bunun nasıl olacağını elbette ki, yöneticiler düşünüp akletmelidirler

Böyle bir uygulama devamlılığı sosyal sıkıntılara da yol açabilir. Hani bir atasözümüz var, der ki; “biri yer, biri bakar, kıyamet ondan kopar” Ne güzel söylemiş atalarımız, aslında atasözlerimizin her birinin başlı başına bir yaşanmışlık tecrübesinin ürünü olduğunu yaşadıkça daha iyi anlamaktayız.

Turizme evet, turizm işletmelerine evet, bu işletmelerde kaliteli ve kültürümüze uygun hizmetlere evet demek elbette ki hem görevimiz ve hem de beklentimizdir. Ancak bu işletmeler sadece yabancılara göre faaliyet yapacaklarını düşünmemeli, müşterilerinin zengin turistler olacağını düşünmemeli, kendi insanının da bu imkânlardan yararlanabilme fırsatlarını ve hizmetlerini sunmalıdırlar. Devletimizde bu alanda, bu beklentilerimiz için ilgili ve duyarlı olmalıdır. Bu bir mihnet değil, medeni bir mecburiyettir! Korunması için canımızı seve seve feda ettiğimiz vatanımızın imkânlarından vatandaşlarımıza da yararlanma fırsat ve imkânları sunulmalıdır. Ancak bu, kış aylarında boşalan turistik tesislerin doldurulması için yapılan kampanyalar şeklinde değil, yılın her mevsimi için düşünülmelidir!

Bizden hatırlatması.