Ülkü Eliuz; 'Etiketlerin gölgesinde yaşayan kadınlar'

‘Trabzon Okuyor’ etkinliği ile ses getiren ünlü bir edebiyatçı: Prof. Dr. Ülkü Eliuz

12.Şubat.2019
Ülkü Eliuz; 'Etiketlerin gölgesinde yaşayan kadınlar'

O aslen Malatyalı... Ama en az bir Trabzonlu kadar Trabzonlu… Trabzon’u 11 yıldır en güzel duygularla yaşıyor… Eksikleri, yanlışları, doğruları bizden daha iyi görüyor… Bir düşünün Trabzon’a gelir gelmez ‘Trabzon Okuyor’ isimli etkinlik başlatmış ve halen büyük bir özveri ile sürdürüyor...

O isim; KTÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülkü Eliuz… İlk öğrenimini Malatya’da tamamladı. Ortaokul ve lise öğrenimine Elazığ’da devam etti. Üniversite, yüksek lisans ve doktorasını yine Elazığ Fırat Üniversitesi’nde tamamladı. 96’da Fırat Üniversitesi’nde asistan olarak görev yaparken, 97’de doktoraya başladı. Sonra kader onu Trabzon’la buluşturdu… İyi ki de buluşturdu…

Trabzon önemli bir edebiyatçıya ve bir bilim insanına sahip oldu... 2008 yılında aldığı teklif üzerine yardımcı doçent olarak KTÜ’de göreve başladı. 2010 yılında doçent, 2015 yılında profesör oldu…

Tanzimat Dönemi Anlatılarındaki Feminist Söylem, Orhan Kemal ve Romancılığı, 40 Soruda Post Modern Edebiyat, Tanzimat Dönemi Roman Okumaları, Post Modern Roman ve Rasim Özdenören isimli akademik kitapları ile ses getirdi… Konferanslar, sempozyumlar, öğrenci etkinlikleri, imza günleri derken hiç durmadı.. Son derece bakımlı, doğal ve içten…

Klasik akademisyenlerden farklı olarak herkese dokunabilmek, herkese bilgisini aktarabilmek için çaba gösteriyor. Babası daha evlenmeden babaannesi ‘İlk torunumun adı Ülkü’ olacak demiş. Çalışmaları, başarıları ve dünya görüşü ile isminin hakkını sonuna kadar veriyor... Çok özel bir kadın… Çok özel bir bilim insanı...

Ve bilgisi, donanımı, insanlığı ile çok özel bir edebiyatçı ve yazar Prof. Dr. Ülkü Eliuz… Vefası ise kıskandıracak cinsten... Köy okullarında öğretmenlik yaptığı dönemdeki öğrencileriyle bile hala görüşüyor... Ülkü Hoca’ya sordum.. İçtenlikle cevapladı… Gelin kendisini yakından tanıyalım...

HAYATIMIN ÜÇ BÜYÜK ÖĞRETMENİ VAR

Biz sizi tanıyoruz ama siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

1969 Malatya doğumluyum. Büyükbabam, babaannem, amcam ve 2 halamdan oluşan büyük bir ailede doğdum. Bu durum benim yetişmemde, kişiliğimin oluşmasında, tavırlarımda ve seçimlerimde çok etkiliydi. Hayatımın üç büyük öğretmeni var. Anadolu bilgesi dediğimiz, çok yönlü bir adam olan büyükbabam, Anadolu kadınlarının hayata karşı duruşu ve inanç sisteminin hepsinin özümsendiği bir kadın olan annem ve ebedi danışmanım, ilmi ve insani rehberim Prof. Dr. Ramazan Korkmaz. Üçü de bugünlere gelmemde çok büyük paya sahip.

TRABZON’A VE KTÜ’YE GELMEYE 15 DAKİKADA KARAR VERDİM

KTÜ serüveniniz nasıl başladı?

2008 yılında KTÜ’de görev yapmam noktasında teklif aldım. Erzurum’da iki yıl kaldım ama onun dışında gurbeti olmayan biriyim. Zihnimde Karadeniz büyülü, mavi, yeşil en sevdim renkler. Onlar cazip geldi. Toplam 15 dakikada Trabzon’a gelmeyi kabul ettim. Hiç düşünmedim. Hiç kimseyi tanımadan bir süre yaşadım ve bu bana hem hüzün hem de özgürlük kazandırdı. Hiç kimse sizi tanımıyor, merhaba demiyor. Siz her yeri keşfediyorsunuz. İlk gün derse girdim. Öğrenciler bana ‘nerelisiniz’ dedi. Bugünden itibaren Trabzonluyum dedim. Artık kelimelerim ve cümle yapılarım bile benziyor. Buralı olmak sadece doğmak değil. Burayı sevip, buraya ait olduğunu hissetmek önemli olan. Emekli olduğumda bile kalmayı planladığım bir şehir Trabzon.

11 YILDIR ‘TRABZON OKUYOR’ İSİMLİ ETKİNLİK DÜZENLİYORUZ

Trabzon’a geldikten sonra fark yaratan bir projeniz oldu mu?

2008 itibariyle ‘Trabzon Okuyor’ isimli kitap okuma etkinlikleri başlattık. Herkes tek başına farklı türde kitaplar okuyor. Biz tüm bu kişileri bir araya getirmek istedik. O yılın kitaplarını önceden belirliyoruz ve okul dışında seçtiğimiz bir yerde buluşup o kitap hakkında konuşuyoruz. 11 yıldır bu bağlamda çok önemli yazarlar davet ettik. Akademisyenlerden misafirlerimiz oldu. Kuruma bağlı olmadan, kendimiz karşılayarak bu noktalara geldik. Hedef noktamız yazarlarla öğrencilerimizi buluşturmak. Bir kitap okuduğunuzda sizi değiştirmeli. Bir gün öncenizle bir gün sonranızın aynı olmaması lazım. Bu bağlamda üst okurları bir araya toplayan bir etkinlik yaptık. Ve halen devam ediyoruz.

 

BİLGİNİZİ AKTARMAZSANIZ UNVANINIZ OLUR AMA YOK OLURSUNUZ

Farklı bir profil çiziyorsunuz ve bu bağlamda isminizden söz ettiriyorsunuz. Bunun sırrı ne?

Ben rutin ve tekdüze memur değilim. Aslında benim mesleğimin tanımı da bu. Akademisyen; gelişen, değişen, büyüyen ve dolayısıyla gelişmesini, büyümesini aktaran demek. Dolayısıyla ben bilgimi aktaramıyorsam, bir öğrenciye dokunamıyorsam, öğrendiklerimi öğretemiyorsam o zaman benim bilgim de bir süre sonra yok olur. Unvanınız olur ama yok olursunuz. Benim onu aktarmam gerek. Bizim işimizin böyle bir misyonu var. Çünkü ben aslında öğretmenim. Mesleğimin tanımı öğrenen bir öğretmen demek. Kendimi köreltirsem bu beni var etmez ve bütün öğrendiklerim de boşa gider.

AKADEMİSYENLERİN ŞEHİRDEN UZAK OLDUĞU ALGISINI KIRMAK GEREKİYOR

Akademisyenler şehirden uzak yaşadığı şeklinde eleştiriliyor. Sizin düşünceniz nedir bu konuda?

Bu düşünce yapısı Elazığ’da da vardı. Buraya ait bir şey değil. Benim de çok sık fark ettiğim bir şey. Bu konuda bir anım da var. ÖSYM sınavlarının birinde salon başkanı olarak görevliyim. Bir de Milli Eğitim’de görevli öğretmen vardı. Sınav bitti bana dedi ki ‘Hocam siz emin misiniz üniversitede çalıştığınıza.’ Neden diye sorduğumda ‘Gülümseyebiliyorsunuz ve benimle konuştunuz. Burada bizim yüzümüze bakmazlar’ dedi. Tevazudan uzaklaşmanın kişiye zarar verdiğini düşünüyorum. Siz karşıya yaptığınızı sanıyorsunuz ama bence kişiye zarar. Biz insanız ne iş yaptığın önemli değil. Ben bu meslekteyim, kimileri başka meslekte. O yüzden bu algıyı kırmak gerektiğini düşünüyorum. Ve ben insanların bana dokunabildiğini görmeleri adına elimden geleni yapıyorum.

OKUMAYI, AYDINLANMAYI SEVSİNLER İSTİYORUM

Kitaplarınız çok beğeniliyor. İmza günlerinizde yoğun ilgiyle karşılaşıyorsunuz. Neler hissediyorsunuz?

Doktora çalışmam, doçentlik ve profesörlük çalışmam iki ayrı yayınevinden iki kez basıldı. İlk çalışmam ‘Orhan Kemal ve Romancılığı’ isminde. Profesörlük takdim çalışmam ise ‘Tanzimant Dönemi Anlatılarında Feminist Söylem’ isminde. Sonrasında profesörlük için yazdığım ‘Postmodern Roman’ iki bölümden oluşan bir çalışma. 2.’sini yazıyorum hala. İmza günlerimde kendimi görüyorum. Bir kitabı okumuşsunuz ve onu hazırlayan kişi karşınızda oturuyor. Ben çok heyecanlanırdım. Karşımda da heyecanlı insanlar görüyorum. Ben böyle durumlarda elimi uzatıyorum. O zaman kitaba da bilgiye de daha çok sarılıyor. Beni sevmelerinden çok okumayı sevsin, öğrenmeyi sevsin, aydınlanmayı sevsin.

POPÜLER KİTAPLAR ÇOK SATARKEN DEĞERLERİNİZİ DE SATIYOR

Son dönemde ınstagram fenomenleri ve blog yazarlarının kitap yazması ile ilgili neler düşünüyorsunuz?

Bir edebi eserler, bir de popüler eserler var. Popüler kültür dediğimiz mekanizma bir süre sonra asıl olanı, değerli olanı küçültüyor ve zarar veriyor. Asıl eserlerin görünürlüğünü ortadan kaldırıyor. Bir işgal var. Herkes şairim, herkes yazarım diyor. Kitap fuarlarına davet ediyorlar. Bu kim diyorum. Diyorlar ki ‘Bilmem ne ödülünü almış, şu kadar baskı yapılmış.’ Edebi mi diyorum. Ama popüler. Bir şeyin çok satması onu değerli kılar mı? Çok satıyor ama aynı zamanda sizin değerlerinizi satıyor. Evet o kazanıyor ama kazanırken dile, kültüre, ahlaka zarar veriyor. Edebi eser dediğimiz mekanizmaya zarar veriyor. Instagram fenomenlerinin bu kadar satması her anlamda çözülüş yaşadığımızın da göstergesi. Bundan edebiyat ve sanat dünyası da zarar görüyor.

‘BEN KADINIM YAPAMAM’ DEYİP KESTİRİP ATIYORLAR

Kadınların güçlü olması için tavsiyeleriniz nelerdir?

Güç kendini bilmek ve mücadeleni sürdürmektir. Bu noktada kadın olmaktan ziyade insan olmak önemli. Doğru insan olmak. Çevremizdeki kadınlara bakıyorum. Ben kadınım yapamam deyip kestirip atıyorlar. Profesör oluyor, bir şey dediğinde ‘Ama o erkek. Ben sempozyuma gidemem ki çocukları kime bırakalım’ diyor. Küçük yaşta sen kızsın, sen erkeksin denilerek çocukluktan bu rolü üstleniyor insanlar. O yüzden tecavüzler ve tacizler bu kadar yaygınlaştı. Çünkü doğru insan yetiştirmiyorsunuz. Doğru insan yetiştirseniz gördüğü herkese insan olarak bakar. Herkes birbirinin haklarını korur.

İSMİNDEN ÖNCE KİMİN EŞİ OLDUĞUNU SÖYLEYEN KADINLAR VAR

Kadınlar noktasında izlenimleriniz neler?

Kadınlar konusunda asıl önemli olan kendinize ne kadar değer veriyorsunuz. Kendiniz olarak mı var oluyorsunuz. Bazen birileriyle karşılaşıyorum. Elini uzatırken adından önce ‘Ben bilmem kimin eşiyim’ diyor. Adınız ne diyorum, adını söyleyemiyor. Yok çünkü, kimlik edinememiş. Ol yine onun eşi, ol onun kızı ama önce adını söyle. Etiketlerin gölgesinde yaşayan kadınlar var. Önce birinin kızıymış, sonra birinin karısı olmuş. Bunu kendine marifet sayıyor. Ben Ülkü olarak varım. Önce kendiniz olacaksınız ve kendi değerlerinize sahip çıkacaksınız. İnsanların olmazsa olmazları olmak zorunda. Bizde daha çok maddi şeyler söylenir ama asıl olmazsa olmazlarınız değerleriniz olmalı.

KTÜ OLARAK ÇALIŞMALARI SUNMA NOKTASINDA İLETİŞİM PROBLEMİMİZ VAR

KTÜ’nün başarısı ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

KTÜ, Türkiye’nin de dünyanın da belli üniversitelerinden birisi. Çok iyi akademisyenler var. Tek bir alanda değil birçok alanda önemli çalışmalarımız var. Ben geldiğim andan itibaren de KTÜ bilimsel anlamda tüm yeterliliğe sahip bir üniversite. Bütün mesele bunu dışarıya sunabilmeniz. Gelen eleştirilerin nedeni de aradaki iletişim kopukluğu. Ben çok biliyorum ama sizinle temas kurmazsam ve anlatmazsam haberiniz olmaz ve antipatiniz oluşur. Burada çok iyi çalışmalar yapılıyor ama sunma noktasında biraz sıkıntımız ve iletişim problemimiz var.

ATATÜRK SEVGiSi UZERiNDEN PARA KAZANILMAMALI

Yılmaz Özdil’in 2.500 liralık kitabı çok tartışıldı. Siz neler düşünüyorsunuz?

Burada paradan ziyade asıl konuşulması gereken konu, bir şeyi pazarlıyorsunuz da neyi pazarlıyorsunuz? Mesela en değer verdiğiniz bir şeyi pazarlayabilir misiniz? O kitabı ilk çıktığı zaman alan biri olarak söylüyorum edebiyat eseri değil. Yılmaz Özdil gazeteci olarak kendi üslubuyla yazmış. Buradaki ana nokta şu, Atatürk en kutsalımız ve o kutsala zarar verip vermediğinizi hesaplamanız gerekiyor. Aslında mesele oydu. Bunu hesap etmeleri lazımdı. Yazarların büyük çoğunluğu özel baskı yapar. Özel baskı başka bir şey ama burada zarar verme ihtimalini düşünerek hareket edilmesi lazımdı. Çünkü Yılmaz Özdil’e bir şey olmaz. Atatürk’ü merkeze aldı insanlar. Kutsala zarar vermemeniz, değerlerinizi pazarlamamanız lazım. Onun sevgisi üzerinden bir lira bile temin etmemeniz gerekiyor. Bir şeye çok değer veriyorum ama sonra diyorum ki fiyatı şu kadar. Bu çok hassas bir konu.

Röportaj: Ebru TAVŞAN

Fotoğraf: Fatih SAYGIN

İlgili Haberler